Life of Pi üzerine yapılan çoğu yorum filmi din ve inanç üzerinden okur. Ancak hikâyeyi insan zihninin işleyişi açısından okumak daha tutarlı görünüyor. Hikâyede Pi Patel Hindistan’da büyüyen, meraklı bir çocuktur. Babası bir hayvanat bahçesi işletir. Aile ekonomik nedenlerle Kanada’ya…devamıLife of Pi üzerine yapılan çoğu yorum filmi din ve inanç üzerinden okur. Ancak hikâyeyi insan zihninin işleyişi açısından okumak daha tutarlı görünüyor.
Hikâyede Pi Patel Hindistan’da büyüyen, meraklı bir çocuktur. Babası bir hayvanat bahçesi işletir. Aile ekonomik nedenlerle Kanada’ya taşınmaya karar verir ve hayvanları da yanlarına alarak bir gemiye binerler. Pasifik Okyanusu’nda gemi batar. Pi bir filikada hayatta kalır. Filikada zebra, orangutan, sırtlan ve bir Bengal kaplanı vardır. Kısa sürede sırtlan diğer hayvanları öldürür, sonra kaplan sırtlanı öldürür ve geriye Pi ile kaplan kalır. Pi aylarca okyanusta kalır; balık yakalar, su toplar ve kaplanla birlikte yaşamayı öğrenir. Sonunda karaya ulaşır ve kurtulur.
Bu anlatı film boyunca izlediğimiz versiyondur. Fakat filmin sonunda Pi olayı bu kez hayvanlar olmadan anlatır. Bu ikinci versiyonda:
zebra → yaralı bir denizci
orangutan → Pi’nin annesi
sırtlan → geminin aşçısı
kaplan → Pi’nin kendisi
Bu anlatıda olaylar çok daha serttir. Aşçı yaralı denizciyi öldürür. Pi’nin annesi buna karşı çıkar ve öldürülür. Sonunda Pi hayatta kalmak için aşçıyı öldürür.
Burada film önemli bir soru sorar: Hangi hikâyeyi tercih ediyorsunuz?
Gerçekte muhtemelen ikinci hikâye daha gerçeğe yakındır. Çünkü ilk hikâye birçok açıdan fiziksel olarak sorunludur. Aylarca küçük bir filikada bir insan ve yetişkin bir Bengal kaplanının birlikte yaşaması, özellikle açlık ve susuzluk koşullarında oldukça düşük olasılıklıdır.
Dolayısıyla ilk hikâye gerçek bir olaydan çok zihinsel bir anlatı gibi durur.
Psikolojide ağır travma yaşayan insanların yaşanan olayı sembollerle yeniden kurabildiği bilinir. Travma araştırmalarıyla bilinen psikiyatrist Bessel van der Kolk, insanların travmatik deneyimleri bazen doğrudan anlatmak yerine sembolik biçimde yeniden yapılandırabildiğini belirtir. Bunun nedeni beynin aşırı acı verici deneyimleri doğrudan işlemekte zorlanmasıdır.
Filmde kaplan Richard Parker bu açıdan yorumlandığında, Pi’nin hayatta kalma içgüdüsünü temsil ediyor gibi görünür. İnsan beyninde özellikle limbik sistem ve amigdala tehlike durumlarında hızlı ve ilkel tepkiler üretir. Açlık, ölüm korkusu ve yalnızlık altında insan davranışı daha içgüdüsel hale gelir. Kaplan, Pi’nin bu içgüdüsel tarafını dışsallaştıran bir sembol olabilir.
Bir başka ilginç nokta da şudur: kaplan hikâyenin sonunda Pi’ye veda etmeden ormana gider. Bu sahne sembolik olarak okunursa anlamlı hale gelir. Çünkü Pi karaya ulaştığında artık hayatta kalma mücadelesi bitmiştir; dolayısıyla o “kaplan”, yani aşırı hayatta kalma modu da ortadan kaybolur.
Bu açıdan bakıldığında film doğaüstü bir şey anlatmaz. Okyanus, açlık, susuzluk ve insan davranışı tamamen doğa yasaları içinde gerçekleşir. Değişen şey gerçeklik değil, gerçekliğin zihinde nasıl anlatıldığıdır.
Kısacası film iki hikaye anlatır:
biri çıplak ve sert olan gerçekliğe yakın versiyon, diğeri ise insan beyninin aynı olayı daha katlanılabilir hale getirmek için kurduğu sembolik versiyon.
Bu yüzden film aslında “hangisi doğru?” sorusundan çok şu soruyu sorar:
İnsan zihni gerçekle başa çıkmak için ne tür hikâyeler kurar?