Spoiler içeriyor
" Keşke ne kadar yalnız olduğumu, buranın ne kadar soğuk ve sert olduğunu sana söyleyebilseydim.. her yerde bir anlaşmazlık ve zalimlik var.. sanırım Tanrı burayı terk etmiş, sanırım cehennemi gördüm.." " Size kalbini sunan birçok erkeği hayal kırıklığına uğratmış olmalısınız.."…devamı" Keşke ne kadar yalnız olduğumu, buranın ne kadar soğuk ve sert olduğunu sana söyleyebilseydim.. her yerde bir anlaşmazlık ve zalimlik var.. sanırım Tanrı burayı terk etmiş, sanırım cehennemi gördüm.."
" Size kalbini sunan birçok erkeği hayal kırıklığına uğratmış olmalısınız.."
" Ne kadar denersek deneyelim, eski mutlu günlere dönemeyiz.."
*Genel olarak sevdiğim bir mini dizi oldu. Görselliği, oyunculukları ve dönem atmosferini başarılı buldum. Özellikle Helstone(güney) ile Milton(kuzey) arasındaki fark çok güzel yansıtılmış. Helstone daha yeşil, sakin ve ferahken, Milton tam tersine gri, rutubetli, dumanlı ve ağır.. Kuzeydeki bu hava kirliliğinden olsa gerek, hastalık ve ölüm de orada daha fazla karşımıza çıkıyor.. Sanki şehrin havası insanların hayatına da sinmiş gibi. Gerçekten de insanın yaşadığı iklim insanın üzerine siner dedirten bir atmosferi var...
Milton'da işçi–işveren ilişkileri, grevler, açlık, yoksulluk ve çalışma koşulları dizinin önemli bir kısmını oluşturuyor. İşçilerin sırf geçinebilmek için kötü şartlara katlanmak zorunda kalması insanın içini acıtıyor. Patronların ellerindeki parayı ve gücü kullanarak insanları ezmesi de ayrıca sinir bozucu.. İşveren olmuşsun, patron olmuşsun ama insan olamamışsın. İstersen padişah ol, ne fark eder? Bir insanın nasıl biri olduğunu, kendisinden güçsüz gördüğü insanlara nasıl davrandığından da anlayabiliriz. İşverenin de işçinin de kendince haklı olduğu noktalar olabilir. Asıl önemli olan birbirini dinlemek ve anlamaya çalışmaktır. İşçilerin arasına karışmadan, onların nasıl yaşadığını bilmeden insanlardan sağlıklı ve verimli bir emek beklemek mümkün değil...
Bu mesele Türk edebiyatına da hiç yabancı değil. Özellikle Orhan Kemal ve Sadri Ertem' in romanlarının çoğu bu konuları işler.. İşçi, fabrika, emek ve ekonomik güç ilişkileri onların eserlerinde önemli bir yer tutuyor. Şu an aklıma gelmeyen birçok yazarda vardır muhakkak. Yaşar Kemal ise özellikle Çukurova ve yoksulluk meseleleri, köylü- ağa çatışmaları açısından başka bir boyutta düşünülebilir..
Aşk tarafında ise dizide bol bol yanlış anlaşılma, önyargı ve gurur var. Önyargılı olan taraf çoğu zaman Margaret. John'da ise gurur ve kendini beğenmişlik biraz fazla. Hatta yer yer katır inadı gibi sjsjsj ( bir erkeğe göre fazla inat ve fazla kaprisli eksi 1 puan) hahahahhhh
John'un Margaret'e olan aşkının yalnızca romantik bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Margaret'in etkisiyle John'un insanlara ve özellikle işçilerine bakışı da değişiyor. Aşk burada sadece iki kişiyi birbirine bağlayan bir şey değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi de değiştirebilen bir şey gibi..
John'un aşkını itiraf ettiği sahnede Margaret'in ne diyeceğini bilememesi de ayrıca hoşuma gitti. Çünkü gerçekten insan böyle bir durumda ne cevap verir, ben de bilmiyorum hahahahahhh John'un Margaret'e aşkını itiraf ettikten sonra Margaret'in şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememesi üzerine "Size kalbini sunan birçok erkeği hayal kırıklığına uğratmış olmalısınız" sözü beni bir müddet kendim hakkında muhakeme etmeye mecbur etti sjsjsjsj kendi kendime cevabım evet olduğu için muhakeme etmem zor olmadı ama düşündürdü 😂
Bir de Hannah Thornton var tabii. Oğlunu Margaret'ten kıskanması beni ayrıca sinir etti. İyi ki bir oğlunuz var sjhjh Sen de kadınsın, başka bir kadını bu kadar hor görüp kırıcı davranmasan keşke. Gerçekten bu erkek anneleri kendi dünyalarında ne yaşıyorlar? Bütün kaynanalar mı aynı olur hepsi aynı jsjsjsj Ama Margaret ile John sonunda birlikte olduklarında Hannah'nın yüzünü görmeyi çok isterdim ama maalesef oraları göstermeden film trende giderken bitiyor sjsjsj
Bu yapım bana Margaret gibi, insanın kendi dünyasının dışına çıkıp başkasını anlamaya çalışmasının gerçekten bir şeyleri değiştirebileceğini düşündürdü.. bu yüzden benim için sadece bir aşk hikâyesi değil; Helstone ile Milton arasındaki kuzey–güney farkının, işçi–işveren çatışmasının, sınıf farklarının, önyargının, gururun ve aşkın aynı hikâyede birleştiği bir dizi oldu.. Kitabını da okuyacağım.. Elizabeth Gaskell'ın bütün bunları romanda nasıl anlattığını ayrıca merak ediyorum.. :)