Emin olunki bu uzun satırlarda illaha kendinizden bir parça bulacak ve ait hissedeceksiniz bundan mütevellit sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. İnsan kendini en çok kalabalıkların ortasında kaybeder derler ya, yalan değil ama eksik. Asıl kayıp, insanın kendi iç sesine tahammül…devamıEmin olunki bu uzun satırlarda illaha kendinizden bir parça bulacak ve ait hissedeceksiniz bundan mütevellit sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
İnsan kendini en çok kalabalıkların ortasında kaybeder derler ya, yalan değil ama eksik. Asıl kayıp, insanın kendi iç sesine tahammül edemediği o an başlar. Gürültü kesildiğinde, telefon sustuğunda, herkes dağıldığındageriye kalan şey sessizlik değil çıplaklıktır. Kendinle baş başa kalmanın o rahatsız edici kemiklere işleyen hali.
Sanat dediğin şey de tam burda doğar zaten,bir boşluğu doldurmak için değil, o boşluğun içini kurcalamak için.
İnsan kendini anlatmak için yazmaz çoğu zaman kendinden kaçamadığını fark ettiği için yazar. Çünkü kelimeler insanın kendine kurduğu en zarif tuzaktır Yazdıkça çözülür gibi olursun ama aslında daha da dolaşırsın. Cümlelerin seni özgürleştirmez seni sana daha çok yaklaştırır. Ve insanın en büyük korkusu da budur; kendine yaklaşmak
Yalnızlık… Öyle romantize edildiği gibi zarif bir melankoli değil Yalnızlık, insanın kendi içindeki yabancıyla aynı odada kalmasıdır. Tanımadığın, hatta tanımak istemediğin bir versiyonunla göz göze gelmek kaçacak yerin yoktur çünkü o sensin Ne kadar bastırırsan bastır ne kadar başka insanlarla doldurmaya çalışırsan çalış, o eksik parça sessizce orda durur. Bekler ve maalesefki çok sabırlıdır.
Kendini tanımak dedikleri şey de öyle kişisel gelişim kitaplarının anlattığı gibi ışıklı huzurlu bir süreç değil. Aksine kirli.
İçinde hoşuna gitmeyecek şeyler bulursun Kıskançlık, bencillik, korkaklık… ve en kötüsü de alışkanlık. İnsan en çok kendi karanlığına alışır. Sonra o karanlığı savunmaya başlar işte o noktada sanat devreye girer ya seni o karanlıktan çekip çıkarır ya da daha derinine iter. Ortası maalesefki yine yok keza gördüğünüz üzere biz zanaatkarlar ve sanatçılar bu yüzden biraz deliyiz ya..
Edebiyatın gücü de burda yatıyor Sana “iyi hissettirmek” için değil seni rahatsız etmek için var Sana ayna tutar ama o aynada görmek istediğin yüzü değil görmekten kaçtığın ifadeyi gösterir. Okurken boğazında bir düğüm oluşuyosa işte o zaman doğru yerdesin. Çünkü insan, ancak canı yandığında kendine dürüst olabilir
Ve belkide en acı gerçek şu İnsan kendini tamamen tanıyamaz. Her keşif yeni bir bilinmezlik doğurur Her cevap başka bir sorunun kapısını aralar. Bu yüzden bu arayış bitmez. Bitmemeli de Çünkü insanın kendini bulması aslında hiçbir zaman bulamayacağını kabullenmesiyle başlar
Geriye ne kalır biliyomusun? Yarım kalmışlık hissi. Ama o yarım kalmışlık eksiklik değil hareketin kendisi. Seni yazmaya düşünmeye hissetmeye zorlayan şey belki de insan dediğin şey tamamlanması gereken bir bütün değil sürekli parçalanıp yeniden kurulan bir metindir. Ve sen o metnin hem yazarı, hemde en acımasız eleştirmenisin.
Sevgilerle,Evsiz Kafka. 05.16