(Biraz erken paylaştım) İnsanlık tarihine bakınca kendimizi dünyanın merkezinde sanmayı seviyoruz. Gezegen sanki bizim için hazırlanmış gibi davranıyoruz. Gerçek biraz farklı. Biz sahneye çok geç çıkan bir türüz. Bizden milyonlarca yıl önce dünyaya hâkim olan canlılar vardı: Dinozorlar. Dinozorların hikâyesi…devamı(Biraz erken paylaştım)
İnsanlık tarihine bakınca kendimizi dünyanın merkezinde sanmayı seviyoruz. Gezegen sanki bizim için hazırlanmış gibi davranıyoruz. Gerçek biraz farklı. Biz sahneye çok geç çıkan bir türüz. Bizden milyonlarca yıl önce dünyaya hâkim olan canlılar vardı: Dinozorlar.
Dinozorların hikâyesi yaklaşık 230 milyon yıl önce başladı. Bu dönem Triyas Dönemi olarak bilinir. O zamanlar dünya bugünkünden çok farklıydı. Kıtaların büyük kısmı Pangea adlı dev bir kara parçası hâlindeydi. İklim daha sıcak ve kuruydu, gezegende sürüngen türleri hızla çeşitleniyordu.
İlk dinozorlar aslında sandığın kadar dev değildi.
Çoğu tavuk veya köpek büyüklüğünde küçük avcılardı. Erken türlerden biri Eoraptor olarak bilinir. Bu canlılar iki ayak üzerinde koşabilen çevik hayvanlardı ve zamanla farklı ortamlara uyum sağlayarak çeşitlenmeye başladılar.
Dinozorların gerçekten yükselişe geçtiği dönem ise Jura Dönemi oldu. Bu dönemde iklim daha nemli hale geldi, ormanlar genişledi ve dinozorlar devasa boyutlara ulaşmaya başladı. Uzun boyunlu otçullar ve büyük yırtıcılar ortaya çıktı. İnsanların en çok tanıdığı türlerden biri olan Tyrannosaurus rex biraz daha sonra, Kretase Dönemi sırasında yaşamış güçlü bir avcıydı.
Yaklaşık 160 milyon yıl boyunca dinozorlar dünyadaki baskın kara hayvanlarıydı. Bu süre insanlık tarihinden inanılmaz derecede daha uzun. O dönemde memeliler de vardı ama çoğu küçük, gece yaşayan ve dinozorların gölgesinde kalan canlılardı.
Sonra yaklaşık 66 milyon yıl önce bir şey oldu ve gezegenin tarihi bir anda değişti. Dinozorların büyük kısmı bir anda yok oldu. Bu olay bilimde Kretase-Paleojen yok oluşu olarak bilinir.
Bu yok oluş için birkaç teori var ama en güçlü teori asteroit çarpmasıdır. Bilim insanları Meksika’da bulunan Chicxulub Krateri adlı dev kraterin yaklaşık 10 kilometre genişliğinde bir göktaşı tarafından oluştuğunu keşfetti. Bu çarpışma o kadar güçlüydü ki atmosfere dev miktarda toz ve gaz yayıldı. Güneş ışığı uzun süre dünyaya ulaşamadı, bitkiler öldü ve besin zinciri çökmeye başladı.
Bazı bilim insanları ise tek sebebin asteroit olmayabileceğini düşünüyor. Aynı dönemde Hindistan’da gerçekleşen dev volkanik patlamalar, yani Deccan Traps Volkanizması, atmosferi büyük ölçüde değiştirmiş olabilir. Bu patlamalar milyonlarca yıl boyunca lav püskürtmüş ve iklimi ciddi şekilde etkilemiş olabilir.
Bir diğer teori ise iklim değişimleri ve deniz seviyelerindeki büyük değişikliklerin ekosistemleri zaten zayıflatmış olmasıdır. Yani bazı bilim insanlarına göre asteroit son darbeyi vurmuş olabilir.
Ama işin ironik tarafı şu: Dinozorlar tamamen yok olmadı. Bugün gökyüzünde uçan kuşlar aslında dinozorların yaşayan torunlarıdır. Modern kuşların kökeni küçük tüylü dinozorlara dayanır. Yani teknik olarak bakarsak dinozorlar hâlâ dünyada var, sadece şekil değiştirmiş durumdalar.
Sonuç olarak dinozorların tarihi milyonlarca yıl süren bir yükseliş ve ani bir çöküş hikâyesi. Küçük sürüngenlerden devasa canlılara dönüşen bir evrim süreci ve sonunda gezegen çapında bir felaket. İnsanlar bazen dünyanın kalıcı sahipleri olduklarını düşünüyor. Dinozorların hikâyesi ise gezegenin aslında kimseye ait olmadığını oldukça net gösteriyor. Dünya sahnesi sürekli değişiyor ve her türün zamanı bir gün sona eriyor. Bizimki de dahil. Neşeli düşünce değil, ama jeoloji romantizm sevmez.