Gene bir başka efsane eser. Şimdi ben murakami ve onun özelinde sahilde kafla hayranı, fanı, wow girl ü falan olduğum için son derece subjektif yorumlar yapabilirim. Defalarca okumalarım sonucunda, kitabın üstüne oturduğu metaforların bir kısmını deşifre edebildim: fakat murakami nin…devamıGene bir başka efsane eser.
Şimdi ben murakami ve onun özelinde sahilde kafla hayranı, fanı, wow girl ü falan olduğum için son derece subjektif yorumlar yapabilirim. Defalarca okumalarım sonucunda, kitabın üstüne oturduğu metaforların bir kısmını deşifre edebildim: fakat murakami nin tarzı gereği hikaye açık uçlu. O yüzden, tıpkı kafka gibi, insanın kendini tanıma sürecidir bu kitap. Spoiler alert...
Öncelikle ilk 10 sayfada kafka bir lanetten bahsediyor. İlk 50 sayfada bunun oedipus un trajedisi olduğunu anlıyoruz. Ve aynı sayfaların hemen devamında sakura ile saeki karşımıza çıkıyor; kız kardeş ve anne. Burası çok basit bir mantık; söz edilen kendini gerçekleştiren kehanetten ibaret.
Kafka, sakura ile saeki yi görür görmez, hemen aklına ablası ile annesi geliyor. Hikaye boyunca onları böyle tanımlıyor, durduk yere bunun konusunu açıyor çünkü. Yani Kafka onları, kız kardeş ve anne yapıyor, böylece kendini şartladığı kehanet gerçekleşmiş oluyor. Yoksa evrenin düzenlediği bir tezgah yok ortada.
İlerleyen bölümde kafka, bilinçsiz bir biçimde şanto tapınağında uyanıp, sakura nın evine gidiyor. Ayna da kendisine bakıp, babasına ne kadar benzediğini fark ediyor. Burası lacan ın ayna teorisinin alegorisi. Kafka, arada karga adlı birisiyle konuşuyor; kafka nın anlamı çek dilinde karga zaten. Hoş bu çok bariz, ama önemli.
Kafka temel kişilik gelişimini tamamlayamamış. Ayna teorisine göre bebek, yaşamak için annesine ihtiyaç duyduğu için onu vücudunun bir devamı sanır. Tıpkı tek bir organizma gibi. Fakat yavaş yavaş bilincin cinsiyetle tanışması; bebeğin babayı tanımasıyla bir karmaşa içine girer. Bu noktada ayna evresindedir; anne, baba üzerinden cinsel rolleri fark eder, cinsiyetsiz ve kimliksiz olan bilinç form kazanır.
Fakat kafka, annesinin çok erken kaçışının travmasını babasına olan nefretle çözümlemeye çalışır. Bu aynı zamanda oedipus teorisinin de çıkış noktası; annesinin erken terki, ayna evresinin sağlıklı gelişimini engellediği için, hala onunla tek bir organizma olduğunu düşünür ve babaya karşı ortak bir nefret doğar. Bu kimlik karmaşasının nesneleşmesi ise karga adlı karakterin ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Kısaca annenin onu terk edişinin nedeni hiç önemli değil, binlerce neden olabilir, yüzlercesinde baba hiç suçlu olmayabilir. Bunu bilmeye gerek yok. Annenin özellikle kız çocuğu seçmesi, haremin ve dolayısıyla iktidarın yitirilişini gösteriyor. İktidar figürü olan baba, yani tanrı, kadınlarını kaybederek güçten düşüyor. Kafka nın kimlik problemlerinin bir diğer sebebi de bu yetersiz tanrı figürü.
Gelgelelim nakata ya; çok emin olamasam da muhtemelen nakata ve kafka aynı bilinci paylaşıyorlar. Aynı kişi değiller: sadece tek bir bilinçler. Nakata nın hikayesinde çok açık biçimde ikinci dünya savaşının bir alegorisi var. Tıpkı kafka nın annesinin evi terk etmesinin sebebi gibi, nakata nın ne gördüğünün de önemi yok. Nakata savaş öncesi başarılı bir asker (bkz: asker millet) iken savaş sonrasında akılsızlaşıyor. Yaşamak için iktidar figürü olan vali den yardım alıp, kedilerle konuşuyor. Bu, savaş sonrası yaşanan amerika işgali, kapitalizmin ülkeye girmesi, toplumun yeniden inşasına işaret. Artık değerlerinden kopan bir halk ve bu halkın içinde kalmış eski japonya nın ruhu. Bu yüzden ancak kedilerle konuşuyor, yani görünür toplum tarafından dışlanmışken, onu ancak doğa kabul edebiliyor.
Kafka, kimliğini inşa edememiş iken, nakata savaşla birlikte kimliğini kaybetmiş. Gölgesinin daha az koyu olmasının sebebi bu.
Haha telefonda yazmak yoruyor. Hikayenin diğer yarısını da sonra eklerim.