2026 (32. Film) Yine sıkça karşıma çıkan filmlerden bir tanesi. Filmi konusuna bakmadan izledim. O açıdan benim adıma biraz şaşırtıcı bir film oldu. Daha hareketli bir film beklerken baya baya belli bir felsefe üzerine yazılmış bir hikaye karşıladı beni. Bunca…devamı2026 (32. Film)
Yine sıkça karşıma çıkan filmlerden bir tanesi. Filmi konusuna bakmadan izledim. O açıdan benim adıma biraz şaşırtıcı bir film oldu. Daha hareketli bir film beklerken baya baya belli bir felsefe üzerine yazılmış bir hikaye karşıladı beni.
Bunca zamandır Raf'ta film yorumluyorum. Ve belki de şimdi söyleyeceğim şey yüzünden ağır eleştirileceğim ancak ben filmi çok beğenemedim. Her ne kadar ImdB ve Raf puanı 8+ olsa da film bende pek karşılık bulamadı. En basitinden gökdelen üzerinden verilen önemli olan düşmek değil yere çakılmaktır mesajı gibi birçok mesaj içeriyor film. Oyunculuklar gayet iyi. Paris'in arka sokakları değil bence Paris'in gerçek yüzünü, sokaklarını görüyoruz. Kamera açıları, görüntünün siyah beyaz oluşu gibi birçok güzel detay da var. Ancak film bittiğinde kendime beğendim mi sorusunu sorduğumda pek bir karşılık alamadım açıkçası. Beklentimin daha hareketli bir film olmasından kaynaklı da olabilir bu bilmiyorum ama ben filmin özel kamera açılarına da rağmen filmin içinde bulamadım kendimi.
Sonuç olarak izlediğime pişman mıyım? Hayır. Hayal kırıklığı mı? Beklentim farklı olmasına karşın yine hayır. Olay aslında tamamen benim izleyici zevkimle örtüşmüyor oluşu. Her şeye rağmen final sahnesi şaşırtıcı ve ağızları açık bırakan cinstendi. Kendisinden sonra ki filmler için bir rehber ve birçok insanın sesi olmuş. Bu sebeple 6.5 verecektim normalde ancak sinema tarihinde de önemli bir yeri olduğunu göz ardı edemeyeceğim. Yuvarlayarak 7 puan veriyorum. Beğeneceğinize eminim tavsiye ederim.
7.0/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Yönetmen Mathieu Kassovitz, senaryoyu 1993 yılında Paris'te kelepçeliyken bir polis tarafından vurularak öldürülen 17 yaşındaki Makomé M'Bowole’un gerçek hikayesinden esinlenerek yazdı.
2- Film 1995 Cannes Film Festivali'nde gösterildiğinde, güvenlikten sorumlu polis memurları, filmin polisi "acımasız" gösterdiğini savunarak perdeye arkalarını dönüp sessiz bir protesto gerçekleştirdiler.
3- Dönemin Fransa Başbakanı Alain Juppé, filmin toplumsal etkisinden o kadar etkilendi ki, tüm kabine üyelerine filmi izleme zorunluluğu getirdi.
4- Bugün bir dünya yıldızı olan Vincent Cassel (Vinz), bu filmden önce tanınmıyordu. Karakterinin o "öfkeli ve dengesiz" hali, onu bir gecede Fransa'nın en ikonik yüzü yaptı.
5- Film aslında renkli olarak çekildi. Ancak yönetmen Kassovitz, banliyölerin o "gri ve umutsuz" havasını vurgulamak için kurgu aşamasında filmi tamamen siyah-beyaza çevirmeye karar verdi.
6- Camdan dışarı hoparlör çıkarılan o meşhur DJ sahnesi için ekip, kamerayı bir helikoptere takmak istedi ancak bütçe yetmedi. Çözüm olarak kamerayı özel yapım bir "oyuncak uçak" üzerine monte ederek o efsanevi çekimi yaptılar.
7- Vinz'in aynanın karşısında kendi kendine konuştuğu sahne, Robert De Niro'nun Taxi Driver filmindeki meşhur "You talkin' to me?" sahnesine bir saygı duruşudur.
8- Üç ana karakterin (Vinz, Said, Hubert) isimleri, oyuncuların gerçek isimleridir. Yönetmen bu yolla karakterlerin "gerçek insanlar" olduğu hissini güçlendirmek istemiştir.
9- Vinz'in film boyunca gördüğü o inek halüsinasyonu, banliyö hayatının ne kadar absürt ve gerçeküstü bir noktaya geldiğini simgeler; ancak çekimlerde gerçek bir inek seti birbirine katmıştır.
10- Çekimler başlamadan önce üç ana oyuncu, banliyö hayatını tam anlamıyla kavramak için Paris'in en sert mahallelerinden biri olan Chanteloup-les-Vignes'de 9 ay boyunca yaşadılar.
11- Filmdeki o meşhur "geriye giderken ileri odaklanma" (Dolly Zoom) sahnesi, Fransız sinemasındaki en teknik ve başarılı örneklerden biri kabul edilir.
12- Yönetmen Mathieu Kassovitz, filmde bir deri ceketi yüzünden darp edilen ırkçı bir genci canlandırarak kısa bir süre ekranda görünüyor.
13- Sette kullanılan silah aslında bir oyuncaktı; ancak o kadar gerçekçiydi ki çekimler sırasında mahalle sakinleri polise gerçek bir çatışma çıktığına dair ihbarlarda bulundu.
14- Film sadece 2.5 milyon Euro gibi çok düşük bir bütçeyle çekilmesine rağmen, dünya çapında milyonlarca izleyiciye ulaştı.
15- Yönetmen filmin başarısından sonra "Bu bir sanat eseri değil, bir yumruktur" diyerek filmin sadece bir estetik değil, bir siyasi çığlık olduğunu vurgulamıştır.
16- Filmdeki DJ sahnesinde çalan şarkı, Bob Marley'in "Get Up, Stand Up" şarkısının bir remiksidir ve bu şarkı dünyadaki tüm ezilen halkların marşı niteliğindedir.
17- Film, 1995 Cannes Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülünü kazanarak Fransız sinemasını tüm dünyaya yeniden hatırlattı.
18- Filmin sonundaki o meşhur patlama sesinde kimin vurulduğu (Vinz mi polis mi) uzun yıllar tartışıldı; ancak yönetmen "önemli olan kimin öldüğü değil, o silahın patlamış olmasıdır" dedi.
19- Filmdeki meşhur inek sahnesi sırasında karakterlerin birbirine takılması, Fransa'nın en büyük çizgi roman kahramanı Asterix'e yapılan ince bir espridir.