Spoiler içeriyor
"Hayatın boyunca beş para etmez pek çok insanla karşılaşacaksın. Seni üzerlerse bil ki salak oldukları için öyle davranıyorlardır.." " Mutluluğu o kadar çok arıyorduk ki özgür olmadığımızı unutmuştuk.." *Persepolis, Marjane Satrapi’nin kendi hayatından yola çıkarak anlattığı, İran Devrimi ve sonrasında…devamı"Hayatın boyunca beş para etmez pek çok insanla karşılaşacaksın. Seni üzerlerse bil ki salak oldukları için öyle davranıyorlardır.."
" Mutluluğu o kadar çok arıyorduk ki özgür olmadığımızı unutmuştuk.."
*Persepolis, Marjane Satrapi’nin kendi hayatından yola çıkarak anlattığı, İran Devrimi ve sonrasında bir kız çocuğunun büyüme hikâyesini konu alan bir animasyon filmi. Marjane’nin çocukluğundan gençliğine uzanan hikâyede İran’daki rejim değişimini, savaşın toplum üzerindeki etkilerini, baskıyı, kadınların yaşamına getirilen kısıtlamaları ve farklı düşünmenin giderek zorlaşmasını izliyoruz. Marjane’nin ailesinin daha özgürlükçü düşüncelere sahip olması ve onun da küçük yaşlardan itibaren sorgulayan bir karakter olarak yetişmesi, yaşadığı toplumla arasındaki çatışmayı daha da belirgin hâle getiriyor. Film, bütün bunları siyah-beyaz çizimleriyle oldukça sade ama etkileyici bir şekilde anlatıyor..
Filmi izlerken beni en çok düşündüren şey, din ile din adına uygulanan baskının birbirinden ayrılması gerektiği oldu. İnsanlara din, ahlak veya namus adı altında benimsetilen baskıcı uygulamalar, insanı zamanla dinden bile soğutabilir. Oysa benim için başörtüsü ya da tesettür bunların kendisi değildir. Bir insanın başını örtmesi kendi inancı ve tercihi olabilir; fakat bunun kadınların hareketlerini, kıyafetlerini ve hayatlarını kontrol etmek için kullanılmasına karşıyım. Sorunun kıyafette değil, zihniyette olduğunu düşünüyorum..
Özellikle Marjane’nin yalnızca koştuğu için bile uyarıldığı sahne bana hem komik hem de trajikomik geldi. Bir kadının koşması bile müstehcenlik üzerinden değerlendiriliyorsa, insan ister istemez Kadının davranışını mı kontrol ediyorsunuz, yoksa kendi zihniyetinizi mi? diye soruyor. Sırf bazı insanlar kötü düşünebilir diye kadınların kendilerini zincirlemek zorunda bırakılmasını kabul etmiyorum. Ahlak, başka insanların özgürlüğünü, Özellikle de kadınların hayatlarını kısıtlayarak korunacak kadar zayıf olmamalı...
Çocuklara savaşın ortasında "cennet anahtarı" verilmesi de filmin en çarpıcı noktalarından biriydi. Çocukların sorgulama yeteneğinden yararlanmak yerine onları dinî vaatlerle savaşa yönlendirmek, benim açımdan dinin siyasî amaçlarla nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Bu sahne hem trajik hem de absürt olduğu için filmdeki eleştiriyi çok güçlü hâle getiriyor..
Filmi izlerken bir yandan da Türkiye’nin tarihini ve Atatürk’ü düşündüm. İran’daki dönüşümün özellikle kadınların hayatına etkilerini gördükçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde kadınların hakları ve toplumun modernleşmesi konusunda atılan adımların değerini daha fazla hissettim. Atatürk’ün 57 yıllık hayatına baktığımızda savaşlarla, askerî mücadelelerle, Millî Mücadele’yle, devlet kuruculuğuyla, devrimlerle, okumak ve yazmakla geçmiş son derece yoğun bir ömür görüyoruz.. Böyle bir tarihsel kişiliği eleştirme hakkına sahip değilsiniz.. Birkaç kaynaksız sosyal medya paylaşımından hareketle koskoca bir hayatı yargılamak bana eleştirel düşünceden çok bilgisizliğin özgüveni gibi geliyor.. Atatürk'ü sevmeyebilirsiniz ama ilelebet saygı duymak zorundasınız!
Filmi izlerken en çok duygulandığım noktalardan biri de İran'daki kadınların yaşadığı baskıyı gördükçe Atatürk'ün kadınlara bakışını düşünmek oldu. Bir tarafta kadının nasıl giyineceğine, nasıl yürüyeceğine, hatta nasıl koşacağına kadar müdahale eden bir rejim; diğer tarafta kadını toplumun dışında bırakmak yerine eğitimde, hukukta ve sosyal hayatta hak sahibi bir birey olarak gören bir Cumhuriyet anlayışı… Atatürk'ün “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” sözü film boyunca hissettiğim duyguyu çok iyi ifade ediyor. Atatürk'ün kadınların hakları konusunda attığı somut adımları düşündükçe gerçekten çok duygulandım. İyi ki var olmuş, iyi ki bu ülkenin tarihine böyle bir iz bırakmış..Canım Ata'm..❤️🇹🇷
Persepolis, benim için yalnızca İran’ı veya İran Devrimi’ni anlatan bir film olmadı. Din, devlet, kadın, özgürlük ve ahlak arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık olduğunu düşündüren bir film oldu. En önemlisi de bana şunu düşündürdü: İnsanların ahlakını kıyafetleri değil, zihniyetleri ve davranışları belirler..