Spoiler içeriyor
selam. üçüncü sezonu havada kapıp tükettim ve buradayım. şimdi bitirdim ve her biten sezondan sonra diğer sezonların gelmesini beklemek daha da can sıkıcı oluyor. 8 bölüm asla yetmiyor. her sezon için yorum yapıp yapıp arşivliyorum. o yüzden bu da muhtemelen…devamıselam. üçüncü sezonu havada kapıp tükettim ve buradayım. şimdi bitirdim ve her biten sezondan sonra diğer sezonların gelmesini beklemek daha da can sıkıcı oluyor. 8 bölüm asla yetmiyor.
her sezon için yorum yapıp yapıp arşivliyorum. o yüzden bu da muhtemelen yeni sezona kadar burada durur diye düşünüyorum.
ilk sezonu da ikinci sezonu da hatırlamak için izlemedim, o yüzden biraz flu kalabilir. bu arada mezarlık'taki şarkılar için playlist falan var mı? bu sezon bir şarkı sık sık çaldı ama birkaç tane daha vardı. hemen diğer bölüme geçmekten unutmuşum şarkıların adına bakmayı wjşsmfwlşdw
konudan kısmen bağımsız olarak bu dizinin şarkılarının arasına katılmasını beklediğim bir şarkı daha var: kadın - masge. ne zaman keşfettiğimi hatırlamıyorum ama sözleri yıllardır içimde bir yerlerde dolaşıyor.
gelelim diziye. ilk sezonu izlediğim zamanları anımsayınca ürperiyorum. bölümlerin işlenişi, dört element, işlenen cinayetler... her birinde ayrı ayrı ürpermiştim. dizi ve karakterler her ne kadar bir hayal ürünü olsa da yaşananlar, bölümlere konu olan hayatlar, yitip giden hayatlar çok gerçek. her biri, binbir türlü şekilde hayattan koparılan birer insan. isimler değişiyor, sayılar değişiyor ama sonuç değişmiyor.
kadın cinayetleri, maalesef ki hâlâ her gün canımızı yakan bir gerçek. ne yaşandığı apaçık ortadayken bile cezasız kalan failler, yıllar geçmesine rağmen üstü kapatılmaya çalışılan maktuller...
ikinci sezonunu pek hatırlamıyorum. şimdi bölümlerin adına ve kısa açıklamalarına bakınca birkaç görüntü geliyor gözümün önüne. yaşananların korkunçluğunu hatırlıyorum yavaş yavaş.
bu sezona gelirsek, sinirlerimi tepeme çıkaran bir sezon oldu. özellikle bu kutu vakası başıma ağrılar girmesine neden oldu. bölümleri peş peşe izledim, izledikçe delirdim. ceyda atikoğlu vakası da bir o kadar sinir bozucuydu. kadın bedeninin sömürüsü asla bitmiyor. bu vakanın, kıskanç erkek kardeşle ilgili olduğunu sanmıştım ama mafya bozuntularıyla ilgili olması çok daha manidar olmuş. hani şu ulusal kanallarda gizli ve esas kahramanmış gibi bize sunulan mafyalar var ya, hah, onlar işte. karizmatik ve genel beğeniye uymayan, babacan tavırlarla öğüt vermeyen yaşlı mafyalar oldukları için belki anlaşılmamıştır diye açıklayayım dedim.
bu dizi çıkalı sanırım 4 yıl olmuş. 4 yılda kayda değer hiçbir olumlu gelişme yaşanmadı. aksine şartlar daha da kötüleşiyor. incel gruplar daha çok görünürlük kazanıyor, nefret kusuyor, daha çok destekçi buluyor. ciddi sorunları olan insanlar, sorunu düzeltmek ya da çabalamak yerine suçu kadınlara atıyor ve acısını onlardan çıkarmaya çalışarak kendilerini iyi hissetmeye çalışıyorlar. bu ne zaman son bulacak? kendilerini safi mantık olarak görüp kadınları da yalnızca baskılanması ve yönetilmesi gereken duygusal "alt tür" olarak gören bu insanlar mı mantıklı? öfke, haset, kibir... bunlar duygu değil mi? duygular sadece üzüntü ve merhametten mi ibaret?
sadece günlük hayat için bile oturup muhakeme yapınca bile bulabileceğiniz patriyarkal sistemin izlerini hatta direkt kendisini görebileceğiniz tonlarca şey var. haberleri izlerken, okurken kullanılan dil bile bunu gösteriyor. yolda yürürken bile sözlü ve/veya fiziksel tacize uğramak, hiç değilse iğrenç bakışlara maruz kalmak en basit örneği.
patriyarkal sistemde bile sadece kadınlar değil, erkeklerin kendisi de mağdur oluyor. kendi yargıları bile onları gölgede bırakıyor ve "alfa" diye adlandırdıkları kaymak tabaka oluşuyor. bundan da mağdur oluyorlar çünkü "alfa" ya da "big boss" olmayan erkeğe avantajı hak görmüyorlar. and who set that system up?
ancak sistemin feminizm yoluyla güya kadınların "eline geçtiği" düşüncesiyle "gerçek patriyarka" isteniyor, alfa erkeklik istiyorlar? kadınlar, en temel haklarını kendi elleriyle almışken bu hakları onlara erkekler vermişmiş, şimdi kendileri mağdur oluyorlarmışmış, feminizm tehlikeymişmiş vs. gibi saçmalıklarla açgözlülükle daha fazla güç istiyorlar. eşit hak ve özgürlüklerin olmasına katlanamayan kırılgan erkeklik gururları daha fazla hak istiyor. kadınların üzerinde bile hak sahibi olmak istiyorlar.
bora karakterinin sahnesini ilk gördüğümde verdiğim ilk tepki "aaa, engin!" oldu wıfşwndkqşdmed. galiba o oyuncuyu bundan sonra sadece engin olarak hatırlayacağım.
karakteri o kadar iyi yansıtmış ki beni delirtti, sağ olsun. önem'e, serra'ya duygusal diyip dururken kendisini mantık çerçevesine yerleştirmesi ve bunu da mitolojiyle birleştirmesi bende gülme isteği uyandırıyor dnwşfmwlfömw. bu kadar mı haset bu kadar mı kompleksli bir insansın sen ya? bir de forum kurmuş, kendin gibi acizlikle kavrulmuş insanları etrafına toplamış, yetmemiş finanse etmişsin. bir de kendine kral diyorsun.
önem'in de dediği gibi, kadınların erkeklere ne aşk ne de seks borcu vardır. sizi istemeyen biri olduğu zaman kendi yolunuza bakmanız gerekir, hırslanıp ona zarar vermeniz değil.
hislerinin reddedilmesini kaldıramayan, başarısız giden ilişkisinin bitmesini kaldıramayan, aynı iş yerinde çalıştığı iş arkadaşının varlığından rahatsız olan, üstünün cinsiyeti yüzünden kendini aşağılanmış hisseden, kendiyle barışamayan, komşusunun özgürlüğünü çekemeyen, başarısını hazmedemeyen kim var kim yoksa toplanmışlar ve nefretlerine alkış tutuyorlar. ataerkinin içinde var olabilmek için onların görüşlerini benimseyen ve kendi hemcinslerine sırtını dönen kadınlar da maalesef ki bunlara çanak tutuyor. halbuki sırtlarını dayadıkları sistemin ilk harcayacağı kişiler yine kendileri olacaklar. zorbayla beraber zorba olmaktan bir farkı yok. yanlarında yürüdükleri zorbaların da canları isterse hedeflerine onları da hedefe alabileceğini gözardı ediyorlar. ayrıca sadece kabul görmek için değil, gerçekten de bu düşünceleri paylaşan kadınlar olması çok daha üzücü oluyor.
bora'nın düzenlediği "antigone" yayını sahneleri... tiyatral güç gösterisini izlerken ben utandım. internette antigone diye aratırsanız ne olduğunu anlarsınız. bende kitabı yok, okumadım. küçük bir özeti vardı ona baktım. sanırım bora, kendine seçtiği "kral" rolüne biraz kapılmış. ölüme mahkum etmeler, ceza kesmeler... serra da bu hikayeye göre antigone oluyor anlaşılan, kendi hayatının iplerini kendi eline aldığı, kendi istediği gibi yaşamayı seçtiği için. bora'ya göreyse bunlar başkaldırıdır ve yine ona göre serra cezalandırılmalıdır.
bakalım bora, kendi seçtiği yükü ne kadar süre taşıyabilecek? iki dakika? yoksa bir dakika mı? ben bir dakika diye düşünüyorum.
yine de ölüp gitmesini istemiyorum, cezasını çekmesini istiyorum. bunları da görmek istiyorum. umarım 4 ve 5. sezon çabucak gelir.