Sınava çalışmaya nihayet karar verdiğim için kendimi ödüllendirdiğim film: Casablanca Casablanca aslında Fas’ta bir şehir, filmde orda geçiyor olarak gözüküyor ama aslen Los Angeles’ta çekilmiş. Dönemin şartları malum olduğu için maddi yetersizliklerden ötürü bazı sahnelere yansımalarını görüyoruz. Gerçi ben izlediğimde…devamıSınava çalışmaya nihayet karar verdiğim için kendimi ödüllendirdiğim film: Casablanca
Casablanca aslında Fas’ta bir şehir, filmde orda geçiyor olarak gözüküyor ama aslen Los Angeles’ta çekilmiş. Dönemin şartları malum olduğu için maddi yetersizliklerden ötürü bazı sahnelere yansımalarını görüyoruz. Gerçi ben izlediğimde anlamadım ama mesela son sahnesinde Bogart ve Bergman'ın arkasında görünen mekanikçiler aslında, arka plandaki maket uçağını gerçek gibi göstermek için tutulmuş cücelermiş. Yine de maddi yetersizlikler çekildiğini görmek çok zor değil elbette zira Paris’te geçen sahnelerin perde önünde çekildiğini açıkça görebiliyoruz.
Film bittikten sonra çok etkilenemedim, bu sebeple neden bu kadar ses getirdiğini anlamak istedim. Araştırmalarım sonucunda film hakkında edindiğim bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim.
Filmin esin kaynağı “Rick’e Geliyor” adlı bir tiyatro oyunu. Gerçek şu ki bu oyundaki her şey kurgu değil. Her ne kadar arada geçen aşk hikayesi kurgu olsa da oyun yazarı, 1938'de Almanya Avusturya'yı ilhak ettiğinde, Viyana'daymış ve birçok arkadaşının ve tanıdığının Nazilerden kaçmasına yardım etmiş. Bu travmatik yolculuktan eve dönerken, mültecilerle dolu bir Fransız kafesinde siyahi bir piyanist görmüş. Bu, Sam ( Dooley Wilson ) karakterini ve onu çevreleyen evreni yaratmasına ilham vermiş.
Benim en çok ilgimi çeken detay ise şu oldu filmin son sahnesinde Humphrey Bogart'ın dışında hiçbir oyuncu filmin final sahnesi olduğunu bilmeden oynamış. Hatta Ingrid yönetmene kime aşıkmış gibi oynaması gerektiğini sormuş ve cevap ise “ikisine de” olmuş. Aslında Ingrid Bergman’ın unutulmaz bakışlarının sebebi tam olarak burada ortaya çıkıyor. Siyah beyaz bir filmde bakışlarını bu denli hissettirebilmek oldukça zor olmalı. Bi ara Türkiye’de oyununu çekmeyi planlamışlar ve İlsa için seçilen oyuncu Esra Bilgiç’miş odaklandıkları şey sanırım sadece bakışları olmuş bence çokta yerinde olmuş.
Bu kadar teknik bilgiden sonra film hakkında konuşacak olursam. Aslında son sahnede acayip ters köşe oldum. Devamında spoiler vereceğim. Çünkü klasik bir hikayeye dönüşecek sandım. Ilsa’nın Rick’e silah çektikten sonra ben aslında sana aşığım diyerekten Rick’e meyletmesi bana hiç geçmedi mesela. Ne diye kocan için silah çektin o zaman adama. Sonrasında Rick’in inanmış gibi yapıp çok farklı şekilde olayları ilerletmesi adama saygımı arttırdı. Çünkü şu klasik “aşk tüm zeki adamları yerle bir eder” klişesi bana hiç inandırıcı gelmiyor. Aşk her şeyin üstesinden gelemez bana göre. Mesela Rick’in bir repliği var:
Ilsa: Benden nefret mi ediyorsun?
Rick: Seni düşünecek vaktim olsaydı inan senden nefret ederdim.
Yani bu derece memleket derdine düşmüşken bir anda kadının dönmesi ve her şeyi tepetaklak etmesi ne bileyim. Çok mu mantıkçı bir insanım… Tabi Rick’te bir sorgulamadı değil yani “Bütün dünyada, tüm kentlerdeki tüm barlar arasında, o benimkine geldi.” Seninde imtihanın buymuş be Rick kardeş. “Dünya harabeye dönerken biz aşık olmakla uğraşıyoruz.” Şey gibi. “Aşk mı? Memleket bu haldeyken..” dünya ne zaman gün yüzü görmüşte aşk mevsimi gelmiş ki? Hep bir kaos hep bir savaş. Bu durumla ilgili de bir replik var:
Rick: Hiç bunlara değer mi, diye düşündüğün oluyor mu? Yani, savaştığın şeye.
Victor: Neden nefes aldığımızı da tartışalım bari.
Nefes almazsak, ölürüz, düşmanımızla savaşmazsak da dünya ölecek.
Rick: Ne olmuş? O zaman bu perişanlık da biter.
:d ben sanırım bu diyarlarda cirit atıyorum. Gündemi takip etmek bile çok zor. Bazen kimliğimi sorgulamıyor değilim ama gerçekten yoruluyorum. Her neyse.
Silah çekme sahnesinden sonra aslında Rick için tüm taşlar yerine oturdu diye düşünüyorum. Ilsa’nın hali çok netti. Bu sebeple Rick kocasıyla beraber gitmesine izin verdi.
Rick: Onları almak için her şeyi denedi ve hiçbir şey işe yaramadı. Beni hala bana aşık olduğuna ikna etmek için elinden geleni yaptı ama bu uzun zaman önce bitmişti. Senin iyiliğin için öyle değilmiş gibi davrandı ve ben de rol yapmasına izin verdim.
Benim için adamın tüm karizmasının ortaya çıktığı repliktir. Mesela film hakkında yorumlar okurken birinin yorumu çok ilgimi çekti. O diyordu ki burda her şeyi ortaya dökmesinden sonra zaten Ilsa ve Laszlo arasında aşk olamaz bu sebeple de filmin son repliğini söylüyor: “Louis, bence bu harika bir dostluğun başlangıcı.” :d
Çok yerinde. Birde tabi Ilsa arasında geçenler
Rick: İkimizde Victor'a ait olduğunu hep biliyorduk.
Sen, onun görevinin bir parçası, onun desteğisin.
O uçak kalkarsa ve sen onunla gitmezsen pişman olacaksın.
Belki bugün değil, yarın değil ama yakında. Bütün hayatın boyunca.
Ilsa: Ya biz?
Rick: Paris hep bizim olacak.
Karakter gelişimi olarak harika bir filmdi. Rick’in içindeki kahraman ruhu izledik. Başlarda umursamaz takılsa da aslında sadece bu yaşananlar onun içyüzüydü. Ben bazen karakterle uyumsuz davranışlar gördüğümde filme karşı saygımı yitiyorum ama zaten şunu anladım ki bu filmi klasik yapan şey kesinlikle son sahnesidir.
“Here's looking at you, kid.”
🎵As Time Goes By