“Geceyle kuşatılmış Sonsuz gürlüğü solukların Büyük dokunulmaz perdeler Fısıltılar Bunları yazan ben değilim sanki Yazıyorum (Hepsi öyle ya da böyle) Herşey suskunluk içinde parçalanıyor Kağıt üstünde Az önce Geçti bir araba Işıkları sönmüş evler arasından Yıldızlara doğru Uzanmış bahçeler Bir…devamı“Geceyle kuşatılmış
Sonsuz gürlüğü solukların
Büyük dokunulmaz perdeler
Fısıltılar
Bunları yazan ben değilim sanki
Yazıyorum
(Hepsi öyle ya da böyle)
Herşey suskunluk içinde parçalanıyor
Kağıt üstünde
Az önce
Geçti bir araba
Işıkları sönmüş evler arasından
Yıldızlara doğru
Uzanmış bahçeler
Bir ağaçtım konuştum
Yapraklar ve gözlerle kaplanmıştım
Bir söylentiydim kendi kendine yayılan
Bir imge demeti
(Birtakım işaretler karalıyorum şimdi
Eğri büğrü
Siyah üstüne beyaz
Harflerin minik bahçesi
Kavuşuyor ışığa yeşeren bir lambayla)
Geçip gitti araba
Uyuyan mahalleleri
Koştum düşüncelerimin ardından
Benimkilerin ötekilerin
Anılarda kalanlar hayata geçenler tasarlananlar
Adlar
Kıvılcım artıkları
Gece eğlencelerinde gülüşler
Saatlerin dansı
Burçların yürüyüşü
Ve öbür paylaştığımız yerler
İnsanlara mı inanıyorum ben
yoksa yıldızlara mı?
İnanıyorum
(İşte burada bir dizi noktayla
gözler önündeler)
Görüyorum
Yıpranmış sütunlu sundurma
Vebayla yontulmuş heykeller
İki sıra dilenci
Ve burun sızlatan koku
Tahtında bir sultan
Sarılmış etrafı
Sanki cariyeleriymişcesine
Rayiha akımlarıyla
Neredeyse saf bedensel dalgalanmalar
Sandaldan yasemine ve hülyalarına dolar
Gizlidir
Biçimlerin hareketi
Zamanın hareketi
Onların kendinden geçerek kaynaşmalarında
Tavuskuşu kuyruğu evrensel bütünlük
Diğer gözlerin şavkında
Gözler sürüsü
Tonlar yansımalar tek bir gözden
Yalnız bir günes.
Gizli
Ardında ışıltılar pelerininin
Ve harikalar gelgitinin
Her şey yalım yalım
Taşlar kadınlar su
Her şey yontulmuş
Renklerden biçime
Biçimden yanışa
Her şey yitip gidiyor
Tahtanın ve metalin müziği
Tanrının hücresinde
Tapınağın dölyatağı
Çözülmüş güneşlerin müziği
Müzik
Rüzgârla suyun kucaklaşmaları
Ve maddeler üstünde birbirlerine karışarak
İnleyişleri gibi
İnsan sesi
Öğle sıcağında ay
Bedenden ayrılan ruhun yakınması
(Kefaretimi bilmeden yazıyorum
Arıyorum onu
Yazdığım satırlar arasında
Bir lambadır düşgücüm
Yanmakta
Gecenin ortasında)
Soytarı
Aslolanın maymunu
Kıvrım kıvrım
Çengel
Solgun küllerle kaplı
Bakıp bakıp gülümsedi bana bir Sadu
Seyrederek kendi kıyısından
Ötelerden ötelerden
Hayvanları ve ermişleri nasıl seyrederse
Çıplak bakımsız pasaklı
Sabit bir ışık madensi gözleri
Konuşmak istedim onunla
Yanıtladı basaklarının gurultusuyla
Gider oldu
Nereye
Varlığın hangi iline
Hangi dünyaların yaşantısındaki açık göğe
Ne süre içinde?
(İşte yazıyorum
Her harf bir tohum özü
Bellek
Taşır gelgitinde
Ve yineler kendi öğlesini)
Gider oldu
Ermiş derbeder ermiş
Bir açın veya bir keşin ilahi kendinden geçmesinde
Görüyor olmalı Krişna'yı
Kıvılcımlı mavi ağaç
Kuraklıkta püsküren gecenin fıskıyesi
Çatlamış taşta olmalı ki
Yokladı elleri dişılğin şeklin
Ve yarığını
Belli bir şekli yoktur başdönmesinin
Şöyle ya da böyle ne farkeder
Ona gelince ölüleri yaktıkları sekide hayat sürer
Yalnız caddeler
Evler ve gölgeleri
Her şey aynıydı herşey farklı
Geçti gitti araba
Susup kalmıştım
Ağzımdan kaçan düşüncelerimin arasında
(Gider oldu
Soytarı ermiş dilenci ermiş ilençli sultan
Böyledir bu
Ezelden beri böyle
Bu sürüp gidende
Her şey kendisinden sorgulu
Kapanmış
Bu değişmez yazgıya
Kapanmış biçare put
Kendi içine)
Gider oldu
Bana kıyısından baka baka
Gözlüyor beni
Şu bitip bitip yinelenen öğlesinden
Bir gezinti saatindeyim ben
Araba gidiyor evler arasında
Yazıyorum bir lambanın aydınlığında
Mutlaklar sonsuzluklar
Ve sınırları kesişenler
İlgilendirmiyor beni
Yaşamaya ve ölmeye açım ben
Yazıyorum bildiğim ve inandığım şeyleri
Gelip gelip çatması anın
Ne eylediysen
İçinde yekpare varlığın
Yontulduğu ve bozulduğu harekettedir
Bilinç ve eller zamanı kavramak içindir
Bir tarihim ben
Kendini yaratan bir bellek
Bir başıma olmadım hiç
Seninle konuşurum an be an Konuşursun sen de benimle
Giderim karanlıklara işaretler dike dike.”
(Sayfa 66-70)