Bence dune a bir bilimkurgu demekle büyük haksızlık etmiş oluruz. Hatta dune a politik bir film demekle bu haksızlığı perçinleriz. Dune aslında bir cinsel gerilim filmidir (haydaaa) Evet, gerçekten de öyle. Baharat yani melanj Freud un libidinal enerjisini temsil eder.…devamıBence dune a bir bilimkurgu demekle büyük haksızlık etmiş oluruz. Hatta dune a politik bir film demekle bu haksızlığı perçinleriz.
Dune aslında bir cinsel gerilim filmidir (haydaaa)
Evet, gerçekten de öyle. Baharat yani melanj Freud un libidinal enerjisini temsil eder. Libido bir dürtü enerjisidir. Baharat da bağımlılık yaratır, bedeni dönüştürür ve bilinci genişletir. Freud a göre bastırılamayan güdüler yönlendirildiğinde kültüre dönüşür. Melanj da aynı şekilde kontrol altında tutulur ama bastırılamaz, yönlendirilir ve fremen kültürünün yapı taşını oluşturur.
Baharat bir tür ham enerji ise bene gesserit ler bu enerjiyi disipline eden yapı, imparatorluk ise onu kontrol etmeye çalışan üst yapı olur. Açalım hemen, Freud bedenin kontrolünün id (dürtüler) - ego (denge) ve süperego (kontrol) temel çatışmasıyla açıklar. Bene gesserit acıya dayanmayı, bedensel refleksleri yönetmeyi ve ses tonu ile ile başkalarını kontrol etmeyi hedefler, medeniyetin aslında dürtülen bastırılması olarak ifade edilişinin somut bir kaynağı olur. Soyları planlayarak insanları çiftleştirmeye çalışıyorlar, yani arzuyu bireysel veya dürtüsel değil programlamış bir çerçeveye hapsediyorlar. İnsanın bilinçdışı ailesi tarafından şekillenir diyen Freud, planlanmış bir üreme programının “medeniyeti inşa etmeye çalışan” bene gesserit tarikatında bizlere göz kırpıyor. Ses ile insanları kontrol etmek ise tam anlamıyla Lacancı bir hareket - doğrudan beden üzerinde etkili bir dil metaforu “dil özneyi kurar ve yönetir” diyen lacan açık tezinin literal tezahürü aslında.
Fremenlerin inşa edilmiş bir kültüre dahası bene gesserit tarafından inşa edilmiş bir kültüre sahip olduklarının en büyük göstergesi şeyh hulud yani solucan metaforuyla nesneleşir. Fremelere göre bu devasa penisleri sürebilenler “gerçek fremen” olabilir ancak. Bu da cinsel enerjinin kontrol ve yönlendirilme oluşan “başarılı savaşçılara” örnek olur.
Paul mehdi miydi değil miydi? Paul bir arzu nesnesi değildi, arzunun tam kendisiydi aslında. Lacan a göre arzu hiçbir zaman tamamlanmaz çünkü eksiklikten doğar. Paul, libido (melanj) ile tanıştığında harekete geçer - yani libido arzuyu tetikler fakat Paul her şeyi görmesine, tüm geleneklere hakim olmasına rağmen bunları yaşamaktan korkuyor ve çekiniyor, yani aslında arzu varoluş itibariyle bir kriz içinde. Öyle de olması gerekiyor zaten.
Fremenlerin “kehaneti” bir mehdinin gelip kendilerini kurtaracağını, dune a su getireceğini söylüyor. Fakat bu kehaneti aslında bene gesserit ekmiş. “Büyük öteki” kavramı, toplumsal bir inanç, herkesin inandığı ama kimsenin gerçekten sahip olamadığı bir mit - fremenler kendi arzularını dışsal bir kurtarıcıya yansıtıyorlar. Böylece Paul arzunun kendisi haline geliyor. Bene gesserit rahibelerinin soylu insanlara genetik soy programı olarak sunulması bana Freud un madonna/fahişe ikilemini hatırlatıyor. Ona göre kadınları ya azize madonnalar ya da fahişe olarak gören erkelerde bir tür psikik iktidarsızlık görülüyor. Erkeklerin oedipal dönemde hadım edilme korkuları yüzünden erken dönem ensest nesnelere duyulan sevgi, duyusal olarak arzu edilenlere değil, bedensel olarak arzu edilenlere yönelir. Lady jessica da aslında tam olarak böyle karakter, soylu birisi tarafından satın alınmış bir fahişe ama aynı zamanda mitolojik bir azize. Bu iki yansımanın aynı bedende buluşmasıyla ortaya kaçınılmaz arzu yani Paul meydana gelmiş. Ama biliyoruz ki bu aslında politik amaçlarla yapılıyor.
Özne kendisi hakkında kurulan hikayenin içine hapsoluyor bir nevi. Arzuyu kontrol altına almanın hikayesidir Dune. Arzuyu bastıran politik bir güç elde eder (freud), ama arzu hiçbir zaman tatmin olmaz ve yön değiştirir (lacan), cinsellik açıkça görülmez ama aslında tüm hikayeyi organize eder, Paul arzunun öznesi olur, din ise bu arzunun bilinçaltındaki yansımasına dönüşür.
Paul aslında chani yi de sevmiyor. Chani gerçek bir insan. Adetleri töreleri var, dune da doğmuş, herhangi bir insan aslında. Ama Paul bir mit, kehanet, güç, dil. Paul oluşturulmuş bir unsur. Onu seviyor gibi görünüyor ama aslında sadece denge unsuru olarak kullanıyor. Chani kehanetlere inanmıyor, Paul u insan olarak görüyor, mehdilik hikayesine karşı çıkıyoruz. Paul için chani arzu edilen ama sürdürülemeyen şey oluyor. Arzu neden çöker? Arzu, sahip olunmayana yönelir der Lacan. Paul, chani ye sahip olamadığı için onu arzuluyor. Chani her anlamda Paul un annesinin zıttı bir karakter. Jessica kontrol, disiplin ve kader ise chani özgürlük, hoyratlık ve spontanlık. Paul için chani aslında bir yer değiştirmiş bağlanma, evlenmeye tercih etmeme sebebi ise yaratmaya çalıştığı mitoloji için onun varlığının risk olması. Paul un prensesi tercih etmesi, arzunun tamamen sistem tarafından ezilmesinin örneği. Çünkü sistem zaten arzu üzerine kurulu. Ama chani yi hiç mi sevmiyor? Bir açıdan.
Çünkü o Paul için bir ankraj aslında. Onun sayesinde kendini gerçekliğe bağlıyor. Lacan, “sevdiğimiz kişi eksiğimizi kapatan şeydir” der, chani ise lady jessicanın tam tersi olarak Paul un bu eksikliğini gideriyor, yani arzunun yönelmesinin sebebi bu eksikliği kapatma hali. Karıştı gibi ama çok basit aslında: Paul chani yi sevmiyor: çünkü risk alması ve sistemi kırması gerekiyordu. Ama onu arzuluyor çünkü eksikliğini giderebilecek tek kişi o. Freud a göre sevgi nedir, libidinal enerjinin bir nesneye yatırımıdır. Chani ye değer veriyor ama ancak gerektiği kadar. Chani Paul u olduğu haliyle isterken, Paul ise kendi hikayesindeki rolüyle istiyor onu.
Şimdi aslında bir açıdan bene gesseritlerin haklı olduğunu da görüyoruz. Ne diyordu muhterem ana, “hayvanlar acı içinde kapandan kurtulmak için kendi bacaklarını koparır bakalım sen ne yapacaksın” sizce Paul onların kurduğu bu kapanda başka bir yol mu yaratıyor insan olarak yoksa bir şeyleri kesip atıyor mu? Ya da şöyle diyelim, böyle birisi mehdi olur muydu ki?
Arzu insandan daha temel bir şeydir, o karanlıktır ve çok derinlerdedir. Bir arzu olarak Paul, paradoksal bir seçim yapıyor:
“Sistem” tuzağına düştüğü için chani yi kesip atıyor.
“Sistem”e uyum sağlamak için arzusunu bastırıyor ve prenses ile evleniyor.
Bu paradoksun çözümü ise gene Freud da yatıyor. Süperego yani sistem ve imparatorluk için prensesle evleniyor fakat bu yüzden id ini yani arzunu bastırarak aslında “onu insanlığından uzaklaştıran” bir karar almak zorunda kalıyor. Yani id ini ve süpergosunu birleştirip; mehdi atreides kimliğini inşa ediyor.
Karışık mevzular, siz gene de çok düşünmeyin kafayı yersiniz.