Olga Tokarczuk'un popüler romanı Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, William Blake şiirleri ve astrolojiyle ilgilenen Janina Duszejko'nun yaşadığı yerde gerçekleşen gizemli ölümler çevresinde dönen yaşantısını anlatıyor. Kendimden de birçok parçayı gördüğüm Janina, hayvanların avlanmasına karşı çıkan yaşlı bir kadın olarak,…devamıOlga Tokarczuk'un popüler romanı Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, William Blake şiirleri ve astrolojiyle ilgilenen Janina Duszejko'nun yaşadığı yerde gerçekleşen gizemli ölümler çevresinde dönen yaşantısını anlatıyor. Kendimden de birçok parçayı gördüğüm Janina, hayvanların avlanmasına karşı çıkan yaşlı bir kadın olarak, etrafındaki kimseler tarafından ciddiye alınmıyor. Buna rağmen kendisi bu cinayetlerin hayvanların nihayet insan ırkından intikam alışları olduğunu fikrini sürdürüyor. Janina hayatının doğal akışındaki diğer tüm olaylar gibi bu cinayetleri de astrolojiyle ilişkilendirerek değerlendiriyor. Birlikle Blake çevirileri yaptığı arkadaşı Dyzio, bir butik işleten dostu Müjde ve komşusu Garip gibi, yan karakterleri de oldukça yaratıcı olarak yazılmış olan bu romanda insanların arasındaki ilişkiler o kadar gerçekçi ki, Janina'ya olan tavırlarını gündelik hayatta yüzlerce kez şahit olduğumuz durumlarla ilişkilendirmekten kendimi alıkoyamadım. Bu zamana kadar bu kitabı okumamış olmaktan çok pişmanım, özellikle son kısımları, Janina'nın rahiple kavga ettiği sahneyi ve Garip'le baloya gittikleri kısımları soluksuz okudum. Benzersiz dilinden ve mizahından çok tatmin olduğum yazarın diğer eserlerine de kesinlikle şans vereceğim.
"Ah evet, birden ölümün ne kadar iyi bir şey olabileceğini hatırladım, nasıl doğru ve adil, hani bir dezenfektan veya bir elektrikli süpürge gibi. Böyle düşündüğümü itiraf ediyorum ve hâlâ da böyle düşünüyorum."
"Aslında fazlaca değer verilen, ama pek önemi olmayan cinsel organların, kalbin veya hatta beynin değil de ayakların bedenimizin en mahrem ve özel yerleri olduğunu düşünmüşümdür. İnsan konusundaki tüm bilginin saklı olduğu yer ayaklardır; beden onlara bizim kim olduğumuz ve dünya ile nasıl ilişki kurduğumuz konusunda yüklü bir duygu gönderir. Toprağa basışındaki tüm gizem, bedenle temas ettiği noktadadır -hani maddenin elementlerinden yapılmış olmamızın yanı sıra, maddeye yabancıyız ve ondan ayrılmışız. Ayaklar prizdeki fişlerimizdir."
"Bununla ilgili bir Teorim var: Yaşla birlikte birçok erkek testosteron otizmi yüzünden çaptan düşer, sosyal zekâ ve insanlar arası iletişim kapasitesindeki düşüşle birlikte, düşünceleri formüle etmede azalma görülür. Bu Rahatsızlık tarafından kuşatılan Kişi suskunlaşır ve düşünceler içinde kaybolmuş gibi görünür. Çeşitli Alet ve makinelere ilgi duyar, İkinci Dünya Savaşı ve ünlü insanların, özellikle de politikacıların ve canilerin biyografilerine takar kafayı. Roman okuma kapasitesi neredeyse tamamen kaybolur, testosteron otizmi, karakterin psikolojik algısını bozar."
"Öfke her şeyi düzene koyar ve dünyayı bir kabuk içinde gösterir; Öfke, başka bir durumda elde etmesi zor olan Görüş Berraklığını yeniden canlandırır"
"Bazen sanki birçok insan için geniş ve ferah olan bir mezarın içinde yaşıyormuşuz gibi hissederim."
"Burada, İnsanlık aptal ve sıkı mantık kuralları yerine yürek ve sezgiyle yönetilir. İnsanlar bildikleri şeyleri ilan ederek, gereksiz gevezelikten keyif almazlar, onun yerine hayal güçlerinin peşinde dikkate değer şeyler yaratırlar. Devlet günlük baskı uygulamalarını sona erdirip insanlara umut ve hayallerini gerçekleştirmede yardımcı olur. Ve İnsan, sadece sistemdeki bir dişli, sadece bir rol sahibi değil, özgür bir Yaratıktır. İşte aklımdan geçen ve yatarak dinlenmemi tamamen bir zevk haline getiren bu düşüncelerdi.
Bazen sadece hastaların gerçek sağlıklılar olduğunu düşünürüm."
"Öldürmek cezadan muaf oldu. Ve kimse artık onu önemsemiyor. Ve kimse önemsemedikçe, mevcut olmuyor. Vitrininde, büyük kırmızı kesilmiş gövde yığınlarının asılı olduğu bir dükkânın önünden geçerken hiç bunun gerçekten ne olduğunu düşünmek için duruyor musunuz? Bu konuda hiç düşünmüyorsunuz, değil mi? Veya bir kebap ya da köfte sipariş ettiğinizde aslında ne alıyorsunuz? Bunda kötü bir şey yok. Suç normal, günlük aktivite olarak kabul ediliyor. Herkes suç işliyor. Toplama kampları normal
olsaydı, dünya işte tam böyle görünürdü. Kimse onları yanlış bulmazdı."
"Bütün, karmaşık insan ruhu insanı gerçekten ne gördüğünü anlamasına izin vermeyecek şekilde gelişmiştir. Gerçeğin ona ulaşmasını illüzyonla, boş laflarla sararak önler. Dünya acıyla dolu bir hapishanedir, öyle inşa edilmiştir ki yaşamak için insanın diğerlerine acı çektirmesi gerekir."
"Nasıl bir dünya bu? Birinin gövdesi ayakkabı, köfte, sosis veya yatağın önüne serilen halı oluyor, birinin kemikleri çorba yapmak için kaynatılıyor... Birinin karnından ayakkabılar, kanepeler, çantalar yapılıyor, birinin kürküyle ısımlıyor, birinin eti yeniyor, küçük parçalara bölünüp, yağda kızartılıyor. Dahice felsefelere ve teolojilere birçok düşünce uygulanmış olmasına rağmen, bu felaket, bu kitle katliamı, zalimce, ruhsuz, otomatik olarak, vicdanlar sızlamadan, bir an bile düşünmeden sahiden de gerçekleşiyor mu? Öldürmenin ve acının ilke olduğu nasıl bir dünya bu? Bizim neyimiz var?"
"Kötü rüyalarla uğraşmanın en eski yolu, onları tuvaletin üstünde yüksek sesle söyleyip sonra da sifonu çekmektir."
"Ancak aynı zamanda, bu uzayda bir tutukluluk biçimi, dövme yapılmış bir mahkûm numarası gibidir de. Ondan kaçış yoktur. Kendimden başkası olamam. Korkunç. Ne zaman özgür olduğumuzu düşünmek istesek, o zaman kendimizi yeniden keşfetmeyi tercih ederiz."
"Dönecek bir yerim yok. Hapsolma durumu gibi bir şey. Hücrenin duvarları görebildiklerimin ufku. Ötesinde bana yabancı bir dünya var ve bana ait değil. Yani benim gibi insanlar için mümkün olan tek şey burada ve şimdi, her gelecek şüpheyle dolu olduğundan henüz gelmemiş olan her şey, havanın en küçük kıpırtısıyla bile yok olabilecek bir serap gibi zar zor çizilmiş ve belirsiz."
"Ruh bizim savunma sistemimizdir -etrafımızda olup biteni asla anlamamamızı sağlar. Beynimiz çok yetenekli olsa da onun temel görevi bilgileri süzmektir.
Bilginin ağırlığını taşımak imkânsızdır. Zira dünyanın en küçük parçası bile istiraptan yapılmıştır."
"Öfke her zaman arkasında, içine aniden bir tasa selinin aktığı, başlangıcı veva sonu olmayan büyük bir nehir gibi çağlamaya devam ettiği, kocaman bir boşluk bırakır. Gözlerim yaşarmıştı, bir kez daha kaynakları tazeleniyordu."
9.5/10