Kitabı okuyan çoğu kişi gibi heves ve heyecanla elimde de kağıt kalemle başladığım ama yine kitabı okuyan çoğu kişinin aksine sıkıla sıkıla okuduğum beklediğimi bulamadığım beklentimi karşılayamadığım bir kitap oldu. Kısaca anlatmak gerekirse kitap söyleşi tarzında yazılmış ancak hayatındaki insanlara…devamıKitabı okuyan çoğu kişi gibi heves ve heyecanla elimde de kağıt kalemle başladığım ama yine kitabı okuyan çoğu kişinin aksine sıkıla sıkıla okuduğum beklediğimi bulamadığım beklentimi karşılayamadığım bir kitap oldu.
Kısaca anlatmak gerekirse kitap söyleşi tarzında yazılmış ancak hayatındaki insanlara çokça yer vermesinden olsa gerek bana otobiyografiyi andırdı. İlber Ortaylı'nın gözünden ne okumalı, izlemeli, dinlemeli, kişi kendini nasıl geliştirmeli, nerelere gitmeli, nereleri görmeli, ve nasıl çalışmalı şeklinde konulara değiniyor.
Ben de biraz neden sevmedim kısmına değinmek istiyorum.
Öncelikle kitap çok dar bir kesime hitap ediyor. Sosyal bilimlere meraklı değilseniz hiç başlamayın derim çünkü verilen tavsiyeler kitap boyu tarihe arkeolojiye sosyolojiye ve filolojiye meraklı kişilere yönelik. Bu alanlarda anlattıkları hariç verdiği tavsiyeler bugün her yerde karşımıza çıkan veyahut çoğumuzun bildiği bır kitapta bır filmin sonunda ya da bir dizide karşılaşabileceğimiz önerilerdi. Bununla birlikte benimsediği ve savunduğu çoğu fikre de şaşırdığımı belirtmeden geçemeyeceğim.(olumsuz anlamda) Örneğin eğitimde yeni methodları reddetmesi ve ezbere dayalı eğitimi savunması biraz garipsediğim bır olaydı. Aynı zamanda hayatımızı 4 temel bölüme ayırıyor ve ilk bölümü olan 12-25 aralığından sonrasını birşeyler öğrenmek kendini geliştirmek ve özellikle de dil öğrenmek için geç kalmışlık olarak görüyor. Kendi şartlarımı göz önüne alınca bu bakış açısı biraz canımı sıktı diyebilirim.
Hemen hemen her soruda İlber hocanın hayatındaki veya tanıştığı insanlara o kadar yer verilmiş ki tanımadığım bu insanları dinlemek beni ayrıca sıktı.
Özetlemek gerekirse kitap zaten çok dar bir kesimi ilgilendiriyor. Kitapta ilerledikçe sanki ilgilendirdiği o kesim daha da daralıyormuş hissi yarattı. Ancak sadece olumsuz eleştiri yapıp bir kenara atmak olmaz. Not almaya değer şeyler de vardı benim için. Mesela bir karar vermeden önce ya da eğer benim gibi bır yazma aşığıysanız yazmak için tren yolculuklarına çıkabilirsiniz çünkü yazarak düşünmenin önemi konusunda hemfikiriz Ortaylıyla.
Ayrıca yalnız kalmayı öğrenmek gerektiği ve yalnız kalmayı öğrenince düşünmeyi de öğrendiğimizi söylüyor.
Bir şehri gezerken şehrin tarihini okuyun, haritaya bakın, notlar alın fotoğraf çekin, defter tutun ve bunları sonraki gidişlerinizle kıyaslayın diyor. Çok hoşuma gitti gezeceğim yerler hakkında defter yapma fikri.
Bir de son olarak üstünüze vazife olmayan işlerle uğraşın tavsiyesini not almışım. Çünkü entelektüel insanlar üstüne vazife olmayan işlerle uğraşırmış. Kastettiği kendi işinizle alakalı olmayan şeylerle ilgilenmek. Matematik okuyorsanız resim çizmeye çalışmak gibi.
Sonuç olarak bana pek faydasının dokunduğunu düşünmediğim her ne kadar ülkenin sayılı değerlerinden birinin tavsiyelerini içerse de benim beklentimi karşılamayan bana hitap etmeyen bir kitaptı.