Popüler olduğu için okumayı düşünmeyip ama beleşe bulduğum için okuduğum bir kitaptı ama sevdim, kitabevi enerjisi nasil mı olmalı tam olarak böyle. Böyle aksiyonu fazla olmayan daha çok sıradan gibi hissettiren yani bizimde hayatlarımız gibi, süslü püslü sözlere ihtiyaç olmadan…devamıPopüler olduğu için okumayı düşünmeyip ama beleşe bulduğum için okuduğum bir kitaptı ama sevdim, kitabevi enerjisi nasil mı olmalı tam olarak böyle. Böyle aksiyonu fazla olmayan daha çok sıradan gibi hissettiren yani bizimde hayatlarımız gibi, süslü püslü sözlere ihtiyaç olmadan bizi aydınlatan bir eser ( en çokta bu yüzden sevdim, Yazarın alıntı yapılacak sözleri bile havalı değilde sıradanmiş gibi yazması...)
Konu bir kadının kitap evini kurması çalışan işe alması ve müşteri kazanması ile başlıyor ve sonralar geçmişini kitap evini nasıl neden kurduğunu görüyoruz. Kitapta sorgulanan konular Hayat ve iş ilişkisi, Sevdiğim iş mi yoksa para için çalışılan iş mi? ( her türünde karakteri vardı) Vazgeçmeyi de konu almışlar sonuçta her seçim bir vazgeçiştir aslında...
Alıntılar
"İçinin rahatlaması çözüme ulaşmak demek değildir. Anlaşılmaz ve boğucu hissettirdiğinde o ruh haline göğüs gerip sürekli düşünmeye devam etmen gereken zamanlar da vardır."
"Bu ruh haliyle sürekli düşünmek..."
İnsanlarin mutluluk arayışında olduğu söylenirdi fakat o bunu önemli bulmuyordu. Nasıl mutlu olacağından cok, zamanını nasıl öz veriyle geçirebileceğine dikkat ediyordu. Belki de Seungwoo için mutlu bir yaşam, zamanın iyi kullanıldığı bir yaşamdı.
Seungwoo'nun bildiği kadarıyla, yaşamı kolaylaştıracak yöntemlerden bahseden insanlar, bu yöntemleri bilmeyen kişilere kıyasla hayatın içinde daha çok debelenen insanlardı. O kadar tükeniyorlardı ki, artık tükenmek istemedikleri için sürekli farklı yollar bulmaya çalışıyorlardı. Hayata katlanma yolları, yaşamaya devam etme yolları...
Hayat, tek bir olayı ele alarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve kapsamlıydı. Sevdiğiniz işi yaparken mutsuz olabilir, sevmediğiniz işi yaparken önünüze çıkan başka bir fırsatla mutsuzluğu yenebilirdiniz. Yaşam çözümü zor ve çok yönlüydü. İş, yaşamın merkezinde epey önemli bir rol oynasa da, yaşamın içindeki mutluluk ve mutsuzluktan sorumlu değildi.
" ne de olsa zamanla yarışan sisteme sahip bir toplumuz."
"Senin düşünmeye önem veren biri olduğun gerçeğini seviyorum. Ama bazen düşünceler insanı can sıkıcı biri haline de getiriyor. Çünkü senin gibi insanlar duygularından çok düşüncelerini önde tutuyorlar, sonra da ne hissettiklerini bilmediğini söylüyorlar. Halbuki biliyorlar.
O yüzden son zamanlarda bağımsız bir birey olarak yaşayamayacak kadar zayıf bir insan olduğumu düşünüp kendime karşı hayal kırıklığına uğruyorum.
Elbette söylemek istediğimiz bir şey olmasa bile konuşmak, karşımızdaki kişiye nezaket gösterdiğimiz anlamına da gelebilirdi. Ancak çoğu zaman başkalarını düşünmekten asıl kendimizi düşünemez hale geliyorduk. Ondan bundan bahsederek kendimizi konuşmaya zorlarken birdenbire bomboş hissediyor, bir an önce bulunduğumuz yerden çıkıp gitme isteğiyle sarmalanıyorduk.
"Hastaydım ama bunu kimseye belli etmemem gerektiği için daha da berbat hissediyordum" diye devam etti Minchul'un annesi. "Ne kadar acı çektiğimi söyleyememenin adaletsizliğiyle her gece ağlamıştım. O zamanlar ben de senin gibi tükenmiş bir halde kendimi sandalyeye bırakıp saatlerin akıp gitmesine izin verseydim ne olurdu diye düşünüyorum. Belki de gözyaşlarım daha çabuk dinerdi. Ben çok ağladım. Ağlamak istediğinde ağlaman lazım. Yüreğin ağlıyorsa, sen de ağlamalısın. Böyle böyle yavaşça iyileşiyor insan."