"Bilgiçlik Taslayan Adamlar'la savaşmak pek çok kadını ezip geçti; benim kuşağımın kadınlarını, çok ihtiyacımız olan gelecek kuşağın kadınlarını, buradaki ve Pakistan'daki ve Bolivya'daki ve Java'daki kadınları, benden önce yaşamış olan ve laboratuvara, ya da kütüphaneye, ya da sohbete, ya da…devamı"Bilgiçlik Taslayan Adamlar'la savaşmak pek çok kadını ezip geçti; benim kuşağımın kadınlarını, çok ihtiyacımız olan gelecek kuşağın kadınlarını, buradaki ve Pakistan'daki ve Bolivya'daki ve Java'daki kadınları, benden önce yaşamış olan ve laboratuvara, ya da kütüphaneye, ya da sohbete, ya da devrime, hatta insan kategorisine girmesine izin verilmeyen sayısız kadını..."
Adıyla beni cezbeden Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar, feminizmin değindiği farklı türden konulardan bahseden birkaç denemeden oluşuyor. Kitap konusunda beni hayal kırıklığına uğratan tek konu da bu, etrafımdaki erkeklerden sürekli "mansplaning"e maruz kalan bir kadın olarak kitapta aradığım konuya yeterince uzun süre değinmemiş yazar. Ancak diğer denemelerini de oldukça beğendiğimden şimdilik bu durumu görmezden geliyorum.
"Evet, her iki cinsiyet de, çeşitli ortamlarda, komplo teorileri ve gereksiz konularda uzun uzun konuşmaya eğilimli olabiliyor, ama kör cahil olup da karşısındakiyle zıtlaşacak kadar kendine güvenenlerin cinsiyetinin ne olduğu benim tecrübeme göre net. Konuştukları konuları bilseler de bilmeseler de, diğer kadınlara ve bana bilgiçlik taslayan adamlar vardır. Bazı adamlar.
Neden bahsettiğimi bütün kadınlar bilir. Hangi alanda olursa olsun her kadının ağzını açmasını zorlaştıran, konuşmaya cesaret etse bile sesini duyurabilmekten alıkoyan bu küstahlıktır insanın zoruna giden; sokaktaki tacizden farksızdır aslında, çünkü bu da dünyanın kadınların dünyası olmadığını işaret ederek genç kadınları sessizliğe mahkûm eder. Bu bize kendimizden şüphe duymayı ye kendimizi kısıtlamayı öğretirken erkeğin dayanaksız aşırı özgüvenini daha da pekiştirir."
Kitap yalnızca feminizm'in kadınlara getirdiği özgürlüklerden değil, toplumdaki şiddeti doğuran ataerkinin şiddet gerçekleşirken bu durumu nasıl görmezden geldiğini de anlatıyor. Son zamanlarda ülkemizde de görülen school shooting olaylarına değindiği kısım, ülke farkının değiştirmediği bir diğer ögeyi, patriyarkayı bir şiddet karşısında aldığı durumla ortaya koyuyor.
"Bahsettiğimiz "top," bir öğrencinin California eyaletine bağlı Isla Vista'da yaşıtı öğrencileri katletmesinin ne anlama geldiğiyle ilgiliydi.
Bütün hafta sonu katilin neden böyle bir suç işlemiş olduğuna dair hararetli tartışmalara tanık olduk. Ana akımdaki sesler ısrarla genç adamın akıl hastası olduğunu iddia ediyordu. Sanki akıl hastasıysa tamam o zaman, tabi ya, deyip olayın üstünü kapatabilirmişiz gibi. Sanki yaşadığımız dünya, ortak bir sınırı ya da kültürü olmayacak şekilde ikiye bölünmüş, birinde yalnızca deliler öbüründe de aklı başında insanlar yaşıyormuş gibi. Ama akıl hastası diye bir insan türü olmadığına göre farklı insanlardaki farklı derecelerde gözlemlenen akıl hastalığından söz etmeliyiz aslında. Üstelik gerçekten zihinsel engelli insanların çoğu merhametli ve naziktir."
"Bu türden suçları ve neden bu kadar sıradan karşılandıklarını konuşmaya bir kez başlarsak bir de bu toplumun, bu ülkenin ve hatta neredeyse tüm ülkelerin ne gibi temel değişiklikler yapmaları gerektiğini de konuşmamız gerekecek. Böylesi bir konuşma işe erkeklik, erkek rolleri ve hatta ataerkil düzenden bahsetmemizi gerektirecek ki, biz böyle şeyler konuşmayı pek sevmeyiz."
"Evrensel bir salgın olarak karşımıza çıkan şiddet, toplumsal cinsiyetten başka her türlü nedene bağlanabiliyor, apaçık ortada olup da tiüm vakaları açıklayabilecek gibi görünen cinsiyet faktörü ise nedense şiddet vakalarını yorumlarken akıllara gelmiyor."
Ayrıca eşcinsel evliliklerin kutsal aile yapısına bir tehdit oluşturması yargısı için de şöyle bir yorumda bulunuyor:
"Evlilikte eşitlik, kuşkusuz eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir düzene karşı tehdit oluşturuyor. Tam da bu nedenle, bu tehdit eşitliğe değer veren ve eşitliğin tesis edildiği bir düzende serpilip gelişecek olan herkes için eşsiz bir fırsat. Bu tehdit hepimize iyi gelecek..."
"Aynı cinsiyetten iki insan arasındaki evlilik, doğası gereği eşitlik ilkesi üzerine kurulduğundan, partnerlerden biri pek çok yönden diğerinden daha fazla güce sahip olsa bile çoğunlukla bu tür ilişkilerde kişiler eşit statüdedir ve kendi rollerini istedikleri şekilde oluşturmakta özgürdür."
-
"T. M. Luhrmann, geçen yıl yazdığı son derece çarpıcı köşe yazısında, Hindistan'da şizofrenlerin gaipten sesler duyduklarında seslerin onlara evi temizlemelerini söylediğini, Amerika'daki şizofrenlerin duydukları seslerin ise onları şiddete sevk ettiğinden söz ediyordu."
"Sokaklarda yürümek toplumsal bir bağlılık hatta politik bir eylem biçimi olabilir, hep birlikte yürüdüğümüz ayaklanmalar, gösteri yürüyüşleri ve devrimler gibi. Ancak aynı zamanda, sokakta yürümek bir bayram havasında coşmanın, öznelliği ve hayal gücünü kafesten çıkarıp salıvermenin bir aracı da olabilir; dış dünyanın yaptırım-ları ve buyurganlığı ile içimizdeki arzuların, korkuların ve imgeler denizinin dansıdır yürümek. Bazen, düşünmek dediğimiz şey, açık havada yapılan fiziksel bir eylemdir."
"...kadın ve erkeğin karşılıklı konuşmalarının bir prizmaya girdiğini farz edin, prizmadan dışarıya yansıyan kadının değil erkeğin sözleri. Bir kadının bu prizmadan geçen sözleri duyulmaz oluyor, ama kadının konuşabileceği başka bir yer yok. Eşit haklara sahip olmaktan, katılımcı olmaktan, saygı görmek ve dolu. dolu, özgür bir insan olarak hayatını sürdürmekten men eden bir prizma bu."
"Yaşları 15 ile 44 arasında değişen kadınların ölüm veya sakatlanma sebepleri karşılaştırıldığında kanser, sıtma, savaş ve trafik kazalarına bağlı ölümlerin tümünün toplamından daha fazla sayıda kadının, erkek şiddeti nedeniyle öldüğü görülüyor."
"Ağı dokumak ama ağın içinde hapsolmamak. Dünyayı yaratmak, kendi dünyanı yaratmak, kendi kaderini elinde tutmak, babalar kadar büyükannelerin ismini de anabilmek, sadece düz çizgiler değil, ağlar dokuyabilmek. Temizlik yapabildiğin kadar yaratıcı da olabilmek, şarkı söylemek, susturulmamak, peçeyi çıkarıp görünmek; tüm bunlar benim kendi çamaşır ipime astıklarım."
"Plan dediğimiz şey geleceğe dair bir anıdır. Üstüne, gerçeklik denen şeyi giyip oturuyor mu diye bakan bir anı."
"Sizce, bizler ülkemizin savaşa girmesini nasıl önleyebiliriz?" sorusuna cevap vermek yerine şunları söylemiştir: "Bir kadın olarak benim ülkem yok."
9.6/10