Anlatım dilinin, uyarlandığı aynı isimli kitapla bağdaşmasını sevdim filmin: sessiz anlatımı, doğayla bütünleşme, Agnes’in hırpani görünümü ve ne kadar iyi bir anne oluşunun yansıtılması; bunu kanıtlar nitelikte Agnes’le ilgili olan her şeyin sıcak tonlardaki renklerde verilmesi: kırmızı elbisesi, ekrandan -yine…devamıAnlatım dilinin, uyarlandığı aynı isimli kitapla bağdaşmasını sevdim filmin: sessiz anlatımı, doğayla bütünleşme, Agnes’in hırpani görünümü ve ne kadar iyi bir anne oluşunun yansıtılması; bunu kanıtlar nitelikte Agnes’le ilgili olan her şeyin sıcak tonlardaki renklerde verilmesi: kırmızı elbisesi, ekrandan -yine kırmızı rengiyle- gözümüzü alan kuşburnu vs.
Estetik olarak kitabı okurken gözümde canlandırdığımın tıpatıp aynısıydı. Bu nedenle ekstra keyif aldım izlerken. (Oyuncu seçimleri de dahil) Sonu çok etkiledi, kitaptan farklıydı ve tiyatro sahnesi kitapta belki son 5-6 sayfada verilmişken filmde uzunca bir kısmı kaplıyordu. Üstelik Hamlet oyununun da bir kısmını izlemiş olduk. Kitapta bu kısım yok dediğim gibi.
Dediğim gibi filmi çok beğendim evet, ama beni rahatsız eden bir şey vardı bu filmde ve önemli olduğunu düşünüyorum. O da filmin hikayeyi Agnes’in hikayesi olmaktan çıkartıp William Shakespeare’in hikayesine dönüştürmesi bir nevi.
(Burdan sonrası filmi izlemeyenler için çok olmasa da azıcık spoiler içerebilir)
Bir kere kitapta Agnes’in anne ve babasının tanışma hikayesini bile çok detaylı okuyoruz. Bu kısmın filmde detaylı verilmemesini anlıyorum elbette ama Agnes’in kimliği için önemli detaylar içeriyordu ve filmde buna pek yer verilmemişti. Ve genel olarak W. Shakespeare’in aklanma hikayesi gibiydi film bazı açılardan. Örneğin filmdeki kadar eve sık gelmiyor Shakespeare. İlk başlarda yılda birkaç kez, sonrasında da yılda 1 kere falan geliyor. Üstelik karısını aldatıyor. Hem de defalarca. Agnes’e verdiği o yakut bilekliğe dokunduğu saniye Agnes bunların hepsini görüyor. Ve Shakespeare de Agnes’in gördüğünü / bildiğini anlıyor. Agnes ona şans verdiği halde özür de dilemiyor üstelik. Hatasını telafi etmeye çalışmıyor.
Yine filmde yansıtıldığı gibi tüm çocuklarını eşit de sevmiyor. Hamnet’i kayırıyor, erkek olduğu için.
Agnes için Hamnet öldüğünde hayat neredeyse bitiyor. Büyük bir depresyona giriyor. Ve bu aylarca da sürmüyor. Daha fazla. Bu sırada Shakespeare ise karısını ve çocuklarını yalnız bırakıyor, kendi kaderlerine terk ediyor.
Bununla birlikte Agnes filmde yansıtıldığı gibi cahil, hiçbir şeyden haberi olmayan bir kadın da değil. Evet, tiyatro / şehir / Londra dünyasına çok uzak. Ama bu kadın bir şifacı. Sayısız hastayı iyileştiriyor. Her türden bitkiyi tanıyor, biliyor. İlaçlar yapıyor. Hayvanların dilinden, doğanın dilinden çok iyi anlıyor. Ön görüleri de çok yüksek üstelik. Çok iyi bir anne ve eş. Tüm bu özellikler filmde çok az yansıtılmış.
Tekrar söylüyorum filmi çok sevdim ve beğendim. Beni çok etkiledi. Ama 2020’de Women’s Prize for Fiction ödülünü kazanmış bir kitabın uyarlamasını yaparken Agnes’le alakalı o birkaç noktayı gözden kaçırmasalarmış çok daha iyi olurmuş.
9/10