“Hayatında yaptığın her seçim, aslında seçmediğin tüm hayatları da beraberinde getiriyor.” "Mr. Nobody" işte tam bu soruyu soruyor. Ve cevap vermek yerine seni o sorunun içinde bırakıyor. Film 2092 yılında başlıyor. Dünya neredeyse ölümsüz hale gelmiş. 118 yaşındaki Nemo Nobody,…devamı“Hayatında yaptığın her seçim, aslında seçmediğin tüm hayatları da beraberinde getiriyor.”
"Mr. Nobody" işte tam bu soruyu soruyor. Ve cevap vermek yerine seni o sorunun içinde bırakıyor.
Film 2092 yılında başlıyor. Dünya neredeyse ölümsüz hale gelmiş. 118 yaşındaki Nemo Nobody, yeryüzünün son ölümlü insanı olarak bir hastane yatağında yatıyor. Bir gazeteci onu buluyor ve tek bir şeyi sormak istiyor: "Hayatın nasıldı?" Ama Nemo'nun cevabı basit değil. Çünkü Nemo'nun hatıraları birden fazla hayat içeriyor. Birbirinden farklı, birbirini çelen, hepsi eşit derecede gerçek hissettiren hayatlar.
Ve sen izlerken tek bir soru soruyorsun: "Hangisi gerçek?"
Jaco Van Dormael bu filmi 2009'da çekti ve dünya onu fark etmedi. Gişede hayal kırıklığı yarattı, büyük festivallerde yeterince ses getirmedi. Ama zaman geçtikçe bir şey oldu: izleyenler onu unutamadı. Sosyal medya döneminde yeniden keşfedildi, "hayatımın filmi" listelerinin başına yerleşti. Çünkü bu film zamanla daha güçlü hale geliyor. İzledikten sonra değil, izledikten yıllar sonra.
Jared Leto'nun performansı filmin kalbi. Hem genç Nemo'yu hem de 118 yaşındaki Nemo'yu öyle canlandırıyor ki sadece makyaj değil, duruş, bakış, sesin tonu, ellerin hareketi tamamen farklılaşıyor. İzlerken aynı oyuncuyu izlediğini unutuyorsun.
Film anlatım yapısı olarak alışılmışın çok dışında. Zaman düz akmıyor. Bir sahneden diğerine geçerken nerede olduğunu anlaman biraz zaman alıyor. Ama bu kafa karışıklığı bir hata değil — filmin bilerek kurduğu his bu. Çünkü Van Dormael sana bir şey anlatmıyor, bir şey hissettiriyor: seçim anının ağırlığını.
Burada kuantum fiziği devreye giriyor. Film, Schrödinger'ın kedisini anlatım yapısına dönüştürüyor. Gözlemleyene kadar hem ölü hem diri olan kedi gibi, Nemo'nun hayatı da seçim yapılana kadar tüm olasılıkları aynı anda taşıyor. Ve sen film boyunca o kutuyu açmaya çalışıyorsun. Ama film kutuyu açmıyor. Sana kutunun içini hayal ettiriyor ve sonra sessizce "sen ne seçerdin?" diye soruyor.
Görsel dil konusunda film olağanüstü. Her anlatı katmanının kendi renk paleti, kendi müzik tonu, kendi atmosferi var. Bilinçaltın nerede olduğunu söylenmeden anlıyor. Bu detay senin dikkatini çekecek çünkü sen görsel anlatımı fark eden biri olarak izliyorsun.
Film ayrıca zaman hakkında konuşuyor ama klişe bir şekilde değil. "Zaman geri gitse ne yapardın?" sorusunu sormuyor. "Zaman hiç ileri gitmeseydi, sen kim olurdun?" sorusunu soruyor. Ve cevabı yok. Sadece o soru var, ekranda, sessizce asılı.
Son söz olarak şunu söyleyeyim: *Mr. Nobody* izlendikten sonra bitmez. Bittiğini sandığın an aslında başlıyor. Çünkü film sona erdiğinde sen kendi seçimlerine bakıyorsun. Ve o bakış, filmden çok daha uzun süre devam ediyor.
**İzle. Sonra bir süre sessiz kal. O sessizlik de filmin bir parçası.**
🟢Puan: 8/10