Web yapım aşamasındadır.
En iyi deneyim için mobil uygulamamızı
indir.
saburo“Bir oyuncu deli rolü yaptığında iki aşamalı bir bölünmeye tabidir; oyuncu ile seyirci için iki hayati fark mevcuttur. Oyunun bir…devamı“Bir oyuncu deli rolü yaptığında iki aşamalı bir bölünmeye tabidir; oyuncu ile seyirci için iki hayati fark mevcuttur. Oyunun bir oyun, bir yanılsama olarak ikna ediciliği, iki farka bağlıdır. Tiyatroda deli rolü yapıldığını izlediğimizde her zaman iki varsayımda bulunuruz ve bu varsayımlar genelde oyunların içinde sorunsallaştırıır. Oyunculardan ya da seyircilerden biri bu varsayımların birinden ciddiyetle şüphe etmeye başlarsa, performans katlanılmaz bir deneyime dönüşmese bile rahatsız edici bir nitelik kazanır. Aklı başındalıkla delilik arasında bir fark olduğu ve deli olmakla deli bir insanı canlandırmanın da birbirinden farklı olduğu varsayılır. Örneğin Lear'ı ya da Macbethleri oynayan insanların gerçekten deli olduğu hissine kapılırsak seyirci koltuğunda oturuyor olmak çok daha rahatsız edici bir hale gelebilir. Elbette Goneril ve Regan'ın ya da Macbethlerin bize zarar vermeyeceğini düşünmek için geçerli sebepler vardır, fakat delilerle ilgili bizi dehşete düşüren şey öngörülemez olmalarıdır. Kime yöneleceklerini, ne isteyeceklerini ve nasıl isteyeceklerini asla bilemeyiz.
Kim olduğumuzu düşündüklerini bilmemiz kesinlikle mümkün değildir (sanki aklı başında olanlar öngörülebilirmiş ve kim olduğumuzu biliyormuş gibi). Dolayısıyla deli rolü oynamak izleyicinin yeterince ama aşırıya kaçmadan ikna edilmesine, hiçbir tehdit yokmuş gibi olmasa da saklanacak kadar tehdit altında hissettirilmemesine bağlıdır. Oyunlarda deliliğe bir seyirci kitlesi sunarız
-ya da delilik, bir kral gibi, bize seyirci sunar- ama deliliğe sürüklenmek istemeyiz (deliliğin bulaşıcılığının -deliliğin içimizde uyandırdığı yoğun, eziyet verici duygunun ve kendimizden şüphe duyma hissinin- kontrol altında tutulmasını isteriz). Deliliğin kendisi mesafeyi korumak ve kaybetmekle ilgilidir ve oyuncuların da seyircilerin de mesafe koymaları gereken bir şey vardır.” s. 146-147
5d
1 beğeni
Yanıtla
saburo“Psikanalist Masud Khan, The Privacy of the Self (Benliğin Mahremiyeti) adlı kitabında şöyle der: ‘Çözmesi ve tedavi etmesi en zor…devamı“Psikanalist Masud Khan, The Privacy of the Self (Benliğin Mahremiyeti) adlı kitabında şöyle der: ‘Çözmesi ve tedavi etmesi en zor şey, hastanın kendi kendine tedavi uygulamasıdır. Karşı karşıya kaldığımız paradoks bir tedaviyi tedavi etmektir...’ Semptomlar her zaman bir nevi kendi kendine bulunan çarelerdir, özsağaltım yöntemleridir; sorunu size ilk duyuran, ona karşı geliştirdiğiniz çözüm önerileridir. Alkolik, başlangıçta çözüm olarak alkole sığınmasına yol açan uyuşmazlıktan mustariptir; sonrasındaysa çözüm sorunun kendisi haline gelir. Sorulması gereken esas soru insanın içmeyi nasıl bırakacağı değil, başlangıçta içmeye neye çare olsun diye başladığıdır. O yüzden bu oyunlar üzerine ve özellikle de deliliğin sahnelenmesi üzerine düşünürken, deliliği kendi kendine bulunan bir tür çare olarak ele almalıyız. Öyle şiddetli bir çare ki, esas sorun, hastalık veya çıkmaz -doğru kelimeyi bulmak zor- bütünüyle izi sürülemez hale gelir. Çözüm sorunu unutulmaya mahkûm eder. Dolayısıyla sorunu pratikte yok eden çözümlere temkinli yaklaşmamız gerekir: Ne Shakespeare ne Gogol (ne de David Holman) sorunu yok eder; sorunu çözümün içinde canlı tutarlar. Deli rolü yapan oyuncular da aynı şeyi yaparlar. Bir zamanlar benliğe yönelik korkunç şüpheler varken şimdi kati surette varılmış kanılar vardır; bir zamanlar felç durumu varken şimdi sınırsız olasılıklar vardır; bir zamanlar farkında olunmasa da azap çeken bir ruh varken şimdi pragmatik, ne yapılması gerektiğini ve bir şey yapılabileceğini bilen biri vardır.
Sonrasındaysa felaket adım adım gelir. Sorunu ortaya koyan, bir çözümün zorla yürürlüğe konmasıdır. Anakarakterlerin hepsinin planlarını yürürlüğe soktuklarını ve ilginçtir ki hepsinin de, en azından görünürde, ne istediğini bildiği iddiası taşıdıklarını görürüz. Trajik kahramanlar istedikleri şeyler konusunda tutarlıdır.
Bu minvalde, hangi tutarlı isteme türlerini delilik olarak adlandırdığımızı ya da delilik olarak adlandırılması için bir istek konusunda ne kadar ısrarcı olunması gerektiğini sorgulayabiliriz. Mütemadiyen İspanya Kralı muamelesi görmek istiyorsam -bu oyunların kahramanlarının hepsi de kral muamelesi görmek is-ter- bende bir tuhaflık vardır, ama sadece İspanya Kralı olmadığım için. İspanya'nın gerçek kralı hep kral muamelesi görmek istiyor diye tuhaf mı olur? Bu başkahramanları canlandıran insanlar mutlak kanılara varma durumuna ironiyle yaklaşır; belli talepler belli şekillerde ifade edildiğinde karşımızdakinin deli gibi davrandığını düşünürüz. Deliyi canlandıran oyuncu hem ikna edici derecede ikna olmuş -oyunun metnine inanmış-olmalı, hem de kanaatini seyircinin ikna olmayacağı biçimde sahnelemelidir.” s. 157-158