Hamnet'in ölümü, Hamlet'in doğuşu'... Chloe Zhao'nun yönettiği 8 dalda Oscar adayı 'Hamnet'de sanatsal üretimin yaralı kalplerin acısına deva olacak önemli anlarına tanıklık ediyoruz. Paul Mescal ve Jessie Buckley’nin olağanüsü yorumlarına hayran oluyoruz. Ölümlü hayat ve ölümsüz sanatın kaynaştığı nefis bir…devamıHamnet'in ölümü, Hamlet'in doğuşu'... Chloe Zhao'nun yönettiği 8 dalda Oscar adayı 'Hamnet'de sanatsal üretimin yaralı kalplerin acısına deva olacak önemli anlarına tanıklık ediyoruz. Paul Mescal ve Jessie Buckley’nin olağanüsü yorumlarına hayran oluyoruz. Ölümlü hayat ve ölümsüz sanatın kaynaştığı nefis bir finalde gözyaşları tutulamıyor.
Stratford kayıtlarına göre 17. yüzyıl İngiltere’sinde ‘Hamnet’ ile ‘Hamlet’ aynı anlamda isimlermiş. Buradan, Chloé Zhao’nun büyük yankı uyandıran 8 dalda Oscar adayı yeni çalışması ‘Hamnet’in William Shakespeare’in ölümsüz yapıtı ile ilişkili olduğu hemen ortaya çıkıyor. Dahası, Maggie O’Farrell’in filme kaynaklık eden 2020 tarihli aynı adlı çok satan romanını İngiliz yazarın özel yaşamına ilişkin bir fantezi üzerine kurduğu biliniyor.
Hikaye 1580’lerde başlıyor. İngiltere kırsalında eldiven ustasının oğlu William (Paul Mescal), kan kırmızısı elbisesiyle ormanda salınan Agnes’e (Jessie Buckley) ilk görüşte vurulmuştur. Kolunda ehlileştirdiği baykuşu, şifalı otları, küçük yaşta kaybettiği annesinden miras sezgi yeteneğiyle tam anlamıyla doğanın kızıdır Agnes. Willie’nin anlattığı Orpheus ile Euridyce’nin trajik aşk hikâyesini hayran hayran dinler ve onun sevdasına kayıtsız kalmaz. Hamile kalıp üvey annesi ile sorun yaşadığında soluğu oğlan evinde alacak olan genç kız, ‘ormanın cadısı’ olarak mimlenmiş olması nedeniyle önceleri pek hoş karşılanmaz ise de iki genç sonunda evlenirler.
İlk çocukları Susanna büyürken Agnes bir kez daha hamile kalır. Willie iyi adamdır, iyi babadır ama eşinin de çok iyi gözlemlediği gibi yaşadıkları köy ortamı onu boğmaktadır. Babasının borçlarını ödemek için verdiği Latince dersleri dışında oyunlar yazmak, kelimeler dünyasında yol almak ister. Kendini bir yazar olarak ifade etmesi ve eserlerini tanıtması için büyük şehre, tüm dünyanın buluştuğu Londra’ya gitmesi lazımdır artık. Karısı, giderek dar bir alanda kaybolarak mutsuzluğa sürüklenen genç yazarın en büyük destekçisi olacaktır.
İkizler William evden uzaktayken dünyaya gelir. Hamnet ve Judith okul çağına geldiklerinde aile mutludur. Londra’da giderek tanınmaya başlamış olan babaları yakın bir gelecekte onları yanına alma planları içindedir. Ancak doğada başlayan huzursuzluk, arıların tedirginliği kentten kırsala yayılan veba salgınının habercisidir. Ölümcül hastalık, zorlukla yaşama tutunmuş kırılgan Judith’i değil, Hamnet’i sevdiklerinden koparıp alır. Evlat kaybıyla kedere gömülen Agnes yanında olmadığı için kocasını suçlar. William ise büyük acısına ‘Hamlet’in dizeleriyle deva bulmaya çalışırken biricik oğluna ölümsüz olmanın kapılarını açacaktır.
‘Hamnet’in klasik bir Shakespeare biyografisi kolaylığına kaçmadan evlatlarını yitiren bir anne babanın çekildikleri karanlıktan çıkma çabaları üzerine yoğunlaşması, filmin en alkışa layık yanı olmuş. Bu noktada ‘Kederin Portresi’ başlıklı yazımda incelediğim, Yaşamın Kıyısında / Manchester by the Sea’ ile yakın akrabalığı olduğunu not düşmek isterim.
Çin asıllı sinemacı proje kedisine geldiğinde ilk başta tereddüt ettiğini ifade ediyor. Hem kendisinin anne olmaması, bir de ayrıntılarını açıklamadığı kendi annesine ilişkin geçmişe dair travmaları onu düşündürmüş. Sonrasında İrlandalı O’Farrell ile birlikte, Stephen Greenblatt’ın 2004 tarihli ‘The Death of Hamnet and the Making of Hamlet’ adlı denemesinden de yararlanarak tuğla kalınlığındaki kaynak romanı 90 sayfalık bir senaryoya indirgemişler.
Pawel Pawlikovski’nin siyah-beyaz başyapıtı Soğuk Savaş / Zimna Wojna’dan hatırladığımız Lukasz Zal’ın sinematografisi ve Max Richter’in ruhani müzik çalışmasından büyük destek alan yapım kişisel dramlar üzerinden ilerlerken, Shakespeare’in ‘Romeo ile Juliet’ üzerine çalıştığı ya da üç çocuğun ‘Macbeth’ tragedyasından bir bölümle eğlendiği kısa pasajlar filme renk katmış. Şu günlerde sinema aleminde çokça konuşulan etkileyici final içinse kadim Globe Tiyatrosu aslına yakın bir ölçekte yeniden inşa edilmiş. ‘Hamlet’ tragedyasının ilk kez sahnelendiği son bölümde ise film zirveye çıkıyor.
Bu günlerde yine çok sözü edilen, Manevi Değer / Sentimental Value’nün finalini hatırlatan, büyük bir başarıyla kotarılmış bu katarsis sekansında sanatsal üretimin yaralı kalplerin acısına deva olacak önemli anlarına tanıklık ediyoruz. Mescal ve Buckley’nin olağanüsü yorumlarına hayran oluyoruz. Ölümlü hayat ve ölümsüz sanatın kaynaştığı noktada gözyaşları tutulamazken, Hamnet (Jacobi Jupe) ve temsildeki Hamlet’i (Noah Jupe) canlandıran abi / kardeşin kilit sahnelerdeki pırıltısına, Shakespeare dehasının hafızalara kazılı dizeleri eşlik ediyor: …Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! / Düşüncemizin katlanması mı zalim kaderin oklarına / Yoksa diretip bela denizlerine karşı dur, yeter demesi mi? / Ölmek, uyumak sadece…