Peki on yıl önce yaşanan savaşa giden adamla, eve dönen adam aynı mıdır? İşte bu soruya verilebilecek en net cevap filmin, her detayını atlayamadan izlemeye çalışan birinin gözünden şu şekilde aktarılabilir belki :) Odysseus, tragedyalarda hep kurnaz, zeki, kuralsız bir…devamıPeki on yıl önce yaşanan savaşa giden adamla, eve dönen adam aynı mıdır? İşte bu soruya verilebilecek en net cevap filmin, her detayını atlayamadan izlemeye çalışan birinin gözünden şu şekilde aktarılabilir belki :)
Odysseus, tragedyalarda hep kurnaz, zeki, kuralsız bir karakterdir. Yaratılışı üzerine kurulan kahramanlıklardan, sorgulamaya evrilen on yıllık eve dönüş mücadelesinde gösterdiği sorumluluk ve yakaladığı başarı Euripides'in "Troyalı Kadınlar" kitabında adeta parçalanmaya başlar. Bunu iletmemdeki amaç aslında karaktere atfedilen iki farklı bakış açısına sahip olarak çekilmiş filmi anlamamdan kaynaklanıyor. Evet, ilk esin kaynağı her zaman Homeros olmuştur mutlaka. Bu yüzden demek istediğim ana nokta şu: Homeros Odysseus'u yüceltir, sever, bazı yönleriyle ona sahip çıkar; fakat Euripides Odysseus'tan ve onun kahramanlıklarından şüphe duyar. Bu iki karşılaştırma ile filmde gördüğüm 'sorgulama' temi de karşımıza çıktığı için fazlasıyla heyecanlandım. Filmi sadece izlemekten ziyade, yüceltilmiş kişinin her yönden ele alınması gerektiğini zaten tahmin ediyordum. Euripides'in şüpheciliğiyle, Odysseus'un Astyanaks'ın ölümüne olan katkısı, kahramanlığının parçalanış sürecine destek olma tezini de doğurabilir. Çünkü Euripides'e göre Odysseus bir savaşın kötü yanı olarak, yenilmiş insanların felaketi olarak akıllara kazınır. Her iki hikâyenin de başlangıcında 'kendi karakterinin yarattığı yıkım ve felaketlerden kaçmak zorunda kalan' Odysseus'u görmek, taraflı olmayı yıkarak her iki düşünceyi de eşit olarak yorumlayabilmek büyük bir başarı.
Yani genel olarak filmin başı, ortası ve sonu karakterin ruhsal ve fiziksel güç, kayıp, dönüş temlerini başarıyla sahneye taşımış diyebilirim. Karakterlerin yansıtılmasını da başarılı buldum. (Kirke biraz sönük ve çelişkili bir karakter olarak yansıtılmıştı sadece) Nolan'ın özellikle çok sevdiği, "gerçek mi hayal mi" temlerinin başarısını ve tek bir metni okuyarak yorumlamadığını görüyoruz. Çünkü buradan da hareketle Euripides'in Helena piyesinde gerçeklik sadece bir yansımadan ibarettir. Yani Helena'nın savaşa gerçek olarak değil, göz yanılsımasıyla gittiği mitosu ele alınır. Bu yönden de algımız sadece karakterin fiziksel süreci değil, zihinsel sürecini de bu filmde izlemiş olur. Devler, Büyücü (Kirke), Tanrılar ve hatta ruhların dünyası gibi şeyler aslında sadece fiziksel engeller olmaktan çıkar. Yukarıda dediğim gibi, sinemaya uyarlanmış olan bu yapıtta kurgu her yönden metni değerlendirmeye alınarak ince bir detayla harmanlanmış demek yanlış olmaz. Her iki yazardan da ele alınan Odysseus'un fiziksel ve ruhsal sancısını görmek, metinlerdeki zeki yönetim esasıyla gayet başarı yakalamaya açık bir senaryoya evrilmiş. Eh bize de izleyip yorumlamak düşer :)
Belki onlarca detay vardır metin karşılaştırmasında bu yüzden devasa bir paragraf yazılabilir. Ama kısa tutarak izlemeye davet etmek de bir erdemdir.
İyi seyirler 🌠