Spoiler içeriyor
Uzun zamandır en merak ettiğim ve sanırım en şaşırdığım filmlerden biri oldu. Arkadaşlık müessesi olmasa hayattan nası keyif alırdım hiç bilmiyorum. Birinden hoşlanıp ghostlanmaktansa sevdiğim bi arkadaşım tarafından ghostlanmak beni kahreder. Oturur saatlerce ağlarım üstüne. Film tam olarak bunun üstüne…devamıUzun zamandır en merak ettiğim ve sanırım en şaşırdığım filmlerden biri oldu.
Arkadaşlık müessesi olmasa hayattan nası keyif alırdım hiç bilmiyorum. Birinden hoşlanıp ghostlanmaktansa sevdiğim bi arkadaşım tarafından ghostlanmak beni kahreder. Oturur saatlerce ağlarım üstüne. Film tam olarak bunun üstüne kurulu.
En yakın arkadaşınız bi gün durduk yere sizinle konuşmamaya karar veriyor ve sizi görmemezlikten geliyor. Sebebini soruyorsunuz: seni kırdım mı, bu şakama mı kızdın, şaka mı yapıyorsun hepsinin cevabı hayır ve sadece sizden sıkıldığını söylüyor.
Filmi izlerken böyle olan arkadaşlıklarımı gözden geçirdim. Bir taraf gerçekten konuşmak istemiyor, diğer taraf asla anlam vermeden durduk yere neden en yakın arkadaşını kaybettiğini düşünüyor.
Benim için şaşırtıcı tarafı spoiler olabilir.
Adam o kadar arkadaşının ısrarından bıkıyor ki keman ile geçimini sağlayan bi müzisyen olmasına rağmen bi daha benimle konuşursan her seferinde bir parmağımı kesip kapına atarım diyor. Bunun çokta kolpa olmayacağı belliydi ama gerçekten uzun zamandır size arkadaşlık yapmış bi zamanlar en yakın arkadaşınız olarak bildiğiniz kişi sizinle konuşmak istiyor diye bunu yapar mısınız? Hani bu ne derece bi bıkkınlık olabilir?
Daha fenası arkadaşı onunla konuştuğunda gerçekten adam bi parmağını kesip kapısına atıyor. Bunu yapmasına rağmen onunla konuşmaya çalışıyor yeniden. Herhangi bi ilişkide bu kadar ısrarcı olunur mu buna da anlam veremiyorum ki karşı taraf kendisine zarar verecek kadar ciddi bi konuda sizinle olan iletişimini kesmesine rağmen. Zaten adam diğer dört parmağını da kesmekten gocunmuyor :)
Film dostluklarım üzerine zamanında ghostlandığım ya da bi anda sıkılıp ilişkimi kesmek istediğim arkadaşlıklarımı yeniden düşünmemi sağladı.
Sadece arkadaşlık süreçlerini kısa da olsa biraz izlemek isterdim çünkü nasıl bir arkadaşlıkları varken sıkılmış olabilirler? Belki de filmin bunu özellikle vermemek için bi sebebi vardır. Bazen illa geçirilen süreç etkilemez belki de bizi.
3.5/5
21 yıldır bunu izlemeden nası yaşamışım kendime i na na mı yo rum. Aşşıırııı beğendim aşşırııı sevdim. Uzun zamandır her türlü film izleme zevkinden mahrum kaldığım için bide 1999 da çekilmiş olmasına ayrı şok olduğum bi şekilde beni nası tatmin…devamı21 yıldır bunu izlemeden nası yaşamışım kendime i na na mı yo rum. Aşşıırııı beğendim aşşırııı sevdim. Uzun zamandır her türlü film izleme zevkinden mahrum kaldığım için bide 1999 da çekilmiş olmasına ayrı şok olduğum bi şekilde beni nası tatmin etti var ya
'Matrix bi sistemdir neo' alıntısından tut neo nun kurşunları yere serdiği, kaşığı büktüğü, dejavu yaşadığı sahneye kadar ŞAHESER.
Böyle anlatınca da bazen çok abartıyormuş gibi hissediyorum ama cidden çok iyidi ve çok düşündürücü olduğunu düşünüyorum.
İçinde yaşadığım simülasyonun açığını bulmakla meşgul olmak adına büte çalışmayacağım, zaten matrixte yaşıyoruz.
Diğer filmlerini izlemek için sabırsızlanıyorum. Çok sevdimsel
5/5
Kitabının herhangi bi uyarlamasını izlemedim ama bence en iyi uyarlaması bu olmuş. Oyunculuklar çok iyiyydii. Jacob elordiyi sonunda seveceğimi düşünmemiştim. Kitabın birebir aynısı değil ama daha iyi uyarlanamazdı diye düşünüyorum. Frankenstein den kitapta olduğu gibi filmdede nefret ettim. Yaratılanı jacobın…devamıKitabının herhangi bi uyarlamasını izlemedim ama bence en iyi uyarlaması bu olmuş. Oyunculuklar çok iyiyydii. Jacob elordiyi sonunda seveceğimi düşünmemiştim. Kitabın birebir aynısı değil ama daha iyi uyarlanamazdı diye düşünüyorum.
Frankenstein den kitapta olduğu gibi filmdede nefret ettim. Yaratılanı jacobın oynaması baya iyi ammaaa arkadaşım benden önce izleyip bana öldüm bittim baya ağladım dediği kadar bişi değildi ya. Oyunculuklara versinlrr oscarı da filmin sinematogrifisi yapaydı bence.
3.5/5
The colour of paradise (film, burda yok o yüzden giriyorum ismini). Uzun zamandır zırlayarak ağladığım bi film olmamıştı. Yönetmenin diğer meşhur iki filmini de izlemiştim. Her filminin sonunda sizden bi parça alıyor ama bu film gerçekten başkaydı. Doğuştan kör bi…devamıThe colour of paradise (film, burda yok o yüzden giriyorum ismini). Uzun zamandır zırlayarak ağladığım bi film olmamıştı. Yönetmenin diğer meşhur iki filmini de izlemiştim. Her filminin sonunda sizden bi parça alıyor ama bu film gerçekten başkaydı. Doğuştan kör bi çocuğun hayatı, Tanrıyı parmaklarıyla bulmaya çalışırken haberi bile olmadığı bir savaşta bulması kendisini.. Daha nası anlatabilirim bilemedim. Annesi yok ve babası kör bi oğlu olduğu için utanıp, Tanrıya isyan ediyor. Gerisi tahmin edilebilir olsa da sineöatografi açısından da izlediğim en iyi iran filmi olabilir.
Filmin sonlarına doğru tüm filme anlam veren o alıntıyı unutamıyorum.
"Our teacher says that God loves the blind
nore because they can't see. But I told him
if it was so, He would not make IS blind so that we can't see Him. He answered "God is not visible. He is everywhere. You can feel Him. You see Him through your fingertips. Now I reach out everywhere for God till the day my hands touch Him and tell Him everything, even all the secrets in my
heart."
Duygusal bi zamanınızda izlemeyin ama duygusal bi zamanınızda izlememize de gerek yok her halükarda kalbinizi paramparça ediyor. Bide çocuğun babaannesi benim anaanneme çok benziyordu ya iki litrede ona ağladım. Ben iran filmlerinden devam ya.
o kaddddar sevdim ki.. Basit Bi çocuk filmi diye düşünmüştüm, öyle bi bakıma. Dört arkadaşın kasabadan kaybolan bi arkadaşlarının cesedini aramak için yola koyulma hikayeleri. Yol boyunca çok fazla şey yaşıyorlar, arkadaşlıklarını sınıyorlar, ailelerinin beklentileri ile yüzleşiyorlar, size de o…devamıo kaddddar sevdim ki.. Basit Bi çocuk filmi diye düşünmüştüm, öyle bi bakıma. Dört arkadaşın kasabadan kaybolan bi arkadaşlarının cesedini aramak için yola koyulma hikayeleri. Yol boyunca çok fazla şey yaşıyorlar, arkadaşlıklarını sınıyorlar, ailelerinin beklentileri ile yüzleşiyorlar, size de o gerilimi ve heyecanı yaşatıyorlar kısaca.
Letterbox ta 4, 5 verdim filme. Çünkü sonunun daha vurucu olacağını düşünmüştüm ki zaten filmin sonu yine şaşırttı beni ama beklediğim şekilde değildi. AMA artık en sevdiğim filmlerden biri. Ayrıca oyunculardan birinin de çok genç yaşta vefat ettiğini öğrendim. Başrollerden biri Will Wheaton ki benim enn sevdiğim sitcom da - big bang theory- direkt kendisini oynuyordu, çocukluğunu izlemek garip hissettirdi. Filmin yönetmeni de geçenlerde oğlu tarafından öldürüldü. Aynı zamanda yönetmen benim en sevdiğim romcomlardan biri olan When Harry Met Sally ninde yönetmeniydi. Niye bu kadar detay bildiğimi anlayamamakla beraber filmi tam zamanında izlediğimi fark ettim. Tekrar tekrar izlerim çok beğendim. Tavsiyedir ve sanırım 2025 in son filmi, doğru tercih yapmışımm
Uzuuuun zaman sonra bi film izleyince bünyeye yüklenen o yaşıyorum be hissi. Hele ki enn sevdiğim animasyonlardan birinin devam filmi olunca üstüne üstlük enn yakın arkadaşlarla gidilince bi de salonda sadece biz olunca tadından yenmedi. Dublaj konusunda bizim sektörden daha…devamıUzuuuun zaman sonra bi film izleyince bünyeye yüklenen o yaşıyorum be hissi. Hele ki enn sevdiğim animasyonlardan birinin devam filmi olunca üstüne üstlük enn yakın arkadaşlarla gidilince bi de salonda sadece biz olunca tadından yenmedi. Dublaj konusunda bizim sektörden daha iyisi yok bunu anladık ama aynı zamanda film gerçekten çok iyidi. İlk filmden daha çok beğendim, her karaktere yer verilmişti yine diğer disnep animasyonlarına göndermeler vardı. Salon'da sadece dördümüz olunca full makara istediğimiz kadar gereksiz yorum yapma hakkımız ile daha da keyifli kıldık filmi kendimizcee. O yüzden filmi izlediğim bugünü de sürüngenler mahallesini bulduklarında verdiğim anlık wooow tepkisini ve arkadaşım yağmur tarafından borderline tanısı konduğunu da unutmicam. Bu da burda dursun şimdi ders çalışmaya gidiyom. (ben Jude'um da Nick'im nerde Allahım)
Spoiler içeriyor
Sex and the City'i, her yerde gördüğüm kızların sürekli alıntılayarak paylaştığı bir dizi diye hep “asla izlemeyeceğim dizilerden biri” olarak görürdüm. Ta ki o kızlardan biri olana kadar. 1998’de yayın hayatına başlayan dizi, altı sezon boyunca dört kadının hayatlarını; iş,…devamıSex and the City'i, her yerde gördüğüm kızların sürekli alıntılayarak paylaştığı bir dizi diye hep “asla izlemeyeceğim dizilerden biri” olarak görürdüm. Ta ki o kızlardan biri olana kadar. 1998’de yayın hayatına başlayan dizi, altı sezon boyunca dört kadının hayatlarını; iş, aşk, New York, cinsel hayat ve benliklerini bulma yolculuklarını anlatıyor. Baş karakterimiz Carrie Bradshaw, bir gazetede "Sex and the City" başlığı altında New York’taki erkekler, ilişkiler ve seks hakkında köşe yazıları yazar. Bu yazıların yazım aşamasında Carrie ve diğer üç arkadaşının hikayelerine tanıklık ederiz.
Miranda, kariyerine odaklanmış, özgüveninden ödün vermeyen güçlü bir kadın. Samantha, kendisiyle tamamen barışık, cinsel hayatı konusunda özgür hisseden, açık sözlü ve dobra biri. Charlotte ise doğru kişiyi arayan, bir gün mutlaka aşkı tadacağını düşünen, daha iyimser bir sanatçı.
Dizi boyunca 30’larında hayatlarına giren her adamı izledim. Dizinin amacının bu olduğunu biliyorum ama sürekli hayatlarına giren herkeste bir kusur arıyorlar. Ki bu konuda hak vermiyorum değil, çünkü mükemmeli aramak bizim için gerçek gibi görünür. Ama mükemmeli bulmaya çalışırken de sürekli yıpranırlar.
Carrie’ye dönersek; altı sezon boyunca Mr. Big’in peşinden koşar. Big Paris’e taşındığında onunla gitmek ister ama Big için “o” kız olmadığını fark eder ve hayatına Big’siz devam etmeye çalışır. Aidan girer hayatına; belki de dizideki tek green flag karakter olabilir Aidan. Carrie’ye değer verir, yaptığı işi kınamaz, en büyük destekçisidir. Ama Carrie belirsizliği, kaosu ve peşinden koşmayı sever. Sağlıklı bir ilişki onun için sıkıcıdır; asıl bağımlılığı dramadır. Aidan ileyken sürekli garip rüyalar görür, Aidan’ı ruh eşi değil kendi için iyi olacağını düşündüğü kişi olarak sever.
Ama belki Carrie’yi bu kadar eleştirirken izlemeye devam etmemizin sebebi biraz da Carrie olmamızdır. Carrie de bencil, hatalı, belki de bazen çok yüzeysel. Ona çok kızsam da son bölümdeki bu sözünü unutamıyorum: “I'm someone who's looking for love, real love, ridiculous, inconvenient, consuming, can't-live-without-each-other love. And I don't think that love is here in this expensive suite and in this lovely hotel in Paris.”
(Spoiler) Diziyi benim için en izlenir kılan karaktere de ayrı bir parantez açmam gerek: Charlotte. Her izleyen bir karakterle farklı bir bağ kurmuştur, benim için o karakter Charlotte’tı. Beyaz prensini bulacağına inanır, her şeyin ten uyumu olmadığını düşünür. Hislerine, sağduyusuna daha çok güvenir. Bir kariyeri, sevdiği arkadaşları olmasına rağmen hayatın o doğru adamla başlayacağını düşünür. Aşkı bulduğunu düşündüğü ilk adamla evlenir, ama bu evliliğin içinin boş olduğunu fark eder. Evliliğinde “eş rolünü” taşımaya çalışırken kendi kimliğiyle bir karmaşa yaşar. Eşinin gözünde doğru kadın olmaya çalışırken kendi arzularını arka plana atar. Charlotte biraz da benn.
Dizideki asıl çelişki ise, idealde kadınların hayatlarında bir erkek olmadan tamamlanabilecekleri fikriyken; final, kadınların tek başlarına da mutlu olabilecekleri mesajı yerine doğru adam bulunduğunda tamamlanma fikriyle bitiyor. İlk bölümdeki istekleri ve son bölümdeki hayatları arasındaki fark beni hem üzmüştü hem de mutlu etmişti. Belki kendi benlikleri değil ama hisleri tamamlandı, çünkü onlar da kusursuz değildi.
Sex and the City sadece bir ilişki dizisi değil, aynı zamanda bir varolmaya çalışma hikayesi. Onu bu kadar kült ve sevilen bir yapım yapan da bu bence.