Spoiler içeriyor
Sitcom dizisinin beni ağlatması hoş değil ama yine de bundan keyif alıyorum. Son bölümün son yarısında full ağladığım ve bittikten sonra da ağlamaya devam ettim. Sanırım bunun diziyi ve karakterleri fazla içselleştirmiş olmamla daha çok alakası var. Sıradan ve absürt…devamıSitcom dizisinin beni ağlatması hoş değil ama yine de bundan keyif alıyorum. Son bölümün son yarısında full ağladığım ve bittikten sonra da ağlamaya devam ettim. Sanırım bunun diziyi ve karakterleri fazla içselleştirmiş olmamla daha çok alakası var.
Sıradan ve absürt insanların sıradan ve absürt hayatlarını böylesine mizahi ve gerçekçi yönden ele alması beni diziye öyle bir çekti ki. Başlarda biraz zorlama hissettim ama sonra kendimi sürekli onu izlerken buldum. Daha sonrası da zaten ondan ayrılamamak ve arada bir biteceğini düşünüp üzülerek geçti. Maalesef şu an bitti ve daha çok üzülüyorum…
Yaklaşık 4-5 aylık serüvenimde 9 yıllık serüvenlerine şahitlik ettiğim Heckler… Sizi gerçekten özleyeceğim.
Frankie’nin anneliği ve bir kadın olarak yaşadığı inişli çıkışlı tüm davranışları, aslında bana çoğu kez gelecekteki beni anımsattı. Belki öyle birisi olmayacağım ya da öyle bir hayatım olmayacak ama yine de onun hissettiği birçok duyguyu hissedeceğime eminim. Ya da kim bilir belki de tam da onun gibi biri olurum…
Mike öküz ve hödüğün teki olmakla birlikte arada bir yaptığı duygusal nüanslı konuşmaları çok hoşuma gidiyordu. Arada bir ona bu konuda takılmalarını, onun bunu bile umursamasını izlemek anlamsız bir şekilde keyifliydi.
Axl şapşal falan ama yine de sevdiriyordu kendini. Pislikti de aynı zamanda. İdealize bir erkek karakter olmasına rağmen onunla da bağ kurabilmiştim ve arada bir yaptığı duygusallıklar beni ona çekmişti.
Sue… İlk sezonlar gerçekten gıcık gibiydi ama onu tanıdıkça o kadar sevdim ki… Her olaya olumlu yönden bakabilmesi, tüm olumsuzluklara rağmen enerjisini hiç kaybetmemesi ve bunları senaryo içinde güzelce yedirmeleri birçok yönden o kadar iyi hissettiriyordu ki; izkerken ciddi anlamda onunla aşk yaşadığım anlar oldu. Özellikle son sezonda Sean’la birbirlerini fark etmelerini beklerken ekran karşısında çıldırdım. Açıkçası fazla uzattılar ama o güzel sona ulaşmak için bunlar gerekiydi sanırım… Güzel ve hoşuma giden bi ikili oldular.
Brick… Garipliğinin yanı sıra gıcıklığına gıcık oluyordum. Hele o vurdumduymazlığı… Küçükken ödevlerini son gün söyleyip annesine yaptırıyordu ve taa o zamanlar beni sinir ediyordu ama yine de ne bileyim… Onu da seviyorum sanırım. Aile içi dışlanmışlığı ve sosyal ötekileştirilmişliği güzel yansıttı ve bununla ilgili kurduğu cümleler gerçekten ruha dokunuyordu. Bazen anne ve babasına onu (üçüncü çocuk olduğu için) sürekli es geçmeleriyle ilgili öyle laflar sokuyordu ki, altı doldurulmuş ve düşündüren bu sözler hoşuma gidiyordu. En sevdiğim tarafı buydu. Yani dizi zaten buna özellikle değiniyordu, garip olmak insanı garip yapmıyor çünkü gariplik garip bir şey değildir. (Bu sözü şu an buldum diziyle pek alakası yok, ucundan değer belki)
Donahuelar… Nancy mükemmel aile annesi olarak güzel bir tiplemedeydi ve arada bir onun da içeriden mükemmel olmadığını ustaca göstermeleri dizinin o gerçek ve içtenliğini artırıyordu.
Glosnerlar… Ahh!!! Gıcıklar ötesi aile! Rita ve baş belası oğulları. Son sezonda tüm mahalle birleşip onlarla savaş yaptıklarında yenildiler ve neyseki herkes rahatladı ama yine de onca olan şeyi değiştirmiyor bu tabii.
Brad… Bir insanın sahip olabileceği harika bir dost. Sue bu konuda gerçekten şok şanslıydı, tabi Brad de öyle.