Ah Agnes... O kadar sevdim o kadar beğendim ki kitabı, içinden çıkamadım. İlk başka okudukça bulunduğu dönemden soğuduğum bir kitap oldu ama tabi her dönemin kendine ait sorunları, kendi içinde barındırdığı kibirli insanları, ayrıcalıklı hayat sunduğu ve sefalet içinde yaşattığı…devamıAh Agnes...
O kadar sevdim o kadar beğendim ki kitabı, içinden çıkamadım. İlk başka okudukça bulunduğu dönemden soğuduğum bir kitap oldu ama tabi her dönemin kendine ait sorunları, kendi içinde barındırdığı kibirli insanları, ayrıcalıklı hayat sunduğu ve sefalet içinde yaşattığı insanlar vardır.
Agnes orta seviyedeydi, parasal bakımdan ama ahlakına gelince, finansal bakımdan yukarda oldukları için kendilerini bir şey sanan insanların yanında onların aptal olduğunu gösteren bir zekaya ve ahlaka sahipti.
Papaz babasının, mal varlığını kaybetmesinden dolayı maddi zorluk çeken ailesine yardımda bulunmak isteyen Agnes mürebbiye olmaya karar veriyor ve ailesinin istememesine rağmen de kararının arkasında durup, maneviyatını ne kadar güçlü olduğunu ve sağlam duruşuyla karakterini ortaya koyuyor.
Mürebbiye olarak çıktığı yolda karşılaştığı problemli insanlar ve o insanların zavallı çocuklarının yaşam biçimine şahit oluyoruz.
Ha bu arada bir de konusunu okuduğum zaman mürebbiyelere olan önyargımdan, evin erkeği ile bir şeyler yaşamasını bekledim. Öyle olsaydı cidden bayardı ve öğ olurdum açıkçası ama, hayır Agnes öyle biri değil.
Anne'nin kaleminden Agnesın hayatını okuyoruz ama sanki biyografi içindeymişim gibiydi.
Yani Agnes ve Anne Brontë birbirleriyle hemhal olmuştu da hangi fikir hangisinin hangi yaşam hangisine ait bilemiyordum.
Bu da Anne Brontë'nin harika yazarlığı.
Oldukça sade ve duru, soft ve kendini içine çeken sıradan gibi ama aynı zamanda büyüleyiciydi benim için...
Özellikle sonlara doğru bazı yerleri tekrar tekrar okumak istedim çünkü yeterince üstüne bastırmadı Agnes. Roselienin çılgın kötülüklerini daha fazla okumaksa yıprattı halbuki ben Agnesin saf kalbine ait düşünceleri duymayı çok daha isterdim ve ya Westonun Agnesa olan tavırlarına daha fazla şahit olmayı dilerdim.
Ama o konuda Agnes hızlı geçişler yaptı ve benim çok beklediğim son hızlı bir bitişe uğradı bu da bende şahsi bir kırıklık oluşturdu.
İstediğim şeylere tekrar göz atmama sebep olan fikirleri vardı Agnesın.
Güzelliğe imrenmek aptallıktır dedi mesela. Fakat böyle iddiaları gerçek deneyimler destekliyor mu? Çünkü doğal olarak bize zevk veren şeyleri severiz ve güzel bir yüzden daha fazla ne zevk verir ki. Hele bir de ondan zarar gelmeyeceğini bilirsek.
Güzellikte Roselie eğitimsizikte Mathilda, ebeveynlikte Murraylar ibret olurken, güzel ebeveynlikte Agnesın ailesi, Ahlakta Agnes örnek oldu kitap boyu. Gerçekten insana ayna olan bazı şeyleri daha iyi anlamasını sağlayan bir pencereydi Kitap.
Ha bir de oğlanlar var. Ve yakışıklı zengin oğlanların arasında ışıldayan Weston..
Aahh Roselieyi nasıl affedebildi Agnes anlayamiyorum.
Ama diğer bir yandan da anlıyorum. Bir şekilde bende acıdım ve acıdığımdan dolayı da biraz sevdim sanırım Roselieyi...
VE keşke Agnes tüm iftiralara açıklık getirseydi de bende rahat bir okuma sürdürseydim.
Veee en çok istediğim şeyse şu oldu, Agnesın yerine ışınlanmak o hayatı yaşamak deneyimlemek hissetmek ve hayatıma geri dönmek.
Benim için acayip derece de mavi şato tadında ilerledi devamı.
Güzellik konusunda devamlı oluşan tabularımı ve fikirlerimi bir kez daha yıktı -ki kitaplar geçici bir süreliğine arada bunu yapıyorlar- ama tekrardan hayatın gerçekleri dolayısıyla oluşmaya devam ediyor, da olsun.
Bu yüzden mavi şato neyse benim gönlümde Agnes Grey de o şuan.
Anne Brontë'ye ise tebriklerimi iletmek isterdim.
Daha fazla kitabını da okumayı isterdim ama maalesef yok... Bir tane var aslında, Anne Brontënin iki kitap yazmış olmasını mümkün bulmuyorum sanırım cevirilmemiş... L.M. Montgomerynin ve sevdiğim diğer yazarların kitaplarını anlayacak kadar bir İngilizce istiyorum ya Rabbiimm.
Ve ayyrıcaa, dizilerde bize gösterilen şık elbiseler içindeki kadınların bulunduğu ışıltılı baloların ardındaki gerçekler kitaplar da daha net.
Kesinlikle...
O çağın erkeklerinin kadınlar üzerinde kurduğu üstünlük, kadınlardan güzel olanların çirkinler üstünde kurduğu kibir, insanlardan zengin olanlarin fakirleri insan dışı varlık olarak aşağılaması günümüzden daha çok hatsafha da bence. Yani en azından günümüzde iç içe değiliz.
(En azından ben gerçek bir zenginle karşılaşmadim şu ana kadar. Benim gezdiğimi sular da gezmezler yani. En fazla sosyal medya da görürüm onları. Dibimde olsalar günümüzde de olsak aşağılanırdık belki ay bilmiyorum fkdkdk ne anlatıyorum ya..)
Neyse ehm bence o dönem de yaşamak daha zordu bu günlere nelerden geçtik geldik insanlık olarak.
Yine de balo kıyafetleri geri gelsin bence insanlar çok çıplak kaldı. Erkekler de hakeza.
Belki bizim göremediğimiz yerler de devam eden hayatlardır bfjdkf
Ha bir de bir sürü şey daha düşündüm ettim ama yazmayacağım sanırım. (Gerçek Hristiyan görmüş oldum kitap sayesinde.)
İyi günler.
Okuyun 🫡🖤