Spoiler içeriyor
İnsanların doğru duyguya doğru ismi veremediğini düşündüğümü söylediğimde sineterapi ödevi olarak verilmişti bu dizi bana. Hala aynı fikirdeyim, özellikle aşk dizisi olarak lanse edilmesine anlam veremedim. Bu aşk değil saplantılı ve sağlıksız ilişkiler silsilesi dizisi ve bu çok aşikar. Yazımda…devamıİnsanların doğru duyguya doğru ismi veremediğini düşündüğümü söylediğimde sineterapi ödevi olarak verilmişti bu dizi bana. Hala aynı fikirdeyim, özellikle aşk dizisi olarak lanse edilmesine anlam veremedim. Bu aşk değil saplantılı ve sağlıksız ilişkiler silsilesi dizisi ve bu çok aşikar. Yazımda bu diziyi övenleri nedenlerimle eleştireceğim.
İnternette Sibel ve Füsun için bu karakterler şu davranışı yapan kadınlar için diyerek karakterler övülüyor sürekli ama övülecek herhangi bir karaktere dizi boyunca ben hiç rastlamadım. Ayrıca üstüne basarak belirtmek gerekir ki Füsun karakteri Kemal’le ilk ilişkiye başladığında bir kadın değil 18yaşında bir kız çocuğudur. Bilimsel ve psikolojik boyutta açıklanırsa; hayat görevinde zaten kimlik bunalımına karşı rol karmaşası yaşıyor yani kendini çözümlemeye çalışan bir evredeki kız çocuğu. 30yaşında bir adamın ilgisine çok kolay kanıp aşk, sevgi, aidiyet sanabilir ki öyle. Ayrıca ilk bölümlerde eski konuştuğu kişiyi Kemal’e anlattığında fallik dönemde sıkıntılar olduğunu düşündüm çünkü partner seçimleri ilişkisi olan bireyler ve bu sağlıklı değil.
Kemal’de zaten anal dönem saplantısı bağırıyor buna ek kleptomani de var. Ayrıca bence narsist kişilik özelliği de var ve bunu yönetemiyor. Füsun eski ilişkisini anlattığında kendini değersiz önemsiz hissetmesinden, suskunluğa gömülmesinden anlaşılır bence. Kaldı ki kendisinin daha kötü bi ilişkisi var, nişanlanacakken Füsun’a güya aşık veya seviyor. Füsun’a karşı duyduğu şeyin sadece o yaş bir kızda hoşuna giden biricik ve teklik olma hissi olduğunu düşünüyorum, narsist özelliğini besliyor böylece. Füsun’a aşık olsa final bölümde Sibel’in çantasını görünce niye Sibel’i görme ihtimaliyle heyecanlanıyor? Bunların hiçbiri aşk değil takılı kalmak, saplantı.
Sibel ilişki içinde kalmaya çalışmış ama sonrasında olmayınca çıkmış bir partner tamam ama çektiği aşk acılarından sonra gerçekten seçtiği ya da seçmesi gereken partner Kemal’in en yakın arkadaşı mı? İnsan arkadaşına veya partnerinin yakın arkadaşına nasıl o duyguları döndürüp bakabilir hiç sağlıklı bi durum değil.
Füsun’un annesini de hiç desteklemiyorum. Balzac; sadece annelik vasıfları ağır basan kadınlar hayata zevklerinden ziyade fedakarlıklarıyla bağlanır der. Füsun’un annesinde bu duygu yok. Gerçekten annelik vasfı olan bi kadın olsaydı kızının geleceği ve istekleri için o terziliği gene yapar kızını kendi imkanlarıyla bi şekilde yaşatırdı, o hayatı ona kendisi sunardı. Ayrıca Kemal’i sürekli eve davet etmesi sınırları çizemeyen bir imaj ve çok sağlıksız.
Füsun’un baba karakteri de yeterli değil ki Füsun’un fallik döneminde sıkıntılar olduğunu düşündürdü. Kaldı ki gazete haberleri çıktıktan sonra Kemal eve gelince ona kemal bey demesi, hoşgeldin demesi vs bu saygı olarak isimlendirilir ve olabilir. Ancak sınır her ilişkide olması gereken ve ilişkileri sağlıklı yürüten bir şeydir. Eve Kemal’i almaması ve bunu açıklaması gerekirdi bu saygısızlık değil sınırların net çizilmesidir, bir daha gelmemesini söyleyebilir buda saygısızlık değil sınırların net çizimidir ama buda yok dizide. Kemal eve davet edilecekse de o evde asla Füsun olmamalı çünkü Füsun boşanana kadar sınırını net çizse de Kemal’in duyguları olduğu yazıyor o gazetede ve bi his (takıntı) var. Gelme diyemeseler bile Füsun’un yokluğu, ulaşamayacağını algılaması sağlanabilir ama o da yok.
Kemal’in annesiyle ilişkisi de çok sağlıklı ve bağlı değil. Yurtdışına giderken Füsun’un annesini götürürken kendi annesini neden evde bırakıyor, her gün Füsun’un ailesiyle vakit geçirirken kendi annesiyle neden görüşmüyor burdan da belli ki çocukluk döneminde sıkıntı var, zaten anal dönem saplantıları yoğun.
Sağlıklı bi tane ilişki, duygu, aşk, sevgi diyebileceğim bir şeye ben rastlamadım.
Dizi yorumlanacaksa gerçek yorum şudur bence: bir şeye takılı kalmak insanı ziyan eder. Beyin sürekli iyiye tamamlanmak ister. Ama buna fırsat verilmemelidir, önemli olan kabul etmektir ve beyni yönetmektir. Bu aşk olsaydı Füsun’u gördüğü an Sibel’le ilişkisini bitirip yeni bi ilişkiye kendini hazırlayıp başlardı ilişkiye. Kemal bu toksik ilişkide aşıksa bile sağlıklı olan Füsun’la ilişkisi bitince bu ilişki bu kadardı diyip sıyrılıp çıkmaktı. Zaten sağlıklı olan budur. Tüm sıfatsal ilişkilerde neden insanlar biten ilişkileri özlüyor buda anlamakta zorlandığım bir şey çünkü çok saçma geliyor, böyle bir duygu mantıken istesen de oluşmuyor çünkü bitmiş. Ama madem özleme duygusu oluştu Kemal’de kendine zaman tanısa heralde ne özlerdi ne de arayıp Füsun’u bulmak isterdi. Bu duyguları yeni biriyle de yaşardı sonrasında çünkü. Pavese’nin çok sevdiğim bir cümlesi var: birini sevdiğinde, karşılığında sevilsen bile bu sevilen kişiyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur. Sevme duygusu bireye aittir, bir başkasına da aktarılabilir, karşındaki kişiyi sevmenin özü bireydedir yani. Güya aşk adı altında ne kadar sağlıksız duygu varsa popüler kültür tarafından servis edilmiş gibi geldi bana.
Son olarak yozlaşma konusunda aşkı memnuyla bir kıyasa girdim sürekli diziyi izlerken ve beğenmediğim için haksızlık etmemek adına. Aşkı memnu benim çok sevdiğim bi eser ancak herkes aşkı memnuyu ahlaksızlık olarak eleştirip çok kolay kapatır. Evet bu doğrudur ancak eserin alt metni çok sağlamdır. Üzerine düşünmek istendiğinde verilmek istenenler çok net gösterilmiştir bu da zaten eseri ölümsüzleştirmiştir benim gözümde. Masumiyet müzesinde sağlam bir alt metin de göremedim. Sürekli övülüyor ama övülmeyi hak eden bi dizi değil bence ya da ben göremedim övülecek bir şey.