Spoiler içeriyor
66 yaşındaki Şunsuke Hinoki üç kez külliyatı derlenen fakat neredeyse 10 yıldır yeni bir şey yazamayan çok ünlü bir yazardır. İçinde hiçbir zaman hiçbir şeye karşı bir tutku olmayan yaşlı yazar,bu zamana kadar kitaplarında derinliği olmayan kadın karakterler yazmıştır. Ve…devamı66 yaşındaki Şunsuke Hinoki üç kez külliyatı derlenen fakat neredeyse 10 yıldır yeni bir şey yazamayan çok ünlü bir yazardır. İçinde hiçbir zaman hiçbir şeye karşı bir tutku olmayan yaşlı yazar,bu zamana kadar kitaplarında derinliği olmayan kadın karakterler yazmıştır. Ve aslında kendisi kadınlardan nefret etmektedir. Kadınların yaratıcılıktan yoksun olduğunu ve çocuktan başka bir şey doğuramadığını düşünen Şunsuke’nin başından üç kötü evlilik geçmiştir. İlk eşi bir hırsızdır. İkinci eşi bir deli. Üçüncü eşi ise onu sayısız kez aldatmıştır. Defalarca kez kötü biten ilişkilerinden sonra Şunsuke’nin hayatına 19 yaşındaki Yasuko girer.
Bir yaz tatilinde genç sevgilisi Yasuko’nun peşine düşen Şunsuke, Yasuko’nun aslında bir nişanlısı olduğunu öğrenir. Yasuko’nun nişanlısı Yuuiçi Minami ile karşılaştığında ise küçüklüğünden beri kendini çok çirkin bulan Şunsuke’nin içinde hem bir kıskançlık,hem de tuhaf bir duygu uyanır. Çünkü Yuuiçi dünyanın en güzel,en yakışıklı erkeğidir. Hem de Yuuiçi ilk konuşmalarında onunla çok önemli bir sırrını paylaşır. Genç adam,Şunsuke’nin nefret ettiği kadın ırkına karşı şehvet beslemiyordur. O hemcinslerini arzuluyordur. Ve aslında Yasuko ile evlenmek istemiyordur. Kötü olan maddi durumu ve aileleri arasında verilen sözler yüzünden böyle bir durumun içindedir. İç güveysi olacak olması da içinde onu ayrıca ezik hissettirmektedir.
Yuuiçi’nin Şunsuke için bir anda bir “ideale” dönüşmesiyle yaşlı yazar, Yuuiçi’ye gizli bir teklifte bulunur. Genç adama maddi olarak yardım edecektir. Ama karşılığında Yuuiçi, Yasuko ile evlenecektir. Kapalı kapılar ardında hemcinsleriyle aşkını da yaşayacaktır fakat Şunsuke ona kadınların dünyasında kadınlara arzu duyan bir erkek gibi davranmada rehberlik edecektir. Ve böylece bu güzel genç adam,yazarı geçmişte inciten kadınları ayartıp onlardan intikamını alacaktır.
Şunsuke resmen ruhunu Yuuiçi’nin bedenine yerleştirir. Yasuko kendini sevgisine asla karşılık bulamayacak bir evliliğin içinde bulur. Yuuiçi de yaşlı adamın intikam planına geçmişte onu kandıran Kontes Kaburagi’ye bir oyun oynayarak başlar. Gittikçe değişen Yuuiçi Şunsuke’nin en güzel sanat eseri haline gelir. Fakat bir noktadan sonra Şunsuke Yuuiçi’yi başkalarıyla paylaşamamayı,onu kendine saklamayı düşünmeye başlar. İçinde ilk kez bir “tutku” uyanır.
Yıllardır Mishima okuyorum ama Yasak Renkler bildiğim bir romanı değildi. Can Yayınları da bu yıl çevirip yayınlamış zaten.
Dürüst olayım,Mishima’nın bazı derin cümlelerini anlamakta zorlandım. Tekrar tekrar okudum ama derinliğini gerektiği gibi kavrayamadım. Bu benim eksik bilgi birikimimden de kaynaklanıyor tabi. Fakat bu derinlikli paragraflar haricinde kitaptan çok etkilendim. En çok etkilendiğim yerden spolu alanda bahsedeceğim.
Bu arada bu kitabı Mishima’nın 26 yaşında yazdığını öğrenince çok şaşırdım. Hayatının son dönemlerinde yazdığını hatta Şunsuke karakteriyle biraz da kendini ve kendi fantezilerini anlattığını düşünmüştüm. Çünkü Mishima’nın Şunsuke gibi çirkin olduğuna inandığını ve dış görünümünden nefret ettiğini biliyorum. Ama meğer bu kitabı çok gençken yazmış. (Kendisinin Şunsuke gibi bir kadın düşmanı olmasını tabiki istemem bu arada.)
Çok eskiden kaleme alınan bu Japon romanlarında böyle güzel erkek karakterleri yaratırken kimlerden ilham almışlar çok merak ediyorum. Genji’nin Hikayesi’ndeki Işık Saçan Prens Genji mesela romandan çıkıp canlansa nasıl görünürdü? Ya da Mishima Yuuiçi’yi yaratırken kimi düşledi merak etmeden edemiyorum.
Okurken beni biraz zorlayan ve yoran bir kitap oldu ama çok da etkilendim.
Şimdi spoya giriyorum***
Dünya güzeli bir erkek düşünün. Güzelliğinin henüz çok fazla farkında değil. Ama farkında olduktan sonra sanki her tarafı aynalarla kaplı bir kafese hapsoluyor. Her an aklı kendi yansımasında,kendi güzelliğinde. Sanki Narkissos’a dönüşüyor. “An” ile çok bağlı değil. Sadece küçük hazlar duyarak hayatını öylesine sürdürüyor. Bir zaman sonra ise kendine aşık olan ve aşklarına karşılık vermediği insanların mutsuzluklarıyla beslenmeye başlıyor. Yuuiçi’nin değişimi o kadar şaşırtıcıydı ki. Tıpkı Mishima’nın da tasvir ettiği gibi,çocuğun bedeninden,ruhundan bir parça ayrılıp sanki yeni bir Yuuiçi daha doğmuştu. Tabi zaten bu yeni Yuuiçi Şunsuke’nin en güzel eserinden başkası değildi.
Bu yüzden olsa gerek,bu aynalı kafese hapsolan Yuuiçi’nin kızının doğumunda yaşadığı hisler beni çok etkiledi. İlk kez kafesten çıktı ve aklı hatta bütün duyuları kendi görüntüsü yerine çocuğuna odaklandı. Çok ilginç bir bölümdü.
Yuuiçi ile Şunsuke’nin oynadığı oyunlar ortaya
çıkıp cezalarını çeksinler istedim,hem de yakalanmasınlar istedim. Yuuiçi Yasuko ile evlenmek zorunda kalmasa ve Şunsuke ile tanışmasa nasıl birisi olurdu acaba?
Finalde Şunsuke’nin öleceğini tahmin ediyordum. Yuuiçi’ye olan hislerini açıkça söylemedi ama bence Yuuiçi anlamıştı. Çünkü Şunsuke aslında -bence yani- intihar ederek Yuuiçi’ye bıraktığı bütün malvarlığı ile aşık olduğu genç adamı mutsuz olduğu evliliğinden
özgür kılmaya çalıştı. Başta zaten parasızlık bu çocuğu bu evliliğe mecbur bırakmıştı.
Eklemeden de edemeyeceğim,bence Kaburagi çifti ve Jackie gibi karakterler de oldukça ilgi çekiciydi.
İyiki bu kitabı alıp okumuşum. Çok uzun olduğu için gözü korkutmuştu ve bu yüzden aylarca okumayı erteledim ama sonunda bitti ✅