Dr. Jekyll ile Bay Hyde, insanın karanlık yönlerini ve iç savaşını anlatan derin bir roman. Stevenson, insanın doğası hakkında çarpıcı bir analiz sunuyor ve karanlık bir gerilim hikayesiyle insanın ikiyüzlülüğüne ve toplumda yargılanmanın zorluğuna dikkat çekiyor. Karakterlerin iç dünyalarının detaylı…devamıDr. Jekyll ile Bay Hyde, insanın karanlık yönlerini ve iç savaşını anlatan derin bir roman. Stevenson, insanın doğası hakkında çarpıcı bir analiz sunuyor ve karanlık bir gerilim hikayesiyle insanın ikiyüzlülüğüne ve toplumda yargılanmanın zorluğuna dikkat çekiyor. Karakterlerin iç dünyalarının detaylı olarak anlatılması ve okuyucuyu hikayeye çeken gizemli atmosferiyle, okuyucuları meraklandıran ve düşündüren bir kurgu sunuyor. Kitap, insanın kötülükle olan mücadelesini konu edinirken, insan doğasının karmaşıklığını ve iki yüzlülüğünü de çok güzel yansıtıyor.
Sonuç olarak, "Dr. Jekyll ile Bay Hyde" karanlık bir gerilim hikayesi olarak başlayıp, insan doğasının zayıflıklarını, karanlık yönlerini ve zihindeki iç savaşı ele alan güçlü bir edebi eser haline dönüşmüş. Okuyucuların ilgisini çekecek zengin karakterleri ve karanlık atmosferiyle, kesinlikle okunması gereken bir klasik roman…
Filmin süresi idealdi. Filmin ikinci yarısını ilk yarısına göre daha sürükleyici buldum. Oyunculuklara gelince, Vera Farmiga filmde en beğendiğim isim oldu. Baba, Bruno ve Shmuel de fena değildi. Çocuğun toplama kampına çok rahat girebilmesi ve kimsenin farketmemesi bana biraz basit…devamıFilmin süresi idealdi. Filmin ikinci yarısını ilk yarısına göre daha sürükleyici buldum. Oyunculuklara gelince, Vera Farmiga filmde en beğendiğim isim oldu. Baba, Bruno ve Shmuel de fena değildi. Çocuğun toplama kampına çok rahat girebilmesi ve kimsenin farketmemesi bana biraz basit geldi. Filmi izlediğiniz zaman çok muhteşem kareler, detaylar yakalama şansınız olacaktır. Bu filmdeki her kare, her detaydan hepimizin çıkaracağı sayısız dersler mevcut. Ve günümüzde de sevgisizliğin vardığı bir noktadayız. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ben, siz, biz, onlar, hepimiz bir bütünün en naif parçalarını oluşturmaktayız. O yüzden sevgi ile birleşmek için uzatılan elden kaçınmamak gerekir…(💜💛)
Hep uzaklara dalıyorum ay ışığında. Aklım sana biraz şair, biraz şiir.. Tutuşan kalbimin attığı yerde, İnci gibi diziliyor mısralar.. Cananıma yazdığım sessiz bir kelam; Esirgediğin gözlerine, dolunay tutuldu…”
Kitap belgesel tadında. Beyaz Diş adlı bir kurdun yaşamı, mücadelesi, sadakati, yasaları, doğası inanılmaz güzellikte anlatılıyor. İnsanın bir hayvan hayatındaki etkileri yer yer insanlığımızdan utandıracak şekilde ele alınıyor. Beyaz Diş, kurt ve köpeğin birleşiminden meydana gelen bir melez. Bence Jack…devamıKitap belgesel tadında. Beyaz Diş adlı bir kurdun yaşamı, mücadelesi, sadakati, yasaları, doğası inanılmaz güzellikte anlatılıyor. İnsanın bir hayvan hayatındaki etkileri yer yer insanlığımızdan utandıracak şekilde ele alınıyor.
Beyaz Diş, kurt ve köpeğin birleşiminden meydana gelen bir melez. Bence
Jack London'ın böyle bir karakter oluşturmasının sebebi var. Kurt, insanın içindeki özgür olma isteğini, vahşiliğini ve kötüyü temsil ederken; köpek, insanın evcil, uysal yanını ve iyiyi simgeliyor. Aslında hepimiz bu iki tarafı da benliğimizde taşıyoruz. Ancak yetiştirilme şeklimizden tutun da yaşadığımız her ŞEY hangi tarafın baskın olduğunu etkiliyor. Bir insan hem iyi hem de kötü olma potansiyeliyle doğar, aynı Beyaz Diş’te de olduğu gibi. Nasıl ki yaşadığı ortam onu kötü olmaya ittiyse de sevgiyi bulduğunda aynı şekilde iyi yanını açığa çıkarmayı başardı.
Sevginin ve nefretin; iyiliğin ve kötülüğün gücünü göreceksiniz.
Okudum ve güzeldi. Okumanızı tavsiye ederim…✨
Bal Ülkesi'nin kraliçesi Hatice.. Arılarla konuştuğun, kedileri kucakladığın, kaplumbağalara yardım ettiğin, köpekleri ellerinle beslediğin yetmezmiş gibi kazandığın üç kuruş parayla gidip bir de saçına kestane rengi boya alırsın. Hıdırellez'de güzel gözükmek için en iyi elbiseni giyip boyadığın saçlarına örtü takarsın.…devamıBal Ülkesi'nin kraliçesi Hatice..
Arılarla konuştuğun, kedileri kucakladığın, kaplumbağalara yardım ettiğin, köpekleri ellerinle beslediğin yetmezmiş gibi kazandığın üç kuruş parayla gidip bir de saçına kestane rengi boya alırsın. Hıdırellez'de güzel gözükmek için en iyi elbiseni giyip boyadığın saçlarına örtü takarsın. Güzelliğine ben şahidim. Ah Hatice Ablam ah😢. Nasıl samimi,nasil karakterli ve adil bir insansın.
Harikaydı. Hatice sen çok güzel bi ruhsun. Filmlerde idealize edilmiş kahramanları cebinden çıkarır Hatice. Modern dünyanın konfor meraklısı, daima yakınacak bir şey bulan ve hiç yetinmeyen insanına ders niteliğinde…
Bazen o doğanın, bazen ise doğa onun üstesinden geliyor. Film bir belgeselden çok daha fazlası bence. Kameranın varlığını unutturan ender yapımlardan. Hikaye o kadar ince, o kadar gerçek ki izlerken farkında olmadan bağ kuruyorsunuz. Bu vesileyle de birbirinden farklı duyguları art arda hissetmek mümkün. Ana karakterin annesiyle arasındaki bağ gerçekten çok etkileyiciydi.
Haticeler candır…🌼🦩
Kesinlikle tavsiye ediyorum. İzleyin ve Allah’a emanetsiniz✨
Eski Japon Kintsugi sanatında kazayla parçalanmış çömleğin kırık parçaları altın tozu cila ile birbirine yapıştırılırmış. Görülen kırıklar gizli değil, altınla süslenir, kusurlar kutlanırmış. Bu benzersizlik ve güç kazandırırmış. Kusurlarına rağmen değil kusurları nedeniyle çömleğin değeri artarmış. Kase bir insan gibidir.…devamıEski Japon Kintsugi sanatında kazayla parçalanmış çömleğin kırık parçaları altın tozu cila ile birbirine yapıştırılırmış. Görülen kırıklar gizli değil, altınla süslenir, kusurlar kutlanırmış. Bu benzersizlik ve güç kazandırırmış. Kusurlarına rağmen değil kusurları nedeniyle çömleğin değeri artarmış. Kase bir insan gibidir. Hayatın beklenmedik durumlarıyla çatlamış olan, ruhumuzu kıran başarısızlıklar, acı veren deneyimler altın değerindedir. Tümünü kucaklamak, hayat çatlaklarını altına çevirecektir. Senin değerine değer katacak, seni eşsiz, benzersiz kılacak, gözünde ki manayı, yaşamında ki kusursuzluğu, başarılarını tamda bu izler getirecektir. Çok hoş değil mi? 🪄✨
Okursanız sevinirim dostlarım… Biliyoruz ki yaşamın döngüsünde hiçbir şey basit ve meşakatsiz değil. Her şeyin bir bedeli vardır. Çevremizde ki bir kesim hayatları kendi hayatımızla kıyasladığımızda maddi açıdan bize daha basit ve kolay gelebilir. O hayatın sahibi belki bir bedel…devamıOkursanız sevinirim dostlarım…
Biliyoruz ki yaşamın döngüsünde hiçbir şey basit ve meşakatsiz değil. Her şeyin bir bedeli vardır. Çevremizde ki bir kesim hayatları kendi hayatımızla kıyasladığımızda maddi açıdan bize daha basit ve kolay gelebilir. O hayatın sahibi belki bir bedel ödememiş olabilir. Yani uzaktan baktığımızda bize kolay gelebilir. Ama emin olun o hayatı ona sunanlar kesinlikle bir bedel ödemiştir. Yaradan onlara o hayatı belkide güçlü olmadıkları için sundu. Yürekleri yettikleri kadar zorluk gördüler. Hani dağına göre kar verir ya mevlam. Öyle işte. Sonuçta her şey bir sınav değil mi? Senin hayatın zor ise bunun sebebi sen kesinlikle ondan daha güçlü ve daha savaşçı olduğun içindir. Yada bolluk seni boğacaktır. Bu yüzden onun kadar varlıklı değilsindir. Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, önemli olan hayatta en az şeye ihtiyaç duymaktır. Hayattan zevk almaya bakın dostlar. Heee ben pek beceremedim, olmadı yani. Fazla düşünmek, bazen olayları fazla fazla anlamak, anlayabilmek gerçekten ruhen yıpratıyor insanı. Aşırı düşünmek, problem yokken problem yaratma sanatıdır. Hayatı biraz da doğaçlama yaşamak lazım. Siz ne kadar hesapla yaşasanız da son sözü Allah söylüyor işte. Yaşam hakkımız bir tane, bunun en dinamik ve enerjik olduğu yıllar malesef kısıtlı çünkü durmadan büyüyoruz. Büyümeden gidin bir ovada koşun mesela yada bir arabayla uzun bir yolculuğa çıkın veyahut bir mekanda karaoke yapın olmadı yüksek bir zirveye çıkıp avazınız çıktığı kadar bağırın. Yağmur altında yürüyün mesela. Rahmet yağarken dua edin. Yağmuru dinleyin. Yapın işte bişiler.. Çünkü yaşınızı aldıktan sonra bunlar size saçma aktivitelerimiş gibi gelecek. Yada enerjiniz olmayacak. O yüzden durma ve harekete geç. Dünya gördüğünden büyük ama hislerinden küçük bir yer. Duygularınla yaşa…
Işığını kaybeden güneş ne dünyayı nede kendini ısıtabiliyor.
Bazı duygular var ki insanı mahvediyor. Bu duyguların en tepesinde özlem var. Onu bir daha göremeyecek olmanın verdiği çaresizlik belki de dünyada yaşana bilecek en ağır çaresizliktir. Tam aksi bence özlem dünyanın en güzel duygusu, hissi de olabilir. Ama bu duyguyla nasıl yüzleştiğinize bağlı. Eğer özlem duyduğunuz kişiyi hayatınızın her anında görme şansınız var ve sadece belli zamanlarda ayrı düşüyorsanız, işte bu özlemin yerini dünyada hiçbir şey alamaz. Çünkü onun gidişinin muhakkak bir dönüşü oluyor ve siz bunu kıymetini daha çok bilerek bekliyor ve özlüyorsunuz.Hoşş ve güzel bir bekleyiş. Kısa vadeli gidiş sizde küçük yaralar bırakıyor da olabilir.
Ama o kavuşmalar yok mu!! Kücücük bir sarılma kocaman bir mevsime dönüşüyor. Papatyaların, hanımeli çiçeklerinin kokusuyla Everest’in zirvesini görüyorsunuz adeta. Sevgi insanı aylarca haflarca süren yolculuktan sonra değil sadece bir saniyede bile Everest’in zirvesine çıkarabilir. Buna aşk mı dersin sevgi mi? Bilemedim..
Aşk iki kişinin başını döndürürken sevgi bütün dünyayı döndürebiliyor işte..
Dünyanın cenneti neresidir biliyor musunuz? Sevildiğiniz yerdir. Önemsediğiniz, adam yerine konulduğunuz yerdir. Sevilmekte bir lütuf, öyle herkese nasip olmuyor hee. Öyle her seviyorum diyene değil, sizin için kendini, yüreğini ortaya koyana değer verin. Derin vakitler ümit ederken dar ve ölüm kadar soğuk bir zamana sıkışırsınız. O yüzden elinizde ki vakti sevdiklerinize zaman ayırarak geçirin. Güzel olan şeyleri saklamayı da unutmayın. Çünkü insanlar mahvetmeyi sever. Bunu da dostlarınız öyle bir cerrahi operasyonla yapar ki ruhunuz bile duymaz. Hani o her şeye fikri olan, yaptığınız hiçbir şeyi onaylamayan, anlamayan insanlar. Bakın altını çiziyorum Anlamayan!!.. Birlikte on basamağın dokuzunu çıkarsınız. Onuncu ve son basamak sizin içinse dünyanın en kötü ve zorlu basamağı olduğuna hem inanır bir de üstüne hem inandırır ve geri dönersiniz. Sizi de öyle bir kör aptalla çevirmiştir ki; “ yaa biz bu basamağa neden çıkmadık” diyemezsiniz. Çünkü bunu isteyen dostunuz, arkadaşınız, akrabanız veya herhangi birisidir. Bu arada kendisi o basamakları çıkmaya devam eder. Sizin haberiniz olmaz. Sonra o üzülmesin diye başka taraflarlardan canınız yanar ve yakarsınız. Kalbiniz kırılır ve kırarsınız. Kalp Allah’ın evi derler. Ne kendi evinizi ateşe verin nede başka evleri,yuvaları…
İşte öyle arkadaşlar. Blog yazar, edebiyatçı falan değilim. Yazım hataları olabilir yada eksik kelimeler, cümleler.. Sadece içimden geldiği için yazdım. Yüreğim yetse sustuklarımı da yazardım ama yüreğim el vermiyor. Bu arada sustukların kötü diil hee. Onlar anlattıklarımdan daha güzel. Bunun için küçük bir problem var. Sadece bi roman yazmam gerekiyor”:)”. Evet kalbimin en çok kırıldığı yer belki orası ama en sakin rüzgarların estiği, en sıcak güneşin doğduğu,en berrak suların aktığı yerde orası.. Bir gün başardım diyebilmek dileğiyle. İnşallah sizde dersiniz. Şimdilik gidiyorum.. Unutmayın;
“Umut iyi bir ŞEY dir ve iyi şeyler asssla ölmez”♾
Hoşçaa, Sevgi Dolu ve Sağlıcakla Kalın Dostlar. Her Zaman Nazik ve Saygılı Olun. Parlamaya Devam Edin.✨
Allah’a Emanetsiniz…
BayBayyy🌼🦩
Bu dil bülbül gibi feryâd eder vakt-i seherlerde Ne hâbım var ne haşyet var ne bir ân istirâhat var. Yozgatlı Hüznî Şu gönlüm seher vakitlerine kadar tıpkı bülbül gibi feryad eder… Ne uykum kaldı ne ürperti hatta nede bir an…devamıBu dil bülbül gibi feryâd eder vakt-i seherlerde
Ne hâbım var ne haşyet var ne bir ân istirâhat var. Yozgatlı Hüznî
Şu gönlüm seher vakitlerine kadar tıpkı bülbül gibi feryad eder… Ne uykum kaldı ne ürperti hatta nede bir an olsun dinlence…
Gül su ile büyür ve susuz olamaz. Ancak efsaneye göre o, su ihtiyacını genellikle bülbülün kalbindeki kanla karşılamaktadır. Öyle ki çılgın âşığı bülbül şeydalanan şakıyışlar içinde aşk ile kendinden geçerken gül de naz uykusundan uyanıp onun kanını içiverir.
Alegoriye göre goncanın açılması için bülbülün bütün gece boyunca aşk neşidelerine devam etmesi gerekirmiş. Gül, âşığının kendisi uğruna ne kadar fedakârlık yapabildiğini görmek için önce dallarına konmasına izin verir, sonra da onun mestliğinden yararlanarak dikenlerini bağrına batırıp kalbini kanatarak fedakârlığını ölçermiş. Böylece bülbülün kanı, gülün dikenlerine sızıp goncaya ulaşır ve ona renk olurmuş. Güle kırmızı rengini veren de zaten bülbülün aşk için kalbinden akıttığı bu kan imiş. Yoksa gülde bu kırmızı güzellik olmazmış.
Bu alegorik hikâyede bülbülün çığlıklarına aldırmayan gül, aslında seveninin kanına susamış, suzuzluğunu bu yolla gidermeye çalışan bir sevgili oluvermiştir. Galiba âşık, yaptığı fedakârlığın sonunda aşk şehidi olduğunu göstererek adını yaşatmaktadır. Tıpkı Mecnûn gibi, Kerem gibi…
Sayfa 217
Kalp... görünüşte bir kelime ama meğer ne derin manalar taşıyormuş. Halk Edebiyatında ayrı Divan Edebiyatında ayrı ele alınmış. Kimi zaman ici sevgilinin aşkıyla dolup Allah aşkına ulaşmış kimi zaman onulmaz yaralar açılmış hüzünle hem hal olmuş kimi zaman da tıbbî bir terim olarak ders kitaplarında yer almış. Ama tek kelime olup da bir-çok anlam barındıran bir sözcük kalp...
Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında…devamıYaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...
Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.
Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou’un rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur? Siz eğer felçli bir erkek olsaydınız ve sadece el parmaklarınızı oynatabilseydiniz aşık olur muydunuz ? Ya da genç bir kız olsaydınız bu durumda olan bir erkeğe aşık olur muydunuz? Sevmek yürekte başlıyor ise bütün bunlar aşka engel mi? İşte bu kitapta tüm bu soruların cevaplarını bulacaksınız. Kitabın sonunda Will’in Lou’ya yazdığı mektubu okurken gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz. Yanınıza peçete almayı unutmayın. Kitabı bana öneren bayan Flamingo’ya çok teşekkür ederim.. İyiki varsın…(🙏🏼🦩🌼)
Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...