Normalde bu yazıya olumsuz başlayacak ve bütün umutlarımın,bu filme bağladığım duyguların hiçe sayıldığını söyleyecektim. Aynı zamanda bu filme ilk gönderi yazan ben olmamın cesareti ile baya bir yerlere vuracaktım filmi. En azından ilk 1 saatini izlerken düşüncem böyleydi. Film ölen…devamıNormalde bu yazıya olumsuz başlayacak ve bütün umutlarımın,bu filme bağladığım duyguların hiçe sayıldığını söyleyecektim.
Aynı zamanda bu filme ilk gönderi yazan ben olmamın cesareti ile baya bir yerlere vuracaktım filmi.
En azından ilk 1 saatini izlerken düşüncem böyleydi.
Film ölen bir ruhun işlediği büyük bir günah yüzünden reenkarnasyon geçiremeyeceğini anlatarak başlıyor.(Ki bu sahnelerde sanki o ruh biz gibiyiz konuşmaları onu gözünden görüyoruz.Ve ruhun bir sesi yok.Bu detayları gerçekten beğendim.)
Ama bu ruh'a bir şans veriliyor! Başka birinin bedeninde bir staj yapacak ve bu staj süresinde işlediği günahı hatırlarsa tekrar reankarne olabilecek.
Ruh bunu istemesede başka seçeneği yok.
Girdiği beden 14 yaşında intihar etmiş Makoto Kobayashi'nin bedeni.
Makato'nun tam anlamıyla berbat bir hayatı var yani film ilk 1 saatte bize buna gösteriyor.
Sevdiği kız kendinden yaşça büyük adamlarla para için birlikte oluyor.
Annesi babasını aldatmış.
Abisi umursamaz ve kendini düşünen biri.
Babasının hayali ve yaşama dair amacı yok.
Okulda görünmez.
Dersleri berbat.
Ve tek desteği en yakın dostu olan anneanneside 1 yıl önce ölmüş.
Daha ne kötüye gidebilir ki?
Üstelik bu bedenin içine giren ruhta çok can sıkıcı,bir şeyleri çözmek yerine saçma sapan davranıyor ve hiç bir ilerleme kaydetmiyor.
Ama orada bir dur.
Hepimizde böyle değil miyiz? Hayat berbat giderken çoğu zaman kaçıyoruz,
saklanıyoruz,sinirli biri oluyoruz ve kaba davranıyoruz.
Kendimizi sanki olduğumuzdan daha kötü biri gibi tanımlıyoruz.
Ve film işte tam burada,dur diyor.
"İnsanlar sadece tek bir renkten ibaret değil, birçok renkleri var. Gerçek renginin hangisi olduğunu kim bilebilir ki? Önemli olan tek bir rengin olması değil. Güzel renklerin de olması, kötü renklerin de olması... Sadece renkli ol. Renkli bir şekilde yaşa."
Ve karakterin ağzından dökülen bu cümleler izlediğimiz o kötü bir saatin aslında bilerek böyle yapıldığını fark ettiriyor.
Ve o sırada anlam kazanıyor bir şeyler...
Ruh (artık ona makato diyeceğim çünkü makatonun bedeninde) okula gitmeye karar veriyor.O iğrenç aileden kaçmak için.
Aslında pek bir şeyleri umursadığı da yok sonuçta bu onun hayatı değil.
Ama işte orada bir karakterle tanışıyoruz.
Saotome.
Makato sınıfa girdiği andan itibaren herkes ona tuhaf bakar,selam vermez.
Ama bu karakter diğerlerinin arasından bir şekilde ayrılır ve her sahnede görürüz ki o gülümser.
Ve orada bir kişi daha var ama ona ayrı bir başlık açacağım.
Makato bu sınıftanda kaçmak ister.Ve kendisini resim odasında bulur orada daha önce bu bedenin sahibi olan ruhun yaptığı resimlere bakar.
Karşımıza bir tablo çıkar.Denizin veya büyük bir okyanusun içinden koşarak yukarı çıkmaya çalışan bir at.At hızı ve gücü temsil eder ama okyanusun içinde bunların bir anlamı yoktur.Yinede koşar.
Bu tabloya bakarak huzur bulduğunu söyler makato.
Filmin ilerleyen sahnelerinde makato tarzını degistirir.Pahalı ayakkabılar alır saçlarına jöle sürer.
Burada önemli detay ayakkabı metaforudur.
Makatonun sahip olduğu ayakkabılar pahalıdır ama bu kadar.Yoktur bir ruhu yoktur bir anısı.
Ayakkabıları çalınır ve makato dövülür.
Bundan sonra okula gitmez ve dışarıda aylak aylak dolaşırken Saotome ile karşılaşır.Saotome eski tren istasyonlarının kalıntılarına/anıtlarına bakmaya gidiyordur ve Makatonunda işi yoksa onunla gelebileceğini söyler.
Buradaki tren önemli bir semboldür.
Japonlarda ve çoğu kültürde tren yaşam yolculuğunu simgeler.Ve bu ikisinin eski tren hatlarını araması geçmişle bağ kurma yada hayatın rotasını belirleme olarak yorumlanabilir.
Bu tatlı yolculuktan sonra aralarında dönen sohbetler onları daha da yakınlaştırır.
Ve Makato ayakkabılarının çalındığından bahseder.
"Yeni ayakkabılar almıştım ama onlar bile benden nefret edip kaçtılar. Ayakkabılarım bile beni terk etti."
(Umuyorum ki asıl cümle bu olsun yanlış
hatırlıyor olabilirim.)
Ve ilerleyen kısımlarda Saotome bir ayakkabı dükkanı bildiğini isterse birlikte gidebileceklerini söyler :).
Saotome'nin arkadaşlığı ve artık Makato'nun içinde ruhun bir şeyleri fark etmesiyle filmin son bir saati sanki çok sevdiğiniz bir yemeğin son lokması gibi hissettirir.
Yukarıda o sınıfta bulunan bir kişi hakkında daha konuşacağımı söylemiştim.
İşte o kişi:Shoko Sano
Gözlüklü,kısa saçlı ve silik biri.
Makato gibi.Sanki Makatonun kız hali.
Ve onu belkide en iyi tanıyan kişi...
Hatta bu ruhun Makatonun bedenine girdiğinde ve okula döndüğünde en baştan beri "Sen eskisi gibi değilsin." dedi.
Çünkü biliyordu aynı kişi değildi.
Her zaman Makato'yu izlemiş ve hatta ondan cesaret almış.Onun icin resim kulübüne katılmış.
Ama Makatonun içinde ruh baştan beri ona kaba davrandı.Çünkü bu kız eski Makatoya benziyor,unutulmak istenen bir geçmişe.
Ama film işte tam olarak bize bunu söylüyor.Geçmişi veya acılarını yatağın altına süpürmeye devam edebilirsin.Amq eninde sonunda orası dolacak.
Her şekilde kendimizi sevmeliyiz iyisi ve kötüsü ile.
Makato yavaş yavaş farketmeye başlıyor ve filmin başta kullanılan o soluk renkleri yerini canlı renk paletin alıyor.Ne hoş bir değişim,ne hoş bir hikaye anlatışı bu.
Daha fazla yazarsam sonunuda söyleyecek gibiyim o yüzden burada duruyorum.
Kendimi gördüğüm çok karakter oldu.Film sahneleri öyle bir hissettirdi ki bisiklete bindikleri bir sahnede yüzlerine vuran rüzgarı hissettim.
Aynı zaman bana tekrar hatırlattı.Önyargıyı kırmak kolay değil...
Abisi aslında ne düşünceliymiş.
Herkesi tek bir kalıba oturtmak ne acı,çok renkliyiz biz ve kendimizi,başkalarını tek bir renk ile tanımlamamalıyız.
Bir kaç genel kültür bilgisi daha veriyim
Filmde bu ruha rehberlik eden ismi "PuraPura" olan bir rehber var.
Purapura japoncada amaçsızca ortalıkta gezinmek boş boş dolanmak anlamlarına geliyor.
Filmin sonuna izleyince ismin anlamı daha mantıklı gelecek size :).
Bu film hakkında sayfalarca yazabilirim,saatlerce konuşabilirim ve uzun bir süre zihnimden atamayacağım,gördüğüm rüyalara benziyor...
O yüzden yine filmden bir söz ile bitiyorum,
"Rengarek olmak yeterlidir.Rengarenk yaşa lütfen."
☆Filmin Aldığı Başlıca Ödüller☆
•34. Japon Akademi Ödülleri (2011): "Yılın En İyi Animasyonu" dalında Mükemmellik Ödülü'ne layık görüldü.
•Annecy Uluslararası Animasyon Film Festivali (2011): Dünyanın en önemli animasyon festivallerinden biri olan Annecy'de hem İzleyici Ödülü'nü kazandı hem de Özel Mansiyon ödülünü aldı.
•65. Mainichi Film Ödülleri: "En İyi Animasyon Filmi" ödülünü kazandı.
•14.Japon Medya Sanatları Festivali: Animasyon dalında "Mükemmellik Ödülü" sahibi oldu.
Kendime not: Bu filmin sonunu unutmadan yaşa.