Yaratılış kitabında, yani İncil'de olduğunu bildiğim anlatıda, insanların başlangıçta tek bir dile ve ortak iletişime sahip oldukları anlatılır. Şinar ülkesinde göklere uzanacak bir kule yaparak kendi şehirlerini inşa eder bu insanlar. Zamanla topluluk, tanrının dilleri karıştırmasıyla dağılır ve hiç kimse…devamıYaratılış kitabında, yani İncil'de olduğunu bildiğim anlatıda, insanların başlangıçta tek bir dile ve ortak iletişime sahip oldukları anlatılır. Şinar ülkesinde göklere uzanacak bir kule yaparak kendi şehirlerini inşa eder bu insanlar. Zamanla topluluk, tanrının dilleri karıştırmasıyla dağılır ve hiç kimse birbirini anlayamaz hâle gelir. Ve böylece efsane anlatının vuku bulduğu şehir Babil olarak aklımıza kazınır. Dilin karışmasıyla baş gösteren iktidarsızlık, anlaşılmazlık, yalnızlık ve toplum sorunları meydana gelir. İşte böyle bir ortamdan doğan her şey güvensiz bir sıcaklıkla yayılır, yayılır ve tüm yaşamı etkisi altına alır.
Bu anlatıyı aktarmamdaki asıl mesele: Filmin isminin bir hikâyesi olduğu ve bu noktadan da yorumlanabileceği gerçeğiyle zihnimde yer edindi. Filmde: ABD, Fas, Meksika, Japonya gibi ülkelerde baş gösteren anlaşmazlık, güç ve bunlara benzeyen diğer insani duygulardan hareketle, hikâyede mücerred olan "anlaşılmazlık" duygusunu çok da müşahhas bir hâle getiriyor. Çünkü insanlar aynı dili konuşmadıklarında değil, aynı dili konuşsalar bile birbirlerini anlamadıklarında kendi "Babil"lerini yaratmış oluyorlar. Buna verilebilecek en somut aktarım da tıpkı bu filmde olduğu gibi karşımıza çıkıyor.
Filmin başında gördüğümüz tüfeğin, küresel çapta bir kriz yarattığını ve bu krizin etrafında, aynı dili konuşup da anlaşılmayan karakterlerin hayatlarına dokunuyoruz.
Hikâye boyunca hiç kimsenin kötü bir niyeti olmadığı da hikâyenin orijinal versiyonuna bir atıf sanıyorum ki.
Filmde yer alan Japonya kısmı, yani karakter Chieko'nun hayatında olan nokta ise hikâyenin tamamlayıcı rolünde işlenmiş. Her ne kadar bağımsız bir kısımmış gibi görünse de aslında "iletişimsizlik ve anlaşılamama" duygularını çok daha rahat bir biçimde gözler önüne seriyor. Engeli hususundaki zorluğu aşmaya çalışsa da kendi sınırlarında hissettiği ve başka kimsede göremediği aşılamayan duvarla, Babil hikâyesine kendisini dahil ediyor. Ve böylelikle bir kez daha bize tüm çıplaklığıyla şu gerçeği sunuyor: İnsanlar birbirlerine bağlanmış durumdalar ve onları birbirinden ayıran şey mesafeler değil de, gerçekten birbirlerini dinleyip anlayamamak. Bu yönüyle de dolaylı olarak küreselleşmenin paradoksuna da güzel bir gönderme yapıldığını (alan küçüldükçe insanlar birbirlerine yaklaşıyor ilkesiyle) düşünüyorum.
Her açıdan ele alındığında, bireysel temalar da dahil olacak şekilde tek bir karaktere dayanmayan kendine özgü bakış açısıyla Babil, günümüz sorunlarına uzanan en büyük küresel soruna, yani "anlaşılmazlığa, yalnızlığa" çok güzel değiniyor. Hatta bu alanda devasa bir özgünlüğü de var desem hakkını yemiş olmam.
Anlatılacak çok şey olabilir, eksik ya da fazla da aktarmış olabilirim ama genel hatlarıyla hikâye çok başarılı aktarılmıştı. Bu yüzden izlemeye davet ederek iyi seyirler diliyorum :)