Erdal Öz'ün Deniz Gezmiş'ler ile aynı koğuş olmasa da, aynı hapishanede denk gelmesinin ardından, Deniz Gezmiş'in isteği üzerine onların hikayelerini anlattığı romanı Gülünün Solduğu Akşam, ismini Turgut Uyar'ın şu dizelerinden almaktadır: "Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam! Aldım…devamıErdal Öz'ün Deniz Gezmiş'ler ile aynı koğuş olmasa da, aynı hapishanede denk gelmesinin ardından, Deniz Gezmiş'in isteği üzerine onların hikayelerini anlattığı romanı Gülünün Solduğu Akşam, ismini Turgut Uyar'ın şu dizelerinden almaktadır:
"Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam!
Aldım anlayamadım; öldüm anlayamadım almadığım bir akşam…"
Başlangıçta Erdal Öz'ün Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan ile yaptığı konuşmalar var, ancak Öz, onlardan önce hapishaneden çıktığı için bu kısımlar o kadar uzun sürmüyor. Daha sonraları yine hikayelerini dinlediği Hacı Tonak, Mehmet Asal gibi TKHO üyelerinin hikayeleri ile, arkadaşlarının birinin eline geçmesinden korkarak yazmaması için diretmesine rağmen yine de Che Guevara'nın da etkisiyle devrim günlüğü tutan Mustafa Yalçıner'in günlüğü, tüyler ürperten işkencelere maruz alan Mete Ertekin ve İlyas Yalçıner'den bahsediyor. İdam kararının ardından üç fidanın avukatlığını yapan Mükerrem Erdoğan'ın idam gününü ve son sözlerini anlattığı bir kısmın ardından, Yusuf Aslan'ın babası Beşir Aslan'ın ağzından cenazelerini okuyoruz. Kitap, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş'in ailelerine yazdıkları mektuplar ile sona eriyor.
Bir zamanlar ölü bedenleri bile korkudan yan yana gömülmeyen 25 yaşlarındaki üç gencin, onlarla işkencelere katlanan onlarcasının hikayesine tanık olmak, bu ülkeyi ve siyasetini tanırken karşınıza çıkabilecek en büyük kara lekelerden biri olarak, tarih boyunca karşımıza çıkmaya devam edecek.
"Hüzün, gerçek acıların izdüşümüdür çünkü."
"Bir ara Deniz, "Bugünleri de yazmak gerek," dedi.
"Yazılacak elbette," dedim. "Daha olayın çok başındayız. Zamanla yazılır."
"Yarının gerçek edebiyatı bugünün mahpusanelerinden çıkacak, göreceksin," dedi. "
"Bizi sen yazacaksın," dedi. "Bizim şu anda tek görgü tanığımız sensin. Boku bokuna asılıp gideceğiz. Yanımıza sokulan tek yazar sensin. Bizlerden sen sorumlusun reis. Bizleri iyice incele. Bize sorular
sor, gerekli her şeyi öğren, yaz bizi. Yazar mısın?"
"Bu kuşak, bizler gibi öyle uzun boylu düşünce tartışmaları falan da yapmadı, yapamadı; yapm aya fırsat bulamadı ki. Üniversite özgürlüklerini yaşamanın ne olduğunu bile anlayamadan
kendilerini eylemin içinde buldular.
"
"Marksizm Leninizm, nasıl insanlığın bir
ürünüyse, bu dediklerim de insanlığın uzun yüzyıllar sonunda yaratıp biriktirdikleridir, ürünleridir."
"Sonra, dünyanın dört bir yanında ölen bir
sürü yurtseveri, devrimciyi düşünüyorsun ve birara rahat bir ölümü düşünmüş olmaktan utanır gibi oluyorsun. Bir devrimci nasıl ölmesi gerekiyorsa öyle ölmeli, diyorsun. Doğrusu da bu."
"Gerici sınıfların en güçlü iktidarıdır faşizm."
"Ve bir devrimcinin idama nasıl gideceğini,
bir mitinge, bir eyleme gider gibi gideceğini karşı devrimcilere ve herkese göstermek gerektiğini düşünüyorsun, inan, bunda hiçbir çekincem,en küçük bir tereddütüm yok."
"Bir devrimcinin ölümü bile, normal eyleminden, normal mücadelesinden soyutlanamaz."
"Bak dostum, şu gördüğün arkadaşların hepsi de asılacak belki. Hepsi de idamla yargılanıyor, biliyorsun. Bu çocukların yaş ortalaması yirmibir falan. Gencecik çocuklar. Görüyorsun, şarkı söylüyorlar. Buradan çıkıp kurtulsalar bile bunların büyük çoğunluğu dışarıda kesinlikle şurada burada vurulup ölecek insanlar. Korkuları yok. İnançları var. İnanmış adam güçlüdür, korkmaz."
"Ve birden, kendi açından bakınca, bir kişi
olduğunu, yani biricikliğini, içine girdiğin çatışm anın bir kişinin çatışması olduğunu, ölürsen bir kişinin ölümüyle öleceğini, ve bunun, o büyük kavganın içinde ne kadar önemsiz kalacağım düşünüyorsun bir an."
"Bazan çok güzel bir oyunun sonunda çok acı bir gerçekle karşılaşabilir insan, ama oyunun çocukça güzelliğini değiştirebilir mi bu?"
"Baktım da, üçü de o kadar olağan yürüyüp gittiler ki ölüme. Sinirli bile değillerdi."
"Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın
mutluluğu uğrunda şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımıza hizmet ediyoruz. Siz Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm."
"Ayağındaki lastik ayakbılan gösterdi. "Söyleyin babama, yarın ayağımda bu lastik ayakkabıları görünce, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş demesin, üzülmesin. Mamak’ta, cezaevinde ayakkabılarımızı
giymemize bile fırsat vermediler. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun."
"Baba,
Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir
zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın.
Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir. O bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu."
9.7/10