Alejandro Zambra'nın Şilili Şair'ini seveceğimi yalnızca kapağını gördüğümde bile anlamıştım ancak bu kadar seveceğimi ben de beklemiyordum. Edebiyatla uğraşan Gonzalo ve Carla'nın önce gençliklerinde ardından ileriki zamanlarda tekrar bir araya geldiklerinde yaşadıkları ilişkiye ve Carla'nın oğlu Vicente ile Gonzalo'nun arasındaki…devamıAlejandro Zambra'nın Şilili Şair'ini seveceğimi yalnızca kapağını gördüğümde bile anlamıştım ancak bu kadar seveceğimi ben de beklemiyordum. Edebiyatla uğraşan Gonzalo ve Carla'nın önce gençliklerinde ardından ileriki zamanlarda tekrar bir araya geldiklerinde yaşadıkları ilişkiye ve Carla'nın oğlu Vicente ile Gonzalo'nun arasındaki üvey baba-oğul ilişkisine dayanan kitap, gerçek hayatta karısı Jazmina ve üvey oğlu Silvestre ile yaşayan yazardan otobiyografik kısımlar da içeriyor. Hatta tıpkı Gonzalo gibi, yazar da kitabını onlara ithaf etmiş.
Uzun zaman boyunca kendini bir baba olarak kabul etmekte zorlanan, sözlüklerde üvey baba kelimelerini araştırıp kendini buna sığdırmaya çalışan, New York'a taşınıp altı yıl ondan uzak kalsa da geri döndüğünde bir şair olarak bulduğu üvey oğlundan kopamayan Gonzalo'nun ve oğlu Vicente'nin şair çevresiyle geçirdiği vakitlerin yanı sıra, Vicente'nin tek gecelik bir ilişki sonrası aşık olduğu ancak bir araya gelemediği gazeteci Pru'nun Şili'deki şairler hakkında makale yazmak istemesiyle kitapta pek çok şairin ve eserin ismi geçiyor. Bu yüzden okurken araştırdığım ve yeni tanıştığım bir sürü isim oldu, bu zaten reading slump'a girmenin eşiğinde olduğum bir zamana denk geldiği için de kitabı okumam bir hayli uzun sürdü, yine de kesinlikle mükemmel bir okuma deneyimiydi. Yazarın muzip dilini ve edebi anlayışını çok, çok beğendim ve kesinlikle diğer eserlerini de okumayı planlıyorum.
(Gonzalo'nun Vicente için yazdığı şiir)
GARFIELD
Ne zaman bir uçak düşse
dünyanın herhangi bir yerinde
Şili gazeteleri
Şilili olup olmadığını yazar
kurbanların arasında.
Dört yaşındaki oğlumsa sormaz
Şililer ölmüş mü ölmemiş mi
çocukları sorar
çünkü onlar
çocuk milletine aittir
ölüler nasıl aitse
ölüler milletine.
Yürürken bunu düşünüyorum
mezarlıkta yanımda oğlum
koşarak uzaklaşıyor birden
bir mezar taşına doğru
kâğıttan bir fırıldakla
pelüş Garfield duruyor
oradan henüz ayrılmış demek
yavrucağın kalbi kırık anne babası.
Dört yaşındaki oğlum oynuyor
ölü bir çocuğun pelüşüyle
korkuyorum eve götürmek istemesinden
ama bir şey söylemiyor, istemiyor
götürmeyi de, birkaç saniye sonra
özenle bırakıp onu
tam aldığı yere
sonra veda ediyor, pelüşe mi
mezar taşına mı
ölü çocuğa mı bilmiyorum."
"Birisi o kadar gecikmiştir ki neredeyse geri dönmeyeceğini düşünecekken bir de bakarız aniden çıkagelmiş, o zaman tutup da sigara içerken birkaç saniyeliğine bir daha geri gelmeyeceğini sandığımızı hayatta söyleyemeyiz; abartılı gelir insana, öyledir de zaten."
"Yazmamalarından iyi. Şiir yıkıcıdır, seni ifşa eder, parçalarına ayırır. Kendi kendine güvenmemeye cüret ettirir. İtaat etmemeye. Esas fikir budur zaten, her şeye karşı itaatsizlik. En önemlisi de kendi kendinize itaatsizliktir. Can alıcıdır bu"
"Şilili şairlerin birer sokak köpeği olduğunu, sokak köpekleri-nin birer Şili şair olduğunu, kendisinin de yabancı bir şehrin çöplüğüne burnunu sokan bir Şilili şair olduğunu düşünür - kendini böyle tanımlamak hoşuna gider, ne Şilili ne şair olsa da gazeteci sıfatıyla ve arayışla çıktığı bir yolculuktur bu."
"Vicente başını kaldırıp bakmaya çekiniyordu, daha çok bunu yaptığında üvey babasının orada olmadığını görmekten korkuyordu; bazen sırf birinin varlığını bilmek bile insana güven verirken, başımızı kaldırıp aslında kimsenin olmadığını görmek tam bir hüsrandır. Beş saniye sonra Gonzalo'nun hâlâ orada dikildiğini ve yanında duran valizini gördü, Vicente aynı anda hem her şeyi anladı hem hiçbir şeyi anlayamadı."
"Yol üstündeki yeni korkunç binalara bakarken gördüğü çirkin değişimleri adeta kendi teninde yaşanmışçasına iliklerinde hissediyor; kendi kol ve bacaklarındaki yara bereleri incelercesine seyrediyor etrafı."
"Belki de yas kelimesinin tam tersi anlamlarına sahip bir kelime olmalı, birinin ölümünün ardından değil yeniden ortaya çıkmasından sonra hissedilen o duyguyu anlatan bir kelime; bir süredir rüyalarımızda bile görmediğimiz birisi yeniden hayatımıza girdiğinde hissedilen şeyin adı. Yeniden doğuş ya da diriliş gibi kelimeler uymuyor bu duruma, Gonzalo'nun hissettikleri daha karmaşık, daha özel: Hem yasın zıttı hem yası da içeriyor, neşeli bir ağıt gibi. Ayrıca yaşana-nı tersinden düşünmeye meyilli olsa da, yeni gelen Vicente'ymiş gibi gelse de yeniden ortaya çıkan kendisi. Vicente daima buradaydı: Giden, onu terk eden Gonzalo'ydu; şu an geri dönen de kendisi."
"Tek kelimeden oluşan bir mesaj kaç kez okunabilir ki...
Ona gözünü ayırmadan bakmazsa aklında kalmayacakmışçasına insanın tek bir kelimeyi defalarca okuması gerektiği söylenebilir mi? Belli ki söylenebilir, çünkü Gonzalo belki elli, yüz hatta iki yüz kez ok kelimesini okuyor şu an."
"Sana ulu karı ve yıldızları veriyorum özgürlüğün için.
Şafak vakti başında sabahlayan muhafızındım ben.
Hâlâ görüyorum kendimi, bir ağaç gibi, senin yenidoğan ciğerlerin için nefes alıp verirken, seni zulümden ve vahşi hayvanların götürmesinden koruyorum.
Ah benim gururumun evladı,
And Dağları'na bakan bu yerde olacağım daima
İki elimde birer bıçak, korumak ve savunmak için seni."
"Yaşamakla bir şey kaybedilmez, dene:
İşte tam sana göre bir vücut.
Karanlıklarda yaptık onu tenin sanatına duyulan aşkla
aynı zamanda ciddiyetle,
zevkli ve acılı yeni bir oyunu düşünür gibi senin
gelişini düşünerek;
hayat aşkıyla, ölüm ve yaşama korkusuyla
ölüm aşkıyla
senin ya da kimse için"
"En iyisi suçu şiire atmak olsa da bu da yalan olurdu, işte az önce okuduğu şiirler ortada; şiirin bir işe yaradığını, kelimelerin incitebildiğini, titreştiğini, iyileştirdiğini, teselli ettiğini, yankılandığını ve kalıcı olduğunu gösteren şiirler orada."
9.7/10