🇰🇬 🇰🇿Sarı-Özek bozkırında Kazangap'ın cenaze alayından, uzayda yeni bir canlı türü keşfeden astronotlara kadar uzanan bir hikaye. Varın siz düşünün nasıl bir hikaye... Aslında birden fazla şey anlatan bu kitabın farklı farklı derinlikli noktaları var. Ama belki de en derin…devamı🇰🇬 🇰🇿Sarı-Özek bozkırında Kazangap'ın cenaze alayından, uzayda yeni bir canlı türü keşfeden astronotlara kadar uzanan bir hikaye.
Varın siz düşünün nasıl bir hikaye...
Aslında birden fazla şey anlatan bu kitabın farklı farklı derinlikli noktaları var. Ama belki de en derin noktası, Sovyet Rejiminin, türk dünyasına asimilasyon politikalarıyla verdiği zararı; atasını, özünü, kendini unutan “Mankurt” üzerinden anlatmasıdır.
Ölüm bir yolculuktur. Yaşarken dokunduğumuz her ruha çarpa çarpa şekillenen ve geride bıraktıklarımızın zihinlerinde devam ettirdiğimiz bir yolculuk. Gitmek, gelmeyi hiç bilmeyen birinin öncelikli derdi midir? Bence korku, gitmenin yitmekle sonuçlanan halinden doğmaz; korku hiç gelememiş, varamamış olanların peşinden giden ve geriye baktıkları an hayat bulan bir duygudur. Matem acıdan da başka şeyler fısıldar, hakikatten uzaklaşan kulaklarımıza. Nice haksız ölümler, asırlarca uyanış çağrısı olur, haykırır topraklarımıza. Kanımıza, ruhumuza, damarlarımıza...
Bir kitap okumaktan ibaret değildir mesele. Mesele derindir, birçoklarının boğulduğu sığ denizde. Ölüme varacak olan, ve ölümle yeniden doğrulacak olan yolculuğundan ayırdığın vakitle, bakıyorsundur bir insan evladının zihninin içine. Sayfalarında kayboluyorken buluyorsundur kendini, kaybolduğun sayfaların noktaları içinde. Öğrenmek yükselmek için değildir. Veyahut görünmek için aklıselim bir mertebede...
Öğrenmek yaşamak içindir, yaşamak ise ölmek için neticede.
Bu kitap bana bu cümleleri yazdırdı. Kim bilir nasıl kök salar başka yüreklerde.
🍃
“Eski meseldi: Hür yaşamaya alışan köleliğe kolay kolay alışamaz.”
"Dünya kuruldu kurulalı, Aral vardı. Şimdi o bile kuruduğuna göre insan ömrünün lafı mı olur?"
“Kollektifleştirme devrinde Sincan'a (Doğu Türkistan'a) kaçan Kazak ve Kırgızların geri gelmeye başladıklarından söz etti. Çinliler komünlerde onlara hayatı zehir etmişler. Yemeklerini evlerinde kendileri pişirip yemelerine izin vermemişler. Günde üç defa aşevlerinde kaynatılan kazanların önünde, büyük küçük sıraya giriyor, tabaklarına ne koyarlarsa onu yiyorlarmış. Öyle güç şartlar altında bırakılmışlar ki, şimdi hepsi varını yoğunu bırakıp kaçıyor, kabul edilmeleri için de Sovyet otoritelerinin elini eteğini öpüyorlarmış.”
“Öğretmen ayakta duruyor, gösterme sopasının ucunu haritada görünmeyen bir noktada tutuyordu. Öğrencilerin hiçbiri bakmadı o noktaya. Oysa oradan bir makineli tüfek daha ateş açmış, onu biçmiş, yamaçtan aşağı ağır ağır yuvarlamıştı. Öğretmenin akan kanı, mavi - yeşil - kahverengi haritanın üzerine yayılıyordu. Hiçbiri görmüyordu bunu...
Bu olaydan birkaç gün sonra öğretmeni il yönetim merkezine çağırdılar. Savunmasına fırsat bile bırakmadan, görevinden ayrılmak istediğine dair bir dilekçe imzalattılar ona. Eski bir savaş esirinin yeni yetişen nesile öğretmenlik yapacak moral değerlere sahip olmayışı ayrılma gerekçesi olarak gösteriliyordu.”
“Men batası ölgen boz maya
Tulıbın kelip iskegen...
Ben, öldürülen ve derisine saman doldurulan
yavru devenin anasıyım, buraya, saman dolu bu tulumu koklayıp, yavrumun kokusunu almaya geldim.”
“Herkes gidebilir, herkes kaçabilir ama, herkes kendine hakim olamaz, herkes kendine karşı zafer kazanamaz.”