Efendim, bir işi anlamak istiyorsanız önce onun nereden geldiğine bakacaksınız. Zombi, Hollywood'un icadı değildir. Kökü Haiti'ye, oradan da Batı Afrika'nın Kongo kültürüne uzanır. "Nzambi" veya "zumbi" kelimesi, ölü ama yürüyen, iradesi elinden alınmış insanı anlatır. Bu inanç, kölelik düzeninin dehşetinden…devamıEfendim, bir işi anlamak istiyorsanız önce onun nereden geldiğine bakacaksınız. Zombi, Hollywood'un icadı değildir. Kökü Haiti'ye, oradan da Batı Afrika'nın Kongo kültürüne uzanır. "Nzambi" veya "zumbi" kelimesi, ölü ama yürüyen, iradesi elinden alınmış insanı anlatır. Bu inanç, kölelik düzeninin dehşetinden doğmuştur; efendinin, köleyi ölü bile olsa çalıştırmaya devam etmesi korkusudur. Yani zombi, ilk günden itibaren bir toplumsal metafordu; canavar değil, düzenin aynasıydı
Sinemaya girişi 1932'de White Zombie ile olur. Asıl kırılma ise 1968'de George A. Romero'nun Night of the Living Dead'i ile yaşanır. Romero, zombiyi alışveriş merkezine sokar; tüketim toplumunu hicveder. 2002'de Danny Boyle, 28 Days Later ile zombiyi hızlandırır; artık korku yavaş yürümez, koşar. Kore sineması bu mirası alır, kendi derdiyle yoğurur: 2016'da Train to Busan, 2019'da Kingdom… Ve 2022'de All of Us Are Dead. Dikkat ediniz, her toplum kendi canavarını üretir. Bizimkini de merak eden, Türk sinemasına bakabilir; ama o başka bir makalenin mevzuudurr.
Kore'yi Anlamadan Diziyi Anlayamazsınız
Bu dizi, Güney Kore'de bir lisede geçiyor. Peki Kore lisesi nedir? Burası sadece eğitim yuvası değil; Konfüçyüsçü hiyerarşinin, sınav baskısının ve acımasız rekabetin sahnesidir. Kore'de gençler, "suneung" denilen üniversite giriş sınavına yıllarca hazırlanır. Bu sınav, bir çocuğun hayatını tek günde belirler. Uçaklar o gün rötar yapar, borsa geç açılır; millet sınavı bekler. Bu baskının bedelini ödeyenler ise gençlerdir. Kore, OECD ülkeleri arasında genç intihar oranında en üst sıralardadır. Gençler kendi ülkelerine "Hell Joseon" der; yani "Cehennem Joseon'u". Joseon, 1392-1897 arası hüküm süren son Kore hanedanıdır; o ismi kullanmak, "bu düzen yüzyıllardır değişmiyor" demektir.
İşte dizi, bu arka planın üstüne oturur. Zombi salgını patlak verdiğinde, okulun içindeki zorbalık, sınıf farkı, öğretmen otoritesi ve "güçlü olan kazanır" anlayışı yok olmaz; sadece çıplaklaşır. Yani salgın yeni bir düzen getirmez; eskisinin maskesini düşürür.
Tarih boyunca düşünürler, toplumu anlamak için küçük ölçekli modeller aradılar. Platon Devlet'te ruhu bir şehir gibi tasavvur etti. William Golding, 1954'te Sineklerin Tanrısı'nda çocukları ıssız bir adaya bıraktı; medeniyet kabuğu çabuk soyuldu. Koushun Takami, 1999'da Battle Royale'da öğrencileri birbirine kırdırdı. Koreliler de aynı soruyu sorar: Okul, toplumun küçük bir modeli ise, toplumun çürümesi orada başlar.
Dizide okul, adeta bir devlettir. Öğretmen, bürokrat; sınıf başkanı, yönetici; zorba, kanun adamı. Salgın patlak verince Thomas Hobbes'un tarif ettiği "doğa durumu"na döneriz: Bellum omnium contra omnes herkesin herkese karşı savaşı. Ama İbn Haldun'un Mukaddime'sini hatırlamak lazım; o, devletlerin çöküşünü "asabiyet"in, yani toplumsal dayanışmanın zayıflamasına bağlar. Dizide de çöküş, dışarıdan gelen zombilerle değil, içeriden çöken dayanışmayla başlar. Kim kime güvenecek? Kim kimi feda edecek? İşte dizi boyunca sorulan soru budur.
Efendim, iyi edebiyatta karakter tesadüf değildir; her biri bir fikri temsil eder.
Gwi-nam, dizinin en korkutucu figürüdür; çünkü o, salgından önce de çürümüştür. Zorbalığın, şiddetin, "ben güçlüyüm, öyleyse haklıyım" anlayışının vücut bulmuş halidir. Zombi olunca değişmez; sadece içindeki canavar görünür olur. Bu, "asıl canavar kim?" sorusunun cevabıdır.
Cheong-san, fedakarlığın, yani Kore kültüründeki "jeong"un (derin bağlılık) temsilcisidir. Yiğitlik, eski destanlardaki gibidir; ölümü göze alır, çünkü başka türlü yapamaz.
Nam-ra, sınıf başkanıdır; zeki, soğukkanlı, dışlanmış. Yarım zombiye dönüşmesi ise manidardır. O artık ne tam insandır ne tam canavar; toplumun "öteki"ye bakışını temsil eder. Tarihte de böyledir: Salgın zamanlarında hastalar, yabancılar, azınlıklar "öteki" ilan edilir, dışlanır. Nam-ra, bu dışlanmanın yüzüdür.
Su-hyeok, eski zorba ama dönüşen insandır. İnsanın değişebileceğine dair bir ümittir; ama bu ümit bedava değildir.
On-jo ise sıradan insandır. Kahraman değil, lider değil; sadece hayatta kalmaya çalışan bir genç. Dizinin duygusal merkezi odur; çünkü seyirci kendini onun yerine koyar.
Salgın, insanlık tarihinin en eski arkadaşıdır. 1347-1351 arasında Avrupa'yı vuran Kara Ölüm, nüfusun üçte birini yok etti. Feodal düzen sarsıldı, emek değer kazandı, köylü ayaklanmaları arttı; yani bir salgın, sadece öldürmez, düzeni de değiştirir. Osmanlı'da veba eksik olmadı; İstanbul defalarca salgın gördü, 1838'de karantina meclisi kuruldu. Daniel Defoe, 1722'de Veba Yılı Günlüğü'nü yazdı; Albert Camus, 1947'de Veba'da salgını faşizmin metaforu yaptı.
Dizinin yaptığı da budur: Zombiyi salgın, salgını da toplumsal çöküş metaforu olarak kullanmak. Arnold Toynbee'nin meşhur formülü vardır: Medeniyetler, "meydan okuma" ve "cevap" diyalektiğiyle yükselir veya çöker. Dizi, bu meydan okumaya cevap veremeyen bir toplumun portresidir.
Kusurları Söylemek de Hakkı Teslim Etmektir
Birincisi, uzunluk. On iki bölüm, bazı yerlerde tekrara düşer. Kaçış sahneleri uzar; gerilim yerini yorgunluğa bırakır.
İkincisi, tutarsızlık. Zombi kuralları net değildir. Kimi karakter ölümsüz gibi davranır; gerilim zayıflar. Korku, kural tanımazlıktan değil, kuralın acımasızlığından doğar.
Üçüncüsü, yetişkinlerin ve devletin yokluğu. Bu, anlamlı bir tercih olabilir; ama anlatıyı boşlukta bırakır. Salgın yönetimi, karantina, ordu, hükümet… Hiçbiri görünmez. Halbuki gerçek salgınlarda asıl drama, devletle toplum arasında yaşanır.
Dördüncüsü, ölümlerin şok amaçlı kullanımı. Bazı karakterler hak ettikleri derinlikte işlenmeden ölür. Bu, duygusal etkiyi artırmaz; seyirciyi yabancılaştırır.
All of Us Are Dead, başyapıt değildir. Ama kıymetli bir yapımdır; çünkü türün klişelerini kullanarak mühim sorular sorar. Okul nedir? Otorite nedir? Gençlik, baskı altında neye dönüşür? Dayanışma çöktüğünde insan ne yapar? Ve nihayet: Canavar kim?
Cevap açıktır: Canavar, dışarıdan gelen zombi değildir. Canavar, içimizdeki düzendir; zorbalıktır, hiyerarşidir, kayıtsızlıktır. Zombiler yalnızca bu çürümenin görünen yüzüdür.
Çürüyen sadece bedenler değil efendim; çürüyen, insanın kendi kurduğu düzendir. Tarih bunu defalarca gösterdi; sinema da hatırlatıyor. İyi seyirler...