Bir hikayeyi sonlandırmak bir hikayeye başlamaktan daha zordur. Dizinin verdiği y(etkiye) dayanarak bir yazı yazmak istedim. Her şeyden önce çok sevdiğim bir arkadaşıma veda etmişim gibi hissediyorum. Böyle kaliteli bir yapımı bitirmenin verdiği sevinç ve hüzün arasında bir yerdeyim. Peki…devamıBir hikayeyi sonlandırmak bir hikayeye başlamaktan daha zordur. Dizinin verdiği y(etkiye) dayanarak bir yazı yazmak istedim. Her şeyden önce çok sevdiğim bir arkadaşıma veda etmişim gibi hissediyorum. Böyle kaliteli bir yapımı bitirmenin verdiği sevinç ve hüzün arasında bir yerdeyim. Peki biz Leyla ile Mecnun'u neden bu kadar çok sevdik? Çünkü birçok çaresizliğin ve mutsuzluğun içinde bile hâlâ bütün içtenliğiyle gülebilen, umut edebilen insanlar gösterilmişti bize. O kadar başka bir dünyadaydık ki onların uzaylılarla konuşmasını ve daha birçok olağanüstü sahnelerini doğal karşılamaya başlamıştık. Her şeyi mümkün kılmışlardı bizim için. Tüm karakterler kendine hastı. Şimdi her birine detaylıca değinmek istiyorum.
Kendi çölünde kaybolmuş Mecnun: Leyloş'a olan aşkını o kadar güzel yansıttı ki herkes 'keşke onun gibi bir sevgilim olsa' demiştir bence. Onunla olabilmek için tüm zorlukları aştı, 1. sezonun Mecnun'u kesinlikle çok iyiydi. Sonrasında Leyloş'un ölümünün ardından bir sene boyunca konuşmaması... Mecnun'u bitiren şey Leyla'dan sonra mutsuz olacağını düşünmesi değil, artık mutlu olunca yanında Leyla'nın olmayacağını bilmesiydi belki de. Mecnun aslında Sedef'i de Şirin'i de hiçbir şekilde sevmedi, belki onlarla yeniden hayata tutunurum, yeniden o mutluluğu kazanırım diye düşündü ama kimse ilk Leyla'nın yerini tutamadı. Mecnun'u gerçekten seven, onu bırakmak istemeyen lastikçinin kızı Leyla vardı fakat aşkı karşılıklı değildi maalesef. Bana göre ilk Leyla da dahil olmak üzere Mecnun'u en çok seven o'ydu, yeri geldiğinde Leyloş'a şiirler yazan, aşkı için sokakları yakan Mecnun son Leyla'ya "seni seviyorum" bile diyemedi. Burdan da anlıyoruz ki Mecnun sadece kendini oyalıyor, eğer etrafında hiç kimse olmazsa Leyloş'u hatırlayacak ve bu da ona acı vermekten başka hiçbir şey yapmayacak. Nasıl baş ettiğini bilmek isterdim leylasızlıkla. Kendi çölünde kaybolup, nasıl yaşayabildiğini. Nasıl alıştığını, nasıl yeniden deneyebildiğini. Hepsini bilmek isterdim onunla konuşup. Belki üzüme düşerdik birlikte, sakız çiğnerdik. :) Eh işte bizim Mecnun kısaca;
depresyon hırkasıyla bütünleşen mahallenin haylaz aşığı, şaşırdığında olur olmaz yerlere soru eki koymasıyla bilinen, Büyük bir Ferdi Tayfur arşivi olan ve hayat mottosu "gözlerimi kısarım vazifemi yaparım" olan mütevazi kahraman.
"Hikayemizin başında demiştik, bazı erkekler geç olgunlaşır, ta ki hayatlarının anlamını oluşturan şeyi kaybettikleri ya da kaybetmek üzere oldukları ana kadar..."
"Belki başka bir zamanda başka bir yerde yine yan yanayızdır."
İsmail abi: Gelmek bilmeyen bir gemi, beklemekten liman olmuş bir adam. Herkes onun gibi birine sahip olmak istiyor ama kimse onun gibi olmak istemiyor. İsmail Abi gibi olmak dikili bir ağacı bile olmamak demektir. Beklemekle geçen bir ömür... İsmail Abi tam anlamıyla mahallenin işsizidir. Kendine has lafları ve renkli pullu takım elbiseleriyle dikkat çeker. Yüzyıllara ve çeşitli ülkelere yayılan bereketli genleriyle herkesin çok sevdiği ve örnek aldığı bir abimizdir. İsmail çok iyi biri, çok saf. Her gün sahile gelip denize el sallıyor çünkü bir gün babasının o gemiyle geleceğine inanıyor. Ailesiyle birlikte güzel anları hiç olmamış ama arkadaşlarına çok güzel anlar yaşatıyor, her şeye rağmen çok mutlu, çok komik ve mükemmel biri. Annesi 'daha renkli bir hayat' istediği için İsmail'i babasına bırakıp çekip gitmişti. İsmail'in rengarenk giyinmesinin sebebi de bu 🥹 O gemi gelir mi bilmem ama bazen önemli olan geminin gelmesi değil beklemeye devam etmektir.
"Mesele gemi değil biz beklemeyi seviyoruz"
"O gemi bir gün gelecek"
"Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun aynı yerde kesişmesine rağmen algılamamakta çok isyankarsın."
Yeryüzüne düşen ilk bakkal tanesi Erdal Baggal: Sürrealist dizinin realist karakteri Erdal, beni kahkahalarla güldüren bir karakterdir. :D Türk televizyon tarihinin en ikonik figürleri arasında yer alır. Erdal insanı bakkalı olmadan yaşayamaz, para saymak en favori aktivitesidir (yüs, iki yüs, yüs, yüs) para lafının geçtiği yere adeta ışınlanır. Bedava olan her şeye bayılır, her durumdan bir çıkar sağlamaya çalışır. Erdal için bakkal dükkanı sadece bir ticarethane değil, Kireçburnu'nun merkezidir. Kendisini mahallenin kalbi olarak görür. Kendine has yaptığı "Erdal Bakkal dansı" dizinin unutulmazları arasındadır. Erdal, süpermarketlere karşı tek başına direnir. Kendi markasını yaratma çabaları onun ticaret anlayışını gösterir. Örnek aldığım bir karakterdir. 😌 "Çay Erdal bakkalda içilir." Ve koskoca 104 bölüm boyunca hep güldürdü finalde de ağlattı. Baba olma isteği, "yavrim" diye sevdiği ve çocuğu yerine koyduğu yumurtası, çok sevdiği ve bir türlü doğuramayan karısı Nurten... Final çok üzücüydü cidden. "Ben Nurtensiz naparım" Ayrıca dramatik müzik eşliğinde kameraya bakıp adeta küçük emrah gibi kendini acındırması en çok güldüğüm sahnelerindendir. :D
Performans sanatçısı Yavuz: Kendisini "performans sanatçısı" olarak tanımlar. Bir şekilde hırsız oluşunu ima ederseniz "ben öyle bir insan mıyım" der. İşinde ustadır, kapı açma ve tv çalma konusunda hünerleri sonsuzdur. Kör bir kız olan Zeynep'e aşık olmasıyla başlar hikaye, oldukça masum ve saf bir aşkı vardır Yavuz'un. Her gün Zeynep'e sahilde şiirler, kitaplar okur. Gün gelip terk edildiğinde bir süre ortadan kaybolur sonra yine döner bu sefer de Eylül ile karşılaşır. Eylül başta onu istemez, hep uzaklaşır ondan ama Yavuz vazgeçmez, pencereden çatıdan girer, gitarla mızıkayla kendini kabul ettirmeye çalışır. Şarkı konusunda mükemmel yeteneği vardır, sesi harikadır. "Yeniden" dinleyin. 👌🏻 Eylül başta çok şımarıklık yapsa da sonunda Yavuz'un değerini anlar ve artık evlenmek isterler Son ne yazık ki çok üzücüydü. Dizinin en tatlı çiftiydi onlar. 🥲
"Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım"
Araba vurdurmaktan bi hâl olan hamarat İskender, Ak sakallı, Az sakallı, Dosto, Nurten, Gotik Leyla, bahtsız yedek Kamil, karabasan ve oğlu Arda, Benjamin, suskun Melül ve çiçekçi kadın, Behzat Ç, Harun... {Düşün yani dönemin en kaliteli yapımlarından olan Behzat Ç ile birleşmişlerdi L&M (12. bölüm) çok da komik bir bölümdü.}
Gözlüklü çocuk Kaan, Metonya başkanı Metin, Doktor, Saf salak Hidayet, Kubilay lay lay, Lastikçi Ömer.....
Metaforlar, dünya üzerinde yapılmış her türlü film dizi programa komik göndermeler, ince sosyal mesajlar...
Mükemmel kadro, hepsi birbirinden müthiş. Bir efsanenin sonu... Tam bir sene boyunca izledim, hiç bitmesin istedim. Moralimin en bozuk olduğu zaman bile beni güldürebiliyorlardı.
Evde ve güvendeymişim gibi hissettirdi hep 🥹 çok seviyorum, safe dizilerim arasında en başta yer alacak. 🫶🏻
Sevgili Burak Aksak, sen olmasan kimse bu diziyle tanışamıcaktı. İyi ki!!
Kendi çölünde kaybolanlara selam olsun. Hoşça kalın Kireçburnu çakalları.. 🩵⚓