Spoiler içeriyor
Yazar Kazuo Ishiguro, bir caz plağının kapağında tesadüfen görerek seçtiği kitabın ismi için şöyle der: “…Sade zarafetinin yanı sıra bu isimde beni çarpan, talep edilenin kesin imkânsızlığıydı. "Lütfen beni uzun bir süre bırakma" dense daha mantıklı olurdu. Ama bir kişi…devamıYazar Kazuo Ishiguro, bir caz plağının kapağında tesadüfen görerek seçtiği kitabın ismi için şöyle der: “…Sade zarafetinin yanı sıra bu isimde beni çarpan, talep edilenin kesin imkânsızlığıydı. "Lütfen beni uzun bir süre bırakma" dense daha mantıklı olurdu. Ama bir kişi "Beni asla bırakma" diye yalvarıyorsa sadece imkânsızı talep etmiyor, talebini dile getirirken bile hiç kimsenin yapamayacağı bir şeyi istediğini biliyor olmalı. Bu kelimeleri çok hüzünlü bulmamın, romanımın kalbine bu kelimelerin yürek yakıcılığını yerleştirmek istememin nedeni buydu işte.
Çünkü bazı zamanlarda biz insanlar hiç kimsenin başaramayacağını
bildiğimiz bir şeyi ruhumuzun derinliklerinden dileriz.
Yıllar içinde ben, bir yazar olarak en çok bu alanda -çaresizce istediklerimiz ile mümkün olanın sınırları arasında kalan bu "tarafsız bölge"de- çalışmayı sevdiğimi anladım.”
Kitabı okurken de en çok “…hiç kimsenin başaramayacağını
bildiğimiz bir şeyi ruhumuzun derinliklerinden dileriz.” cümlesini derinden hissederiz.
Açıkçası kitap hakkında bahsedilmesi gereken çok fazla ana başlık var. Bunları tek tek yazabileceğimi ve sizlerin de bu uzunlukta bir yazıyı okumak isteyeceğinizi pek sanmam :) ama elimden geldiğince bahsetmeye çalışacağım çünkü okuduğum, izlediğim her bir yorum da zihnimde başka başka yorum kapılarını araladı.
Düşüncelerimi şu temel kavramlar üzerinden ilerleteceğim;Umut, öğrenilmiş çaresizlik, sanat ve düzen.
Kitabın başında orta yaşlı “bakıcı” bir kadının özlemle hatırladığı çocukluk hikayeleri üzerinden ilerliyoruz. Ancak başta çok sıradan gelen bu hikayelerin sıradanlığı bile düzen kelimemize vurgu yapıyor. (Buradaki düzen aslında sistem anlamındadır) Çünkü aslında basit bir okulda geçiyor gibi duran çocukluk anıları ileride organ bağışlaması için yaratılan “yaratık” ların geleceklerinden, hatta ve hatta geçmişlerinden habersiz eğitim gördükleri bir okul. Bu çocuklar bizler gibi eğitim alıyor, kavga ediyor, seviyor ve gruplaşıyor; yetiştiriliyorlar.
Çocuklar okul yılları boyunca aslında ne için var olduklarını, asla tam anlamıyla olmasa bile, biliyor ve hissediyorlar. Ancak öyle bir düzende eğitim alıyorlar ki bu amaç onların yaşam amacı ve değiştiremeyecekleri bir gerçek. - öğrenilmiş çaresizlik
Yetiştirilen hiçbir çocuk kaderini değiştirme girişiminde dahi bulunmuyor. Sadece tek bir umut verici dedikodu var ki hikayemizin ana karakterlerinin umutları da bu dedikodu çevresinde yeşererek aksiyona dönüşüyor. İnanıyorlar ki eğer birbirini seven çift, okul yıllarında yaptıkları sanat eserlerini galerisinde sergileyen “madam” a aşklarını kanıtlayabilirse; organ bağışı süreçlerini erteleyebilirler. Bu düzenden çıkmayı dahi düşünemeyen bu çiftimiz, yalnızca erteleme için, çocukken yaptıkları sanatın ruhlarını ve sevgilerini kanıtlayacağına inanıyor.
Ne kadar spoiler içeren bir yazı olduğunu belirtsem de buradan sonrasını anlatmayacağım.
Kitabı bitirdikten sonra ilk önce hayal kırıklığına, sonrasında ise bu hayal kırıklığının ne kadar anlamsız olduğunu hissettiren derin düşünceler ağına yakalandım. Beklentisiz ve sade bir şekilde okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptır.