Efsanevi aşkı orijinal haliyle (aslında orijinali düzyazı değil şiir şeklinde tabi ama) okumak istedim. Leyla ve Mecnun aşk ile özdeşleşmiş isimler kabul edilir. Leyla isimdir ama mecnun bir "hâl"dir. Leyla sever sevilir ama mecnun olunur ya da mecnun gibi olunur.…devamıEfsanevi aşkı orijinal haliyle (aslında orijinali düzyazı değil şiir şeklinde tabi ama) okumak istedim. Leyla ve Mecnun aşk ile özdeşleşmiş isimler kabul edilir. Leyla isimdir ama mecnun bir "hâl"dir. Leyla sever sevilir ama mecnun olunur ya da mecnun gibi olunur. Bütün bunlar eseri okumadan önce de söyleyeceğim şeylerdi. Kitabı okuduktan sonra bir şey değişti mi? Evet, çok şey değişti.
Açıkçası kısa olan bu eserde ilk bölümlerde Leyla'nın güzelliğinden bahsediliyor ama bu bahsetme betimleme şeklinde değil. "O kadar güzeldi ki", "Dünyalar güzeliydi", "Onu gören bir daha görmek isterdi" vs. şeklinde geçiyor da bir tarif bir özellik bulamıyor okuyucu. Esmer olduğu belirtiliyor (ki arap dünyasında bu şaşırtıcı değil ayırıcı bir özellik de değil) Ee ne var bu Leyla'da diyorsunuz, cevap yok. Mecnun ya da asıl adıyla Gays onu okulda görüyor. Evet, okulda. Yani bu aşkın başlangıcı okul yıllarında. İkisi de onlu yaşlarının başında yani. Bu, anlatının arap kimliğinin derinden hissedildiği kısımlardan biri.
Devamında Gays'ın Mecnun oluşu bir anda oluyor. Leyla'yı görür görmez. E iyi hadi bu da tamam diyorsunuz. İncelemelerde, makalelerde Mecnun'un aşkının dünyevi değil de ilahi olduğu anlatılır. Bu isimlerin sembolik olduğundan bahsedilir ama Mecnun'a dönüşme çat diye Leyla'nın güzelliğini görünce oluyor. Bu ne perhiz bu ne ilk okul aşkı!
Sonraki bölümlerde Mecnun mecnunluğunu yaparken (dağ taş gezme, çöllere düşme, hayvanlarla dost olma vs.) Leyla'nın aşkı için çabaladığını görüyoruz ki bu okuyucu için tam bir azap. Okurken Mecnuna sinir olmamak elde değil. Pasif bir eziklik hali. Aşktan aklını kaybetmek değil ben aşk adamıyım deyip hiçbir halt etmeden takılmak gibi görünüyor. Günümüzde kadıköy incelliğinin arap çölü şubesi gibi.
Anlatı tam da gerçekten ilahi bir mertebeye mi geliyor derken Leyla'nın ölümüyle mecnun "Aa gideyim de o güzelliği bir kez daha göreyim o olmadan ben yaşayamam." diyor. Sanki bir bölüm öncesi Leyla yanındayken seni görmeme sana bakmama gerek yok senin aşkın bende diyen kendisi değilmiş gibi.
Kısacası Arapların çok sıradan şeyleri ballandıra ballandıra anlatıp dünya edebiyatına kakalama yeteneğini burada da net olarak görüyoruz. Sözlü geleneği masalsı halde anlatmak ve unutulmadan yüzyıllarca sürdürmek kolay değil elbet. Ancak günümüzde bu "destansı" anlatının tutarsızlıklarını görmek daha kolay. Yüzlerce yıl önce sınırlı seçenekler arasında kıymetli görünen bu gibi anlatıların, günümüzde vasat seviyede kaldığını edebiyatın her çeşidine ulaşabilen okurlar kolayca fark edebilir.
Puanım: 5,5.