Spoiler içeriyor
Pagan ve Hristiyan kültürüne dair imgelerin çokça yer verildiği fakat bunların neredeyse tamamının seyircinin yorumuna bırakıldığı güzel bir filmdi. Mesela babanın kavak ağacını kırması. Nedense bana bekareti, Karin'i temsil etmesi gerekirmiş gibi geldi. Karin öldüyse kavak da ölmelidir; bir erkek,…devamıPagan ve Hristiyan kültürüne dair imgelerin çokça yer verildiği fakat bunların neredeyse tamamının seyircinin yorumuna bırakıldığı güzel bir filmdi. Mesela babanın kavak ağacını kırması. Nedense bana bekareti, Karin'i temsil etmesi gerekirmiş gibi geldi. Karin öldüyse kavak da ölmelidir; bir erkek, Karin'in üstüne çıktıysa kavağın da üstüne yine bir erkek çıkmalıdır gibi ev yapımı metaforlara şahit oldum.
Metafor demişken tamam filmin adı The Virgin Spring, ama bir takım metaforlar gözümüze daha filmin başında sokuluyor. Mesela kız o kadar çok bakire denilip yüceltildi, evlilik dışı hamile kalmış olan yani bakire olmayan bahtsız ve vahşi hizmetçi öylesine aşağılandı ki tamam, belli, bu bekaret bir yerde gidici diyor insan.
Yine Karin ve babasının arasındaki ilişki bir garip. Veda sahnesi. Babanın Karin'i kucağına alması, ondan günahkar bakire diye bahsetmesi ve nerdeyse cilveleşmeleri. Ben mi kötü niyetli yorumluyorum bilmiyorum ancak bu durum bana pek de normal gelmedi. Elektra kompleksi türünden bir durum veya başka bir şey verilmeye çalışılmış olabilir mi? Bilemiyorum. Karin'e sahip olamayan, olamayacak olan babanın onu ölüme göndermesi gibi bir durum vardı. Be adam ve anası olacak kadın, değil ortaçağ'da şu gün bile ormanı bırak şehir merkezleri bile 15 yaşındaki çocuklar için tehlikeliyken o dönemde genç bir kızı yanında yine terelelli hamile bir kadınla ormana salma şuursuzluğunu insana ancak dini saplantıları yaptırabilir, doğru.
Filme sığ bir bakış olur mu bilmiyorum ancak Bergman bize “Din yüzünden. eğer bu kız kiliseye mum götürme olayına girmeseydi ölmeyecekti, babası katil olmayacaktı, zavallı masum pagan çocuk ölmeyecekti.” mi demektedir? Bana biraz öyle geldi. Dinin algılanışını, uygulamasını eleştirirken bile din algısından çıkamamak ise işte Bergman'ınki gibi filmlerin temel yapı taşlarından biri olsa gerek.
Babanın tecavüzcü işgüzar çobanları öldürdükten sonra çocuğun kadına sığınması da anne ve çocuk ilişkisine, kadının erkekten daha merhametli olması durumuna bir işaret gibiydi. İnsan o çocuğu öldürmez de evlat edinirdi gibisinden aşırı duygusal klişelere bile girdim bir an. Bu arada çoban kardeşlerin pagan oldukları fikrine nerden kapılıyoruz. Cehaletimi affedin. Belli ki Hristiyanlık açısından inançlı insanlar değiller. Ancak Pagan oldukları kanısına nereden vardık? Tarihsel olarak elimizde olan bilgilerden yola çıkarak o dönem Kuzey Avrupa'daki dini durumdan mı?
Babanın tanrıya nedamet getirirken bile hala kimsenin işine yaramayacak bir kilise yapacağını söylemesi insanların değişmez ve eğitilmez olduğunun göstergesidir. Bugün de öyle değil mi? Tamam, dini yapılar, mabedler olsun bunlara da ihtiyaç var. Bir de güzel mimariye sahip olanlar insanlık mirasıdır ancak insanların açlıktan kırıldığı zamanda kimsenin olmadığı bir yere kilise yaptırmak neyin kafasıdır? Tanrı her yerdedir, kiliseye ne hacet, zaten biricik kızımızı kilise davasına kaybettik, iki gariban doyuralım demiyor da hâla şov peşinde. Birtakım şeylere çok sinirlendiğim için film hakkında söyleyeceklerim bu kadar.
Bir de filmdeki su imgesi en güzeliydi. suyun hayattaki en değişmez ve temel şey olduğunun bir göstergesi gibi.