Güzellik, mükemmelden eksik kalmakta değil midir zaten? Güzellik de tezatlara ihtiyaç duyar. Daha az güzel olan yanlar, güzel olanları iyice öne çıkartır. Enflasyonu olduğundaysa güzelliğin aşınır, yıpranır. O halde en iyisi fazla abartmamalı. Kozmetiği de, fitnesı da. Güzelliğin ölçüsü, eksiklik…devamıGüzellik, mükemmelden eksik kalmakta değil midir zaten? Güzellik de tezatlara ihtiyaç duyar. Daha az güzel olan yanlar, güzel olanları iyice öne çıkartır. Enflasyonu olduğundaysa güzelliğin aşınır, yıpranır. O halde en iyisi fazla abartmamalı. Kozmetiği de, fitnesı da. Güzelliğin ölçüsü, eksiklik hissettiren çok az ile gına getiren çok fazla arasında bir yerlerdedir. Kendi kendisini olumlaması mümkün hale gelirse insanın, kendiyle dost olmanın sekizinci yordamını yerine getirmiş olur. Bunun için ona kimin veya neyin yardımı dokunabilir? İnsan güzelliği kendi içinde keşfedebilir. Mesela fikirlerinde veya özlemlerinde yahut kendi üzerinde keşfedebilir. Mesela dış görünüşünün ayrıntılarında. Etrafımızdaki güzellikler de kendimizi güzel bulmamızı sağlayabilir. Mesela karşılaşmamıza sevinen ötekinin gözlerindeki ışıltıda kendi yansımamızı görebildiğimizde. İnsan kendi başına ve müştereken mekansal, toplumsal ve mesleki çevresini orada kendini başka yerlerdekinden daha fazla olumlanabileceği hale getirmek için çaba gösterebilir. Bu çaba her şeyi kendine uyar hale getirmeye varmamalıdır. Yaptığınız değişiklikler illa ideal sonuçlar doğurmaz. Fakat eğer bütün o inatçı eksiklerinizle beraber kendinizi olumlayabilirseniz, başkalarını, hayatı ve dünyayı geri kalan bütün yetersizlikleriyle beraber olumlayabilmeniz kolaylaşır. Güzel miyim? Bunun cevabını başkalarından değil, kendimden beklemeliyim. İçimdeki ve görünümümdeki her şeyin olumlanmaya değer olması, her şeyi güzel bulmam gerekmez. Olumlayabileceğim bazı şeyler olsun yeter ki, onlarla diğer yanları telafi ederim. Bir dostun da baştan aşağı olumlanmaya değer olması gerekmez. Yine de arkadaşımdır. Bu başlı başına güzel bir şeydir. İnsanın kendiyle dostluğunda da öyledir. Kendim için olabileceğim güzel ben, aynı zamanda arkasında durabileceğim hakikatli bendir. Tıpkı hakiki dostların ilişkisindeki gibi, kendine karşı dürüst olur, kendine yalan söylemez, kendini aldatmaz. Bunu da ahlaki sebeplerle değil, böylece hayatını güvenilir bir zemine oturtabildiği için yapar. Düşünsel benin sürekli yeniden giriştiği eleştirel kendini sorgulama, zayıflıkları ve hataları için kendini mahkum etmeye değil, kendini daha iyi görmeye ve bu temelde kendiyle daha iyi başa çıkabilmeye hizmet eder. Yargılamak kapar insanları, empati ise açar onları. Bu insanın kendiyle ilişkisinde de geçerlidir. Böylece kuvvetlerini kendi kendisiyle sonu gelmez mücadelelerde heder etmek yerine, onlar üzerinde özgürce tasarruf edebilir. İnsanın iç berraklığı, dıştaki ışıltısında görünür olur. Güzel ve hakikatli bir benliğin parıltılı bir dış tasvire muhtaç olmadığını anlarız.