Spoiler içeriyor
Akaki Akakiyeviç terziden, yırtılan paltosunun tamir edilemeyeceğini öğrendiğinde ince bir hesap yaptı. Yaptığı hesaba göre bir yıl boyunca çay içmezse, bozuk yollardan gitmeyip ayakkabısını eksitmezse geceleri mumunu erken söndürürse yılın sonunda bir paltosu olabilecekti. Akakiy Akakiyeviç o gün soyluların da…devamıAkaki Akakiyeviç terziden, yırtılan paltosunun tamir edilemeyeceğini öğrendiğinde ince bir hesap yaptı. Yaptığı hesaba göre bir yıl boyunca çay içmezse, bozuk yollardan gitmeyip ayakkabısını eksitmezse geceleri mumunu erken söndürürse yılın sonunda bir paltosu olabilecekti.
Akakiy Akakiyeviç o gün soyluların da olduğu şaşalı bir yemeğe katılmıştı. İçeri girer girmez sağda oldukça şık görünüşlü bir adam paltosunu vestiyere koymak için rica etti. Akakiy bir yandan paltosunu bir şey olmasından korkarken diğer yandan görgüsüz görülmekten korkuyordu.
Çeşitli tereddütlerden sonra paltosunu vestiyere vermeye karar verdi. Şüphesiz bütün soylular böyle davranırdı. Karşısında duran çok şık ama kibir dolu kadının eski kocası hakkında anlattıkları dinliyormuş gibi yapsa da aklı hep vestiyerdeki paltosundaydı.
Yemek bitiminde şık giyimli kadına yarım ağız bir tebessümle iyi geceler diledikten sonra doğrudan vestiyere koşan Akakiyeviç paltosuna kavuşmanın heyecanı ile buz havada evine gitmek üzere yola çıkar.
Üzerini gecenin sessizliği örten sokaklardan geçtikten sonra köprü üzerinde arkasından yaklaşan karı ezen ayak seslerini duyar. Arkasına bakmak üzere döndüğü anda bir el tarafından paltosu çekiştirilmeye başlar.
Akakiy Akakiyeviç tedirginlik ve panik halinde mücadele etmeye çalışsa da hırsız galip gelir. Tamı tamına bir sene boyunca dişinden tırnağından artırarak biriktirerek diktirdiği paltosunu çaldırır. Dondurucu soğukta tek göz odalı evine dönmek üzere yürümeye başlar.
Eve döndüğünde ev sahibi kadın Akakiyeviç’i görür. Akakiyeviç üç kişinin aynı anda zor döndüğü odasında kendisini yatağına yatar, vücudunu titreme almıştır. Ev sahibi daha fazla dayanamaz ve doktor çağırır. Yaklaşık bir buçuk saatin ardından oadaya gelir ve Akakiyeviç’i inceler.
Akakiyeviç'in durumu oldukça kötüdür. Sayıklamakları biraz dinince Akakiyeviç'in aklına bakanlıkta çalışan bürokrat tanıdığı gelir. Kendisinden paltosunun bulunması konusunda yardım istemeye karar verir.
Nüfuzlu bürokratın odasına gittiğinde ise meramını anlatır. Ancak onu hor gören bürokrat onu bir güzel azarlar ve kendisinin bir polis olmadığını kendisinden bir şeyler istemenin bir usulü olduğunu anlatır.
Zavallı Akakiy Akakiyeviç nüfuzlu bürokratın odası nasıl odadan çıktığını, eve hangi yollardan geldiğini bilemez. Sanki kendisini taşıyan vücut onun değildi. Bulutların üzerinde yürür gibi karlara basıyor, esen tipiyi hissetmiyor, zorlukla nefes alıyordu.
Yatağa uzandığında boğazı şişmiş, alnında soğuk ter taneleri birikmişti. Ertesi gün yataktan kalkamadı. Tıpkı doktorun dediğini gibi yakalandığı hummadan kurtulamayan zavallı Akakiy Akakiyeviç çalınan paltosunun kahrıyla sayıklayarak hayata gözlerini yumar.
Akakiy Akakiyeviç'ten geriye kaz tüyü bir adet divit, devlet malı on adet birinci sınıf kağıt, üç çift çorap ve hepinizin hayal edebildiği üzere şu tülbente dönmüş şu eski paltodan başka hiçbir şey kalmamıştı. Petersburg sanki kendinde hiç böyle biri yaşamamış gibi onsuz kalmıştı
Devlet dairesinden Akakiyeviç'in dairesine geldiklerinde mühürleyecek bir miras bulamamışlardı. Her onurlu devlet memuru gibi geride bırakabileceği hiçbir şeyi yoktu.
Devlet dairesinde onunla her zaman alay eden mesai arkadaşları Akakiy Akakiyeviç'in paltosunun çalınması sonucu kahrından ölmesini bütün bir şok içinde karşıladılar. Ertesi gün ise Akakiyeviç'in yerine bir memur gelişmişti bile. Ancak yazısı onunki kadar güzel değildi.
Birden tüm Peterburg söylentilerle çalkalanmaya başladı.Kulaktan kulağa yayılan dedikoduya bakılırsa Kalinkin köprüsünün oralarda memur kılıklı bir hortlak dolaşmaya başlamıştı.Adam çıldırmış gibi çalınan paltosunu arıyordu ve kimsenin unvanına rütbesine bakmadn paltosunu alıyord
Hortlak insanların kim olduğuna bakmadığı gibi paltoların koyun postu mu tilki postu mu olduğuna da bakmayıp insanların üzerinden çektiği gibi "Bu benim paltom" diyordu. Söylentiler korkunç bir hal almıştı. İnsanlar Kalinkin köprüsüne yaklaşmaya korkuyordu.
Hortlağı kendi gözleriyle gördüğünü iddia edenler bile çıkmıştı. Bunlardan bir tanesi Akakiy Akakiyeviç ile aynı dairede çalışan bir memurdu. Bu memur hortlağı bizzat kendi gözleri ile görmüş ve onun Akakiy Akakiyeviç olduğundan adı gibi emindi.
Ancak görmesi ile birlikte öyle bir korkuya kapıldı ve öyle bir tabanları yağladı ki doğru düzgün hortlağı inceleyemedi bile. Yeteri kadar uzaklaştığında köprüde duran hortlağa baktığında, hortlağın kendisine parmak sallayarak göz dağı verdiğini gördü.
Dedikodular nedeni ile tüm karakollara hortlağın yakalanması ve ibreti alem olması için anasından emdiği sütün burnundan getirilmesi emri verildi. Artık polis sokaklarda gezerken insanlara "hey hemşerim ne arıyorsun gecenin bu vakti sokaklarda hadi evine" uyarıları yapıyordu.
Akakiy Akakiyeviç'in adeta tuzla buz edercesine azarlayan önemli bir şahsiyet olan bürokratın ise aklına birden Akakiyeviç düşmüştü. Bulabilmiş miydi acaba paltosunu. Önemli şahsiyetin birden yüreğinde hem acıma hem de merhamet belirmişti.
Hatta hatta Akakiy Akakiyeviç'e hala daha yardım edip edemeyeceğini anlamak için dairesine bir memur bile gönderdi ancak aldığı haber karşısında o da büyük bir şok geçirdi ve vicdan azabı çekmeye başladı. Belki de ona yardım edebilir ve onun kahrından ölmesinin önüne geçebilirdi.
Önemli şahıs çektiği vicdan azabından kurtulmak için akşam düzenlenen partiye katılmıştı. Partide herkes onun gibi önemli birer şahıstı. Bu yüzden farklı biri gibi davranmasına gerek yoktu. O gece iki kadeh şampanya içip eğlendi. Parti ona iyi gelmişti.
Partiden çıktığında sürücüsüne arada kaçamak olarak yanına gittiği aslen bir alman olan Katarina İvanovya'ya sürmesini emretti. Ancak Kalinkan köprüsüne geldiklerinde omzuna bir elin dokunduğunu hissetti.Arkasını döndüğünde bembeyaz solgun yüzü ile Akakiy Akakiyeviç karşısındaydı
Hortlağın ağzını açıp mezarlık kokusunun etrafa yayılması ile korkusu beşe katlanmıştı. Hortlak yakasına sıkıca yapışıp "Hah! Nihayet buldum seni! Sonunda seni yakalayıp işte böyle yakana yapıştım. Beni hiç dinlemedin bile üstelik beni azarladın. Şimdi ver bakalım paltonu" dedi.
Önemli şahıs neredeyse korkudan ölecekti. Oysa dairede astlarının karşısında ne kadar cesur ve yiğit gözükürdü. Onun bu duruşunu görenler bile "Oo ne yiğit adam ama" derlerdi.
Hortlak önemli şahsiyetin üzerinden paltosunu bir güzel aldıktan sonra önemli şahsiyet can hıraş sürücüsüne "Eve sür" diye bağırabildi ancak. Sürücü kamçısını yıldırım gibi şaklattı. Eve vardığında eşi ve çocukları ondan bir gariplik olduğunu anlamış ancak sorduklarında "hiç" yanıtını almışlardı. En çok dikkat çeken ise hortlak memurun artık bir daha hiç görülmemesiydi. Anlaşılan önemli şahsiyetin paltosu ona tam gelmişti.
Önemli şahsiyet ise bu olaydan sonra astlarına bağırarak "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" gibi sorular sormamaya başladı veya önce dinler sonra bağırmaya başlayıp ağzından bu sözler dökülürdü.
Gogol - Palto
Eser ilk yayınlandığında büyük ses getiriyor. Soyluların rezillikleri gözler önüne serildiği ve alay konusu oldukları için Gogol bir vatan haini olarak görülüyor ve toplumdan dışlanıyor. Gogol'ün en büyük destekçisi Puşkin de öldükten sonra Gogol iyice tecrit ediliyor.
Hayatının geri kalanını büyük buhranlarla geçirdikten sonra hayata gözlerini yumuyor. O dönem de büyük ses getirse de asıl parlaması Dostoyevski ile oluyor. Dostoyevski bu eseri rus edebiyatının miladı olarak kabul edip "Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık" diyor.
"1842 Çarlık Rusya'sı ile 2020 Türkiye'sinin aynı olduğunu gözler önüne seriyor Gogol. Hepimiz bir yıl boyunca bir hedef için çalışan küçük insanlarız aslında.
Bugün soylular olmasa da başımıza bir iş geldiğinde bize yardım edebilecek, eli kolu uzun bazı önemli şahsiyetlerin "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" nidaları altında ezim ezim eziliyoruz. Yeri geldiğinde ise onların bizimle ahbaplık etmesiyle gurur duyup övünüyoruz.
Tam bir sene boyunca dişimizden tırnağımızdan artırdıklarımızla ancak bir palto ya da bir telefon alabiliyoruz. Aslında 2020 Türkiye'sinde olsak da hepimiz 1842 Çarlık Rusya' sının birer Akakiy Akakiyeviç' iyiz."
"HEPİMİZ GOGOL' ÜN PALTOSUNDAN ÇIKTIK"