Spoiler içeriyor
Abbé du Coulmier: “Zaten korkunç bir hayata, neden bu tür korkunç hayaller ekliyorsun?” Madeleine: “Kendimi onun hikâyelerine yerleştiriyorum. Her fahişe, her katil kadını oynuyorum.” Abbé du Coulmier: “Neden kahramanları canlandırmıyorsun? Mesela İncil’den Kraliçe Ester’i ya da Aziz Jeanne’ı?” Madeleine: “Eğer…devamıAbbé du Coulmier:
“Zaten korkunç bir hayata, neden bu tür korkunç hayaller ekliyorsun?”
Madeleine:
“Kendimi onun hikâyelerine yerleştiriyorum. Her fahişe, her katil kadını oynuyorum.”
Abbé du Coulmier:
“Neden kahramanları canlandırmıyorsun? Mesela İncil’den Kraliçe Ester’i ya da Aziz Jeanne’ı?”
Madeleine:
“Eğer sayfalarda kötü bir kadın olmasaydım, hayatta bu kadar iyi bir kadın olamazdım.”
Spoiler içeriyor
Güzel manzaraların ve ustalıkla seçilmiş bir renk paletinin içinde sıkışıp kalmış Napoli… Arka sokaklarının yoksulluğu, estetik çekimlerin göz alıcı ışıltısında adeta süslenmiş bir arka plan gibi kalıyor. Film; birkaç şiirsel cümle, etkileyici genç bir kadın ve görsel ihtişamdan öteye geçemiyor.…devamıGüzel manzaraların ve ustalıkla seçilmiş bir renk paletinin içinde sıkışıp kalmış Napoli… Arka sokaklarının yoksulluğu, estetik çekimlerin göz alıcı ışıltısında adeta süslenmiş bir arka plan gibi kalıyor. Film; birkaç şiirsel cümle, etkileyici genç bir kadın ve görsel ihtişamdan öteye geçemiyor. Araya, seyirciyi etkilemek amacıyla serpiştirilen Parthenope’nin zekâsı ve hazırcevaplılığı ise, derinlikten çok yapaylık katıyor anlatıya. Oysa sinema, seyirciyi ikna etmeye çalışan değil; seyircinin kendini ikna etmesine alan tanıyan bir sanat olmalı.
Parthenope karakteri, mitolojik köklerinden koparılmış; ne üzerine kurulu bir hikâyesi var ne de duygusal ya da düşünsel bir katman sunuyor. Oysa adını taşıdığı mitosla gerçeklik arasında bir bağ kurulsa, belki başka türlü bir derinlik yakalanabilirdi. Bunun yerine, karşımıza Dune filmindeki Baron Harkonnen’i andıran profesörün tuhaf oğlu çıkıyor. Napoli’nin görkemli dokusuna, ışığına ve tarihine yazık etmiş senarist. Tek beğendiğim yer Amerikalı yazar John Cheever ile konuştuğu zamanlardı. O adamın sözlerinden cidden sanat akıyordu. Filmin finaline gelirsek bağlamsız ve etkisizdi. Seçilen yaşlı oyuncu da alakasızdı.
Spoiler içeriyor
Gerek çekim açılarıyla, gerek renk paletiyle güzel bir yapım olmuş. Gerilimi iliklerinize kadar hissediyorsunuz ve bence bunda oyuncu Ralph Fiennes’in rolü büyük. Ben açıkçası Kardinal Lawrence’ın Papa olacağını düşünmüştüm ama film ters köşe yaptı. Ölen Papa da akıllı çıktı resmen…devamıGerek çekim açılarıyla, gerek renk paletiyle güzel bir yapım olmuş. Gerilimi iliklerinize kadar hissediyorsunuz ve bence bunda oyuncu Ralph Fiennes’in rolü büyük. Ben açıkçası Kardinal Lawrence’ın Papa olacağını düşünmüştüm ama film ters köşe yaptı. Ölen Papa da akıllı çıktı resmen kendinden sonra gelecek kişiyi seçtirdi. Benim anlayamadığım ise Papa’nın Lawrence’a sen yönetici takımındansın deyip Papa’lık makamına başka birini layık görmesi oldu. Herhalde Lawrence’ın inanç problemleri yüzünden diye düşünüyorum ama yeni Papa olan kişi de intersex bir birey. Bir de şu oyu çabucak değiştirme olayını garipsedim, mesela hiç tanımadıkları hatta başta yadırgadıkları insana Papa’lık için oy vermeleri çok kolay oldu. Bu açıdan Kabil’den gelen kardinal daha fazla ikna edici olabilirdi. Bunlar dışında freskteki kardinale doğru bakan şeytan göndermesi güzeldi. En nihayetinde Papa’lık da bir güç savaşı ve gücün olduğu yerde kötülükte size doğru hep bakacaktır.
Ne zaman hangi saat başladı kayboluşum? Bilmiyorum. Acıya bile artık duygusuzum. Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. Bilmem ki nasıl anlatacağım, yalnız bile değilim. Edip Cansever
Tarih nasıl okunursa okunsun insanlık tarihi esasında sürekli bir gelişim ve evrim tarihidir. Artık mağaralarda yaşamıyoruz. Yeni teknoloji dünyamızı ve dolayısıyla bizleri, onun üzerinde yaşayan diğer hayvan ve bitkileri tehlikeye atmaktadır denebilir. Ancak şuna dikkat çekmek isterim, bu tehlikeyi fark…devamıTarih nasıl okunursa okunsun insanlık tarihi esasında sürekli bir gelişim ve evrim tarihidir. Artık mağaralarda yaşamıyoruz. Yeni teknoloji dünyamızı ve dolayısıyla bizleri, onun üzerinde yaşayan diğer hayvan ve bitkileri tehlikeye atmaktadır denebilir. Ancak şuna dikkat çekmek isterim, bu tehlikeyi fark eden de buna karşı tedbirler üreten de düşünen ve bilgili insanlardır. Bunları uygulamayanlar zırcahil, ahlâksız, menfaatçi, kısa görüşlü yöneticilerdir. Önemli olan toplumumuzun başına bu tür tufeylileri getirmemektir.
-Cehaletten Kurtulma Sanatı Kim Kimdir?, A.M. Celâl Şengör
Ama hep mutluydular. Dostlukların zamanla nasıl bittiğini, insanların yabancılaşıp arkadaşların birer isim olarak kaldığını öğretmediler. -Oslo: 31 Ağustos