Spoiler içeriyor
08.12.2025 - 07.06.2026 Bir maceranın daha sonu… Aslında macera mıydı bilmiyorum da. Kurgu ve işleyiş bakımından yolundan hiç şaşmayan “dünyanın en güzel aşkı” algısından hiç kopmayan çok çok başarılı bir yapımdı. Finalinde olanları öncesinden bildiğimden özellikle son bölümleri hep bunu…devamı08.12.2025 - 07.06.2026
Bir maceranın daha sonu… Aslında macera mıydı bilmiyorum da. Kurgu ve işleyiş bakımından yolundan hiç şaşmayan “dünyanın en güzel aşkı” algısından hiç kopmayan çok çok başarılı bir yapımdı.
Finalinde olanları öncesinden bildiğimden özellikle son bölümleri hep bunu düşünerek izledim. Bu bana bir miktar hüzün ve hüsran yaşattırdı. Finali izlediğimdeyse, yani az önce ağlamadım ama ağlamaklı olduğumu söyleyebilirim. Ayşegül öldüğünde değil de, Bahri haberi aldığında, Meltem’in üçüzlere verdiği isimlerde ve son sahnede Sinan’la Poyraz’ın el ele yürüyüp afişteki sahneyi oluşturduklarında. O kadar beğendim ki o detayı, tek başına bile bütün diziyi sırtlanıp efsaneydi dedirtebilir.
Düşmanlar hep çok sinirimi bozdu; biri öldü rahatladım, başka biri geldi, o da öldü derken yenisi daha geldi ve bana afakanlar bastı açıkçası. Bir kere bir düzgün bir hayat yaşayamadılar, yani bir gün düzgün nefes alamadılar bu nasıl iştir! Her düşmanın ötekinden daha sinir bozucu oluşu daha da sinir bozucuydu.
İlk sezon eh işte, ikinci sezon da eh işte, ama üçüncü sezonun özellikle de ilk bölümleri o kadar heyecanlı ve ilgi uyandırıcıydı ki; kendimi tutamayıp saatlerce izlediğim zamanlar oldu.
Yani bir de şöyle bir şey var dizi izlerken çok da vauv dedirtmiyordu gibi, bazı güzel planlanmış şaşırtıcı sahneler dışında, ama finalin etkisinden mi bilmiyorum şu an çok vauv oldu açıkçası. Yani şunu dedirtebiliyor: Ne aşk ama…
Sadece aşk olarak değil de ne bileyim, aile, sevgi, bağlılık gibi temalar da içime işledi.
Sefer, Sema… İkisinin de yokluğu ayrı ayrı acıydı. Sema’nın intiharı sezon finaline gelince yeni sezonda çok da yası tutulmadı, yani haliyle.
Bahri’yi dünyanın en iyi adamı gibi göstermeleri bazen sinirimi bozuyordu. Tamam iyi kalpli bir mafya ama sonuçta yüzlerce insanı öldürdüğünü de yok saymak, ne bileyim, kötü bence. Ama sevdiğim bir karakterdi.
Sadrettin’e tahammül edemiyordum sinirimi aşşşşırı bozuyordu ama son birkaç bölümde tatlı geldi, Poyraz’ın takımında olması ve bunu gönülden yapması samimi hissettirdi.
Songül’ün deccalliği bazen sinir bozucu olsa da hakkını veriyordu.
“Allah Belanı Versin Mümtaz” da üçüncü sezonda bir sevimli geldi ki anlatamam şapşal herif.
Eda bence dizinin başına gelen efsane karakterlerden biriydi, bir ara utanmadan Poyraz’la bile shipledim, sonra geçti ama. Bir bölümde onlar da bunu ele almıştı sonuçta, Ayşegül’le Poyraz ilişkisinin vıcıklığını ve sıkıcılığını. Açıkçası bana çok geçmediler ama bir an bile sıkılmadım onları izlerken, Eda gelince de bir miktar sorguladım işte. Yine de o büyük aşka daha fazla laf etmek istemem.
Sinan çok tatlıydı, yanı sıra kıvrak zekası tam bi yiyilesiyldi. Ayşegül’le olan ilişkileri çok hoşuma gidiyordu. Manyak annesinden bile ön planda tutuyordu onu ve bu da çok tatlıydı.
Poyraz güzel seviyordu ama zor biri ya… Hatta biraz da korkunç maalesef. Yanii… Nasıl ifade edebilirim ki… Manyağın tekiydi işte, ruh hastası, sonda da layığını buldu gibi oldu. Ama üzüldüm haline. Hak etti mi? Belki biraz evet ama yani yazık da oldu. Çok hak etmiyor da olabilir… Kararsızım… Lafın kısası deli falan ama seviyordum, Türk dizi tarihinin değerli karakterlerinden biri oldu.