Bazı kitaplar vardır; okur, kapağını kapatır ve hayatına kaldığı yerden devam eder insan. Ama bazı kitaplar da vardır ki kapağı kapandığında aslında bitmezler. Sessizce insanın içinde yaşamaya devam ederler. Nurullah Genç’in kaleminden çıkan Yağmur benim için tam olarak böyle bir…devamıBazı kitaplar vardır; okur, kapağını kapatır ve hayatına kaldığı yerden devam eder insan. Ama bazı kitaplar da vardır ki kapağı kapandığında aslında bitmezler. Sessizce insanın içinde yaşamaya devam ederler. Nurullah Genç’in kaleminden çıkan Yağmur benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Bitirdiğimde kitabı kapattım ama içimde yaşayan şey hâlâ devam ediyor, nefes alıyor...
Şiirin benim dünyamda her zaman ayrı bir yeri oldu. Zira şiir, bazen uzun uzun anlatılamayan duyguların en kısa yolu, bazen de sığınabileceğim tek liman oldu. Bir dize yazarken bazen sayfalarca anlatıdan daha fazla şey söylüyor gibi hissettim, kimi zaman da tek bir cülmede bütün yüküm gitti, ruhum rahatladı. Gün geldi noktayı koyunca kalbim sıkıştı, gün geldi yeni satırda nefesim tükendi..
Bu kitabı okurken de sık sık böyle anlar yaşadım. Bazı mısraların üzerinde durup uzun uzun düşündüm; bazılarını ise sadece hissettim. Bazısı canımı yaktı, bazısı rahatlattı. Nurullah Genç'in bazı kelimeleri vardı, benimki gibiydi. Okuyordun ama açıklayamıyordun sanki. Okuyordun, anlıyordun, yankısını hissediyordun ama açıklayamıyordun sanki..
Kitap “Yağmur” şiiriyle başlıyor. Ama burada karşılaştığımız yağmur, gökyüzünden düşen sıradan damlalar değil elbette. Yağmur, bambaşka bir anlam dünyasına taşınıyor sayfalarda. Bazen bir gözyaşı gibi süzülüyor dizelerin arasından, bazen bir özlemin ağır bulutu gibi çöküyor insanın ruhuna. Bazen de içimizi arındıran bir rahmet gibi iniyor kelimelerin üzerine. Şiiri okudukça insan fark ediyor ki, doğada gördüğümüz birçok şey aslında ruhumuzun içindeki duyguların sessiz bir aynası. Yaşıyoruz, görüyoruz lakin fark edemiyoruz.
Kitabın geri kalanında ise bambaşka duygularla karşılaşıyorsunuz. Sevgi var, özlem var, kırgınlık var ve hepsinden de öte, tanıdığım o bekleyiş var. Bazen bir aşkın insanı nasıl yüceltebildiğini görüyorsunuz, bazen de aynı aşkın insanın içinde nasıl derin bir yara bırakabildiğini... Bu yüzden şiirleri okurken çoğu zaman insan kendinden bir parça buluyor çünkü insan, karşısında duyguları zorla süslenmiş bir metin değil; içten gelen bir şey hissediyor. Kelimeler yazılmak için yazılmış gibi değil, bir duyguyu gerçekten anlatmak için kurulmuş gibi geliyor.
Zaten Nurullah Genç'in hayat hikâyesini öğrenince bu içtenlik daha da anlam kazanıyor. Anadolu’nun küçük bir köyünde dünyaya gelen bir çocuk düşünün. Maddi anlamda zor bir hayat ama manevi anlamda zengin bir çevre.. İnsanların akşamları bir araya gelip kitap okuduğu, şiirler ezberlediği, edebiyat ve hayat üzerine konuştuğu bir ortam… Düşündükçe insanın içini ısıtan bir tablo bu. Belki de o yüzden bu kadar derin bir şiir dili ortaya çıkmış. Belki de o yüzden yazdıklarını tek seferde okuyup geçemedim.
Hayatının birçok döneminde çalışmak zorunda kalması, eğitimini sürdürürken türlü zorluklarla mücadele etmesi, bazen geceleri tren garlarında geçirmek zorunda kalması… Bunları öğrenince şiirlerde geçen bazı sözler bambaşka bir anlam kazanıyor. Özellikle tren garları… Oraya sadece bir mekân gibi değil, artık ev gibi bakıyorsunuz.
Ve ister istemez şunu düşünüyorsunuz, "Bizler çoğu zaman başarılı insanların sadece ulaştıkları noktayı görüyoruz." O noktaya gelene kadar yürüdükleri yolları, katlandıkları zorlukları ve sabırlarını çoğu zaman neden görmüyoruz? Her güçlü hikâyenin arkasında görünmeyen bir emek olduğunu neden es geçiyoruz? Bu hikâyeleri bilmek, insanın hayata bakışını da biraz değiştiriyor mu?
Bilmiyorum, belki de bu yüzden bu kitap hızlı okunacak bir kitap değil. Bir solukta tüketilecek bir metin ise hiç değil. Bazı sayfalar insanı tekrar tekrar çağırmalı. Hızlı okunup bitirilmemeli. Bazen bir mısraın üzerinde uzun süre kalınmalı, iyice anlamalı çünkü şiir kelimelerle yazılmıyor. Şiir kalple yazılıyor. Eğer kalpten çıkmışsa zaten okuyanın kalbine de bir şekilde işliyor. Bu kitapta da tam olarak bu his var. En azından bende var..
Şiir insanı değiştiriyorsa, benim için ancak o zaman şiirdir. Benim yağmura karşı bakışım değiştiyse, bu kitap sayesindedir.. Beğendiğim şiirleri ve cümleleri de şöyle bırakmak isterim..
"Hasretin alev alev içime bir an düştü,
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü"
"Kalbimde müzehher hayallerin izi var,
Her gece adını fısıldar yıldızlar..."
"Neden ötemde çoksun, böyle azsın yanımda.."
"Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.."
"Uzanıp öpesim geliyor bulutları
Bulutların ötesinde gözlerin.."
"Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduğunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu..."
"Bilemezsin; içimde bir denizdir yaşamak
Sen, denizin en uzak noktasında şen, şakrak.
Ben, kırgın dalgalarla avunurum derinde
Gemilere yosunlu mendiller bağlayarak.."
"Korkusuyla yüzleşen kahramandı yüreğim
Bir umut türküsüdür, biter sandı yüreğim..."
"Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezîr yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da, ah ben olsaydım..."
Ve son olarak...
"Son bir karanfil gibi taşıyacağım seni
Kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
Derindesin, rüya kadar derinde..."
İyi geceler. İyi olduğu kadar elbette..