Bence bahsi geçen aşk, iki insanın birbirine olan aşkı değil; bir tutum, alışkanlık veya durum olan aşk. Yani şöyle ki, klasik Haneke nesnelerini sayalım; belirli bir refaha sahip olan burjuva aile, sorunlu birkaç yan karakter, hikayeyi başlatan bir trigger ve…devamıBence bahsi geçen aşk, iki insanın birbirine olan aşkı değil; bir tutum, alışkanlık veya durum olan aşk. Yani şöyle ki, klasik Haneke nesnelerini sayalım; belirli bir refaha sahip olan burjuva aile, sorunlu birkaç yan karakter, hikayeyi başlatan bir trigger ve filmin atmosferini oluşturan durum. Filmde doğal olarak hepsi var, bu iki insanı izlerken, bir anda bir olay oluyor ve artık hem karakteri hem de bizi test eden bir durum içerisine çekiliyoruz. İzleyicinin kendine sorabileceği pek çok soru var bu noktadan sonra; statükoya ne kadar aşığız, kendimize ne kadar aşığız, partnerimize ne kadar aşığız gibi. Bir aşk ne kadarını kaldırır?
Filmle birlikte cevaplayalım. Mevcut, süregelen hayatımıza bir alışkanlık olduğu için aşık sayılmayız, sürdüğü sürece eğer memnun isek başka bir şey aramayız. George da bunu yapıyor, film boyunca elinden geldiği kadar aynı tutmaya çalışıyor hayatını. Ya da kızları, hasta annesinin başında gayrimenkullerden bahsediyor. Hala mevcutu korumak, değişimden kaçma halini görüyoruz. Diğer soruyan gelelim, itiraf edemesek bile aslında kendimize çok aşığız; Anne sürekli acıyor acıyor diye bağırırken rastgele bir sayıklama yaşamıyordu; bu hale düşmesi ona acı veriyordu. Öğrencisinin karşısına çıktığında artık o güçlü kadının olmaması; hem öğrencisinin hem de kendisinin suratından acı veren bir durum olduğunu gösteriyor. Tıpkı George un Anne i piyano başında eski halinde görmesi gibi, mevcut durumun bozulmasını istemiyor ve kendimizi bundan sorumlu tutmuyoruz. Ya da en azından bu durumdan kaçınıyorz diyelim. Peki partnerimize ne kadar aşığız? Onun için ne kadarına razıyız?
Burada güvercin metaforu güzelce kurgulanmış. Güvercin aynı anda iki anlama sahip; özgürlük ve ölüm. İlk güvercin geldiğinde George onu kovuyor. Böylece aklına gelen ölüm niyeti, dolayısıyla özgürlük ihtimali kaçıyor elinden. Ta ki cesaret edip onu yakalayana ve kucaklayana kadar. Mektubunda yazdığı gibi ne kadar kolaymış diyor böylece. Bir değişimin ne kadarına razıyız?
Ve finalde George her şeyi kendi hatırladığı gibi terk ediyor evini. Olduğu gibi bırakıyor aslında, böylece aşkını da korumuş oluyor. İşte bir Haneke eleştirisi daha yapılmış oluyor böylece; Marx ın ifade ettiği gibi; "aşk, proleteryaya aşk değil, insana aşk değil, sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor..."
George ise sadece kendisine aşık...