"Sevgisiz evlerde büyüyen kız çocukları, gerçekten sevildiklerini hiçbir zaman tam olarak bilemezler. Çünkü sevgiyi bir hak olarak değil, kazanılması gereken bir ödül olarak öğrenirler. Hep biraz daha uslu olurlarsa, biraz daha sessiz kalırlarsa, biraz daha az yer kaplarlarsa sevileceklerine inanırlar.…devamı"Sevgisiz evlerde büyüyen kız çocukları, gerçekten sevildiklerini hiçbir zaman tam olarak bilemezler. Çünkü sevgiyi bir hak olarak değil, kazanılması gereken bir ödül olarak öğrenirler. Hep biraz daha uslu olurlarsa, biraz daha sessiz kalırlarsa, biraz daha az yer kaplarlarsa sevileceklerine inanırlar. Bu yüzden büyürken en çok kendilerini suçlamayı öğrenirler. Evde bir şeyler ters gittiğinde dönüp aynaya bakarlar. Anneleri üzgünse kendi yüzlerinden bilirler. Babaları sessizse kendi hatalarından. Dünyadaki her kırgınlığın sebebi sanki kendileriymiş gibi taşırlar yükü omuzlarında. Küçüktüm. Çok küçüktüm. nedense herkesin mutsuzluğunu taşıyabilecek kadar büyüktüm. Evde yükselen seslerden korkardım. Kapıların sert kapanışından korkardım. Bir odadan diğerine taşınan öfkeden korkardım. Akşamları odama çekilir, battaniyemi başıma kadar örterdim. İnsan bazen küçücük bir çocukken bile dünyanın ağırlığını hissedebiliyormuş. Bunu çok erken öğrendim. Babam saçlarımı hiç okşamadı. Bir çocuğun saçlarının sevgiyle okşanmasının nasıl bir his olduğunu bilmiyordum. Bu yüzden biri saçlarımın güzel olduğunu söylediğinde kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu. Annem beni takdir etmeyi pek bilmezdi. Yaptığım güzel şeyler sessizlikle karşılanırdı. Hatalarım ise büyük yankılarla. Sonra bir gün kendime küçük bir dünya kurdum. Gizli bir dünya. Benim dünyam rengarenkti. Gökyüzü her sabah başka bir renge boyanırdı. Çiçekler yalnızca çiçek kokmazdı; güven kokardı, huzur kokardı. Bulutlar pamuktan yapılmış gibiydi, Kuşlar hiç yorulmadan şarkı söylerdi. Orada kimse bağırmazdı. Kimse sevgisini geri çekerek cezalandırmazdı. Düştüğümde dizlerim kanayabilirdi ama kimse bana güçsüz demezdi. Ağladığımda kimse gözyaşlarımdan utanmamı istemezdi. Yanlış yaptığımda yine de sevilirdim. Belki de en çok bunu seviyordum o dünyada. Koşulsuzluğu. Çünkü gerçek dünyada her şeyin bir şartı vardı. Ama benim dünyamda yoktu. Evde sesler yükseldiğinde gözlerimi kapatır, oraya giderdim. Masanın altına saklanır, dizlerimi karnıma çeker ve hayal ederdim. Bir süre sonra gerçekten oradaymış gibi hissederdim. Korkum azalırdı. Kalbim yavaşlardı. Orada babamın görünmez elleri vardı. Geceleri saçlarımı usulca okşarlardı. Hiç konuşmazdı o eller. Ama konuşmalarına da gerek yoktu. Çünkü ilk kez sevildiğimi hissederdim. Sonra sen geldin. Nasıl buldun bilmiyorum ama gizli geçidimi buldun. İnsan bazen en çok zarar göreceği kişiyi güvenli zanneder. Ben de seni öyle sandım. İlk başta çok güzeldin. En sevdiğim renklere benziyordun. Sesin korkutmuyordu beni. Gülüşün sıcak geliyordu. Düştüğümde beni kaldırıyordun. Başardığım şeyleri alkışlıyordun. O kadar uzun zamandır duyulmayı bekliyordum ki senin sesin bana bir şarkı gibi geldi. Bu yüzden kapıyı biraz araladım. Sonra biraz daha. Sonra tamamen açtım. Ve sen içeri girdin. Önce hiçbir şey değişmedi. Hatta dünyam daha da güzel olmuş gibi görünüyordu. Birlikte çiçeklerin arasında yürüdük. Gökyüzüne baktık. Bulutlara isimler verdik. Sonra yavaş yavaş başladı. Çiçeklerimin yeterince güzel olmadığını söyledin. Bahçemi değiştirmek gerektiğini söyledin. Benim seçtiğim renklerin çocukça olduğunu söyledin. Siyahın daha asil olduğunu anlattın bana. Kendime ait olan her şeyi biraz biraz sorgulamaya başladım. Sen söyledikçe inandım. Sen güldükçe haklı olduğunu düşündüm. Sen eleştirdikçe eksik olduğuma inandım. Önce turuncumu aldın elimden. Sonra morumu. Sonra beyazımı. Sonra gökkuşağımı. Sonra bulutlarımı. Sonra çiçeklerimi. En sonunda da kendimi. Ve bütün bunlar olurken fark etmedim. Çünkü seni kaybetmekten korkuyordum. Bir gün yine yoruldum. Yine korktum. Yine gerçek dünyanın karmaşasından kaçmak istedim. Her zamanki gibi gözlerimi kapatıp küçük dünyama döndüm. Ama bir şey farklıydı. Adımlarını duymadım. Sesini duymadım. Seni aradım. Yoktun. Sonra etrafıma baktım. Çiçekler artık eskisi gibi kokmuyordu. Yapraklarına dokundum; kadife gibi değillerdi. Gökyüzüne baktım; mavilik gitmişti. Bulutlar kaybolmuştu. Renklerim silinmişti. Her yere ağır bir siyah çökmüştü. Sanki birisi gecenin en karanlık parçasını alıp göğün üzerine dökmüştü. İlk kez o zaman anladım. Sen giderken sadece beni bırakmamıştın. Sığınağımı da götürmüştün. Küçük bir kız çocuğunun korkudan saklanıp kendine yaptığı o güvenli dünyayı da yanında götürmüştün. Şimdi bazen hala o eski bahçeyi arıyorum. Eski çiçeklerimi. Eski bulutlarımı. Babamın görünmez ellerini. Koşulsuz sevgiyi. Bazen gözlerimi kapatıp eski yolu bulmaya çalışıyorum ama geçit yerinde durmuyor artık. Ve ben hala, evdeki gürültülerden korkup masanın altına saklanan o küçük kız çocuğu gibi, kaybettiğim renklerin yasını tutuyorum."