Yaralı Bir Ruhun Eskizi Bir kız çocuğu gördüm parkta, tek başına oturarak çizim yapıyordu. Yanına gittim, "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabii ki," dedi. Bir şeyler çiziyordu. "Çok güzel çiziyorsun," dedim. "Hayır," dedi, "kötü çiziyorum." Hâlbuki çok güzellerdi... "Neden çiziyorsun madem…devamıYaralı Bir Ruhun Eskizi
Bir kız çocuğu gördüm parkta, tek başına oturarak çizim yapıyordu. Yanına gittim, "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabii ki," dedi. Bir şeyler çiziyordu. "Çok güzel çiziyorsun," dedim. "Hayır," dedi, "kötü çiziyorum." Hâlbuki çok güzellerdi... "Neden çiziyorsun madem sevmiyorsun çizimlerini?" dedim. "Çünkü iyi geliyor bana, zihnimi rahatlatıyor," dedi ve gökyüzüne bakıp derin bir nefes aldı. Gözleri... İçinde ne kadar da çok duygu vardı: Acı, öfke, kırgınlık ve korku. Gözleriyle ne çok şey anlatıyordu; yaralı bakıyordu. Neden tek başına geldiğini sordum buraya. Kafa dinlemek istediğini söyledi. "Evde neden yapmıyorsun?" dedim. "Ailem varken olmaz," dedi. "Neden?" dedim. "Anlaşamıyoruz," dedi. "Eskiden evden çıkmazdım, şimdi ise tam tersi," dedi... "Annenle aran nasıl?" dedim; gözleri dolar gibi oldu, sonra gözyaşlarını geri gönderdi. "Anlaşamıyoruz," dedi, "beni duymuyor, gerçek halimi görmüyor. Eskiden çok uğraşırdım, beni sevsin diye çiçekler getirirdim ama sevgisi hep bir şeye bağlıydı... Şimdi ise sevgisi ona inandırıcı gelmiyor; bazı şeyler için çoktan geç kalınmıştı..." Bir şey diyemedim ama hissettim; sarılmak istedim ona ama sarılmadım. "Babanla aran nasıl?" dedim. "Bir zamanlar iyiydi, sonra bazı şeyler oldu, bazı şeyler gördüm," dedi. "İçimde ona karşı uzun zamandır bir öfke var," dedi. Sesi yükselmişti, farkında değildi... "Kardeşin var mı?" diye sordum. "Var," dedi ama gözleri farklı bakıyordu. "Abim var," dedi, "bir zamanlar çok sevdiğim, şimdi içimde hiçbir duygu bırakmayan. Kardeşim var," dedi, "doğumunu heyecanla bekledim ama şimdi ise... Neyse." "Ne oldu?" dedim. "Bu konuyu konuşmak istemiyorum," dedi, başını eğmişti. Bir şeyler vardı, hissediyordum ama zorlamadım. "Çok güzelsin," dedim; dikkatini dağıtmak istedim. Ama yalan değildi, güzeldi. "Hayır, değilim," dedi. Kırgınlık vardı sesinde. Bir şeyler denmişti, kırmışlardı onu. Birden kendinden nefret ettiğini söyledi. "Neden?" dedim. "Öfkeliyim," dedi, "kendime bir şeyler yapamadıkça, yaralandıkça daha çok öfkeleniyorum. Kendime nefretim ne zaman başladı hatırlamıyorum," dedi. Bir şeylerin acısını kendinden çıkarmak istiyordu sanki. "Arkadaşların var mı?" dedim. "Var," dedi, "ama gitmelerinden korkuyorum." "Neden?" dedim. "Çünkü hep gittiler, kırılsam da diyemedim," dedi. "Neden?" dedim. "Gitmelerinden korktum," dedi. "Sevgi benim için kolay değildi. Annem severdi, sonra bir şey olur uzaklaşırdı. Ben sevgiyi annemden öğrendim, o yüzden nasıl sevilir bilmiyorum," dedi. Ağlamaya başladı; yorgundu, yalnız hissediyordu. Sarıldım ona sıkıca. Öyle ne kadar durduk bilmiyorum. Her bir gözyaşında geçmişin izlerini taşıyordu...
Lale-i Pinhan