— Yine gökyüzünü izliyorsun. — Evet. — Neden? — Düşünüyorum. — Neyi? — Her şeyi... Ama bunu istemiyorum, sadece uyumak istiyorum. — Neden uyumak istiyorsun? — Kendim dâhil her şeyden kaçmanın tek yolu bu. — Neden kaçıyorsun her şeyden? —…devamı— Yine gökyüzünü izliyorsun.
— Evet.
— Neden?
— Düşünüyorum.
— Neyi?
— Her şeyi... Ama bunu istemiyorum, sadece uyumak istiyorum.
— Neden uyumak istiyorsun?
— Kendim dâhil her şeyden kaçmanın tek yolu bu.
— Neden kaçıyorsun her şeyden?
— Yoruldum. Dinlenmek istiyorum.
— Ve sakinleşmek, değil mi? Sinirli gibisin.
— Öfkeliyim. Acımasız tarafım ortaya çıkmak istiyor.
— Acımasız tarafın mı?
— Evet. Çok uzun zamandır içimdeki o canavarı tutuyorum. Sadece sevdiklerimi korumak istediğimde veya zarar gördüğümde ortaya çıkıyor.
— Neden tutuyorsun onu?
— Çünkü çok acımasız; beni de korkutuyor.
— Neden çıkmak istiyor?
— İçimdeki çocuğun canı çok yandı, yaktılar. Bazı kırgınlıklarım öfkeye dönüştü.
— Görsünler istedin, kırmasınlar istedin, anlatmaya çalıştın...
— Ama onlar çoğu zaman dinlemediler bile. Bazen kendimi çok bencil hissediyorum; bunları yapmamam gerekiyormuş gibi.
— Ama bencillik değildi; senin de sevilmeye, değerli olduğunu bilmeye ihtiyacın vardı.
— Öyleydi. Kırılsam da belli etmek istemiyordu bir tarafım. "Sorun değil, önemli değil, sıkıntı yok," dedi ama sorundu, önemliydi, sıkıntıydı; sadece bunu onların bilmesini istemiyordum.
— Bu seni bir yandan da bitirdi.
— Maalesef... Öfkemi hep kendimden çıkardım, hep kendime zarar verdim. Bir zamanlar kıyamadığım o saçlara şimdi...
— Senin öfken kendine. Başkalarına bu kadar iyiyken kendine bu kadar acımasız davrandığın için kırgınsın kendine.
— Evet... Ve yavaş yavaş duygularım ölüyor; kalbim yavaşça yok oluyor gibi, o acımasız halim ortaya çıkıyor. Bunu istemiyorum.
— Ama bir gün tamamen çıkacak. O zaman belki duyguların tamamen ölmüş olacak ya da belli insanların yanında ortaya çıkacak.
— Kim bilir, belki de...
Lale-i Pinhan