Kitabı eline alırsın, çevirirsin sayfaları. Sayfa 11, ilk cümleye merhaba dersin. Şöyle der Nurullah Genç: "Aşk ölümcül bir hülyadır." Sonra okumaya devam edersin, bir saat geçer, belki de biraz daha fazla. Sayfalar çevrilir, şiirler ardı ardına okunur. Bazı dizelerde durursun,…devamıKitabı eline alırsın, çevirirsin sayfaları. Sayfa 11, ilk cümleye merhaba dersin. Şöyle der Nurullah Genç: "Aşk ölümcül bir hülyadır."
Sonra okumaya devam edersin, bir saat geçer, belki de biraz daha fazla. Sayfalar çevrilir, şiirler ardı ardına okunur. Bazı dizelerde durursun, tekrar okursun. Bazılarını ise farkında bile olmadan hızlıca geçersin. Derken kitabın sonuna ulaşırsın. 106. sayfa. Son başlık, son söz... Bu kez şöyle der Nurullah Genç: “Aşk, cefa ülkesinde umudun rüyasıdır.”
"Aşk, ölümcül bir hülyadır."
"Aşk, cefa ülkesinde umudun rüyasıdır."
Aşkı Nurullah Genç’ten dinlemek benim için biraz tuhaftı. Çünkü kitabı okurken kendimi tam olarak bir yere ait hissedemedim. Ne kitabı çok sevenlerin tarafına geçebildim ne de hiç beğenmeyenlerin. Sanki arada bir yerde kaldım; hep olduğu gibi yine araftaydım.
Kitapta 41 şiir var. Hepsini dikkatle okumaya çalıştım. Hatta çoğuna ikinci bir şans bile verdim. Bir dizeyi kaçırmış olabilir miyim diye bazı sayfalara geri döndüm. Ama sonunda şunu fark ettim ki, içime işleyen şiir sayısı yedi taneyi geçmemiş. Haliyle şöyle düşündüm; galiba kitaba biraz fazla beklenti yüklemişim...
Beğendiğim şiirlerin az olma sebebi, şairin kalemiyle sosyal medyada gördüğüm söyleşileri arasındaki farktı. Okurken bu farkı hissetmek de bir hayli kolaydı. Bir yerde şiir başka bir şey söylüyor gibiydi, söyleşilerde kurulan cümleler ise bambaşka bir yerde duruyordu. Bu durum ister istemez beni biraz soğuttu.
Ama yine de hakkını teslim etmem gerekiyor, kitaptaki bazı şiirler gerçekten çok güzel. Özellikle beğendiğim birkaç tanesi var ki, okurken durup düşündüm ve belki 3, belki de 4 defa tekrar tekrar okudum.. Ancak bu 7 şiir dışında neredeyse bütün şiirlerinde kendini baltalamış, buna da çok üzüldüm. Birinci cümle güzel, ikinci cümle ise pek güzel lakin konu 3. satıra gelince bütün o anlam ve hissiyat seçtiği kelimeler yüzünden kaybolup gidiyor.
Şiir tam akıp gidecek gibi oluyor, bir duyguyu yakalıyorum, bir ritim oluşuyor… Sonra bir yerde duraksıyor. Sanki şiir kendi yolunu bulmuşken bir yerde Nurullah Genç geliyor ve her şeyi gereğinden fazla açıklamaya çalışılıyor..
Tabii ki biliyorum, bu iş kolay değil. Aşk gibi bir şeyi anlatmaya çalışmak zaten başlı başına zor bir mesele. Bir insanın karşısına geçip gözlerinin içine bakarak hislerini söylemek bile bazen mümkün olmazken, bunu şiire dökmek kim bilir ne kadar zor, en iyi ben bilirim.
Yine de daha iyisi olabilirdi.
Belki beklentim çok yüksekti. Belki de bazı şiirlerde yakaladığım o güzel duyguyu kitabın geneline yayılmış halde görmek istedim ama olmadı. Her şeyde olduğu gibi, nasip..
Son olarak, beğendiğim birkaç şiiri eklemek isterim;
Öncelikle en beğendiğim, sayfa 57..
"Şahdamarımda solar nergisleri sevincin
Ruhumdur, köşelerde dağılıp viran olan
Gitme; çözmek üzredir son düğmeyi güvercin
Bazan muştu çiçeği, bazan da hüsran olan,
Ya başucumda cellât, tenhâda bekleyen cin
Ya da şâhikalarda katıksız hicran olan...
Mehtabında büyüyen karanfilleri yakıp
Ben miyim yeryüzünde sadece üryân olan
Ben miyim terkedilen, ben miyim ziyân olan
Ülkemi leyl-ü nehâr yangınlarında bırakıp
Gitme ey ipek yüzlü, gitme ey insan olan..."
Sayfa 86
"Cesedini bir taşın oyuğunda bulurlar
Kalbini bir çiçeğin sürülen yaprağında
Onunla kabre giren örselenmiş duygular
Kutsal bir lâle gibi yeşerir toprağında
Harami bir tufanı uyandırır yeniden
Filintası sellere kapılır derelerde
Aşk odu bir yıldırım gibi düşer aniden
Çeken bilir, çare bulunmuyor bu derde"
Sayfa 72
"Uzaktan damıttığın susamlı gözlerinle
Ağır bir mermi gibi dalıyorsun içime
Eskiyen o ay renkli umutları yeniden
Beyâbân esrârınla salıyorsun içime
Nasıl da seyra daldım bıkkın kirpiklerini
Kükürtlü dalgalara ölümsüz dalgakıran
Fedâiler adına ektiğimiz her tohum
Bugün birer cihangîr, sevda için haykıran..."