Astronomiye ve evrenin ölçeğine merakınız varsa rahatlıkla okuyabilirsiniz. Yine de Kitabı okurken karşılaşabileceğiniz ana temaları yazıyorum: -Samanyolu'nun yapısı -Galaksilerin türleri -Karanlık madde -Evrenin genişlemesi
"İster zaman çizgisi ister dalgalanan bir bulut olsun, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki denge her halükârda sarsılmış durumda. Artık günümüzde pek azımız "şu an"da yaşıyor; onun yerine daha çok dünden gelip doğrudan yarına atlıyoruz. Zaman, iş toplantıları, diş hekimi randevuları…devamı"İster zaman çizgisi ister dalgalanan bir bulut olsun, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki denge her halükârda sarsılmış durumda. Artık günümüzde pek azımız "şu an"da yaşıyor; onun yerine daha çok dünden gelip doğrudan yarına atlıyoruz. Zaman, iş toplantıları, diş hekimi randevuları ya da veli toplantılarıyla yapılandırılıyor ya da ayrıntılı tatil planlarıyla dolduruluyor." -sayfa 73
"Can sıkıntısı bulaşıcıdır. Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard bunu 1843 yılında hem çok güzel hem de dramatik bir şekilde özetlemiştir:
Tanrıların canı sıkıldığı için insanı yarattılar. Âdem'in tek başına canı sıkıldığı için Havva yaratıldı. O andan itibaren can sıkıntısı dünyaya indi ve insanların sayısının artmasıyla can sıkıntısının boyutları da arttı. Önce Âdem yalnız başına sıkılıyordu, ardından Havva ile birlikte sıkıldılar ve en sonunda Habil ile Kabil de gelince aile boyu sıkıldılar. O andan sonra dünya nüfusunun çoğalmasıyla can sıkıntısı da artış gösterdi."
-sayfa 78
"...Gerçekten de kendimize ait bir güzelliği yaratıp yaratmadığımız oldukça belirsiz. Tüm mimari, müzikal motiflerimiz, tüm ışık ve renk adaptasyonlarımız vb. doğrudan doğadan taklit edilmiştir. Denizlerden, dağlardan, göklerden, geceden, alacakaranlıktan bahsetmeden örneğin ağaçların güzelliği hakkında ne söylenebilir? Sadece yeryüzünün güçlerinden biri…devamı"...Gerçekten de kendimize ait bir güzelliği yaratıp yaratmadığımız oldukça belirsiz. Tüm mimari, müzikal motiflerimiz, tüm ışık ve renk adaptasyonlarımız vb. doğrudan doğadan taklit edilmiştir. Denizlerden, dağlardan, göklerden, geceden, alacakaranlıktan bahsetmeden örneğin ağaçların güzelliği hakkında ne söylenebilir? Sadece yeryüzünün güçlerinden biri olan, belki de içgüdülerimizin, evren anlayışımızın ana kaynağı olan ormandaki ağaçtan değil, başlı başına ağaçtan, yeşil ihtiyarlığı bin mevsimle dolu olan yalnız ağaçtan bahsediyorum. Haberimiz dahi olmadan, berrak boşluğu ve belki de tüm varoluşumuzun sükunetini ve derin mutluluğunu meydana getiren bu izlenimler arasında, hangimiz birkaç güzel ağacın hatırasını saklamaz ki? İnsan hayatı yarıladığında, heyecanlı döneminin sonuna geldiğinde, insanların ve çağların şatafatının, zekânın ve sanatın sunabileceği neredeyse tüm gösteriyi tükettiğinde birçok şeyi mukayese edip deneyimledikten sonra çok basit hatıralara geri döner. Bir görüntünün iki âlemi ayıran eşiği geçebileceği doğruysa eğer, hatıralar, kişinin son uykusunda yanında götürmek isteyebileceği iki veya üç saf, değişmez ve ferahlatıcı görüntüyü arınmış ufukta ona resmeder. Kendi adıma, ne kadar muhteşem olsa da, Sainte-Baume ormanından görkemli bir kayının, bir servinin ya da Floransa'daki veya kendi evimin yakınındaki gösterişsiz inziva yerindeki fıstık çamının olmadığı ne cenneti ne de ölümden sonrasını hayal edemiyorum. Zira bu ağaçlardan herhangi biri yaşamda gerekli direncin, sessiz cesaretin, yücelmenin, yerçekiminin, sessiz zaferin ve sebat etmenin tüm müthiş devinimlerini oradan geçenlere model olarak sunabilir." -sayfa 50
"Onlar sadece tek bir duyudan mahrumdurlar. Oysa bizim mahrum kaldığımız duyuların sayısını tahmin etmek imkânsızdır. Onların hatalarının nedeni tektir. Oysa bizim hatalarımızın nedeni sayısızdır." -sayfa 53
"İnsan esasen, ister istemez öyle ahlaki bir varlıktır ki, tüm ahlakın varlığını inkâr ettiğinde bu inkârın kendisi zaten yeni bir ahlakın temeli hâline gelir. Ahlak onun özel deliliğidir. Gerektiğinde, insanlık herhangi bir rehbere ihtiyaç duymaz." -sayfa 79
Altını çizdiğim yerlerin hepsini geçirmedim. Üşendim. İlginizi çektiyse okuyun.
..."Çünkü o sıradan ve normal görünen insanlar neye güler, neye ağlar, nasıl yaşar bilmiyordum. Bildiğimi sanıyordum ama öyle değildi. Hikayem neden onlara ulaşmaktan böylesine uzaktı, onlara ulaşmanın yolu neydi ve bu yollar neden bana kapalıydı? Yazdıklarım gülünç müydü? Başka yazılanların…devamı..."Çünkü o sıradan ve normal görünen insanlar neye güler, neye ağlar, nasıl yaşar bilmiyordum. Bildiğimi sanıyordum ama öyle değildi. Hikayem neden onlara ulaşmaktan böylesine uzaktı, onlara ulaşmanın yolu neydi ve bu yollar neden bana kapalıydı? Yazdıklarım gülünç müydü? Başka yazılanların aynısı mıydı?"... -sayfa 87
"Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur." "Beni bir delinin varoluşundaki özgürlükten uzaklaştıran o güçlü ve aptalca geleneklerle yetiştirildiğimin, ne tür bir baskıcı ve akılcı eğitime maruz bırakıldığımın derin bir pişmanlıkla farkına varırken, kendi kendime, deli olmak ne harikulade, ne…devamı"Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur."
"Beni bir delinin varoluşundaki özgürlükten uzaklaştıran o güçlü ve aptalca geleneklerle yetiştirildiğimin, ne tür bir baskıcı ve akılcı eğitime maruz bırakıldığımın derin bir pişmanlıkla farkına varırken, kendi kendime, deli olmak ne harikulade, ne yüce bir şey derdim. Bu tür bir duyguyu yaşamayı başaramamış bir insanın dünyayı tüm görkemiyle asla anlayamayacağına inanıyorum."
"Artık çok iyi biliyordum ki, yanlışlıkla içine düştüğüm dünya asla bir ağaç olmama ya da birisini öldürmeme izin vermeyecekti, oluk oluk kan akmayacaktı. Her şey ve herkes, kesin, sadece kesin olabilmek için, önemsiz, içler acısı yükümlülükleriyle kuşatılmıştı. Sadece bir eşarp varken, yıldız çiçekleriyle dolu bir vazo görmek ne işime yaradı? Eğer dünya kendi önemsiz kesinlik tutkusuna bu denli teslim olmuşsa, eşarbı çiçeklerle dolu bir vazo olarak görme lüksüne hiçbir zaman sahip olamayacak ve böylece en ufak bir değişim geçirme şansından yoksun kalacaktı.
Aniden, kafamın sanki kafatasımın içine tıkıldığını ve orada tutsak tutulduğunu hissettim. Acı bir esaret."
"Edda kimdi? Edda neydi? Hayatımın anlamı onun varoluşun bağlı olduğundan, kendimi ilk kez dışarıdan görmemi sağlayan bir insan."
"Beni kim uyandıracak?"
...
"Bazen bir şey tam onu bıraktığınız yerde bulunur." -sayfa 12 "Binalara bu kadar düşkün bir tür için çürümeye minnet duymak zordur. Entropik güçlerin yıkımına karşı yapısal bütünlüklerini korumak için sonsuza dek uğraşacağımız evler, gemiler, anıtlar inşa ederiz. Ancak dünyada aktif…devamı"Bazen bir şey tam onu bıraktığınız yerde bulunur." -sayfa 12
"Binalara bu kadar düşkün bir tür için çürümeye minnet duymak zordur. Entropik güçlerin yıkımına karşı yapısal bütünlüklerini korumak için sonsuza dek uğraşacağımız evler, gemiler, anıtlar inşa ederiz. Ancak dünyada aktif olan ve yaptığımız şeyleri yıkmak için ellerinden gelen her şeyi yapan fungal ve botanik etkenler bulunur.
...
Ölümün siyah peleriniyle yaşamı avladığını düşünmeye meyilliyizdir ama yaşam da ölümü avlar. Çünkü yaşam yaşamdan türer, yaşamın yaşamak için yaşama ihtiyacı vardır." -sayfa 52
"Elbette büyük beyinlerimizi ve özgecilik kapasitemizi insan dışı varlıkların bakış açısından bakarak, hile yapmadan müzakere ederek ve hatta onlara akrabamızmış gibi davranarak, onlarla potansiyel ortaklıklar kurmak için kullanabiliriz. Elbette kulaklarımızı toprağa yakın, karşılıklılığı aklımızda tutabiliriz." -sayfa 69-70
"Pek çok farklı yaşam türü gibi biz de işbirlikçi, özgecil, cömert ve nazik olabiliriz. Ama insanların yetenekleri arasında en çok öne çıkanlar mantık ve yaratıcılıktır. Tüm bu hediyelerle zalimliğe, hileye ya da işkenceye başvurmadan, avımızın acı çekmesinden zevk almadan, hatta daha kötüsü ona karşı kayıtsız kalmadan, ara sıra aslında olduğumuz o menfaatçi insan olabiliriz. Hayvan doğamızı reddetmeye ya da bir şekilde bunu aşmaya çalışmamız gerekmiyor. Bizler hayvanız; bu kadar basit.
Asalaklığı gerçek asalaklara, çok önemli bir ekolojik göreve sahip bal mantarlarına, huş mantarlarına ve ıstakoz mantarlarına bırakmamız gerek." -sayfa 117
Not: Altını çizdiğim ve öğrendiğim çok fazla yeni şey vardı. Hepsini buraya aktaramam. Eğer ilginiz varsa kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
"Ya erkek seçimi kalıtımla geçiyorsa, annesi daha önce yanlış seçim yaptı diye Em de yanlış seçim yaptıysa?" -sayfa 35 "Aşk bazen sinsi sinsi, bazen de gökten inen bir yıldırım gibi gelir, Em bu ikisini birbirinden ayırt etmeyi beceremiyor. EMİLY'NİN TEK…devamı"Ya erkek seçimi kalıtımla geçiyorsa, annesi daha önce yanlış seçim yaptı diye Em de yanlış seçim yaptıysa?" -sayfa 35
"Aşk bazen sinsi sinsi, bazen de gökten inen bir yıldırım gibi gelir, Em bu ikisini birbirinden ayırt etmeyi beceremiyor. EMİLY'NİN TEK İSTEĞİ SEVİLMEK, genç bir kızın tüm istediği budur, değil mi? Görünüşünden (?), gençliğinden (??) dolayı sevilmek ve sonra belki başka bir şeyden dolayı sevilmek, daha derin bir şey için, ama buna ulaşamıyor." -sayfa 50
"Annelerin kimselere itiraf edemeyecekleri veya gösteremeyecekleri şeyler var..." -sayfa 75
BALIKLARI ÖLDÜREN KADIN -Clarice Lispector (Çocuk kitabı) "Dünya demişken şunu da hatırlatayım: Dünyada bir tavşan için bizim aldığımızdan çok daha fazla koku vardır. Tavşan kendi burnuna bizim kendi burnumuza verdiğimizden daha fazla değer verir. Dikkat ettiysen tavşanların burnu sürekli acil…devamıBALIKLARI ÖLDÜREN KADIN -Clarice Lispector (Çocuk kitabı)
"Dünya demişken şunu da hatırlatayım: Dünyada bir tavşan için bizim aldığımızdan çok daha fazla koku vardır. Tavşan kendi burnuna bizim kendi burnumuza verdiğimizden daha fazla değer verir. Dikkat ettiysen tavşanların burnu sürekli acil telgraflar alıp gönderir gibi oynaşır durur. Çünkü tavşan dünyayı burnuyla algılar. Bu durum tavşan doğasının bizimkinden üstün olduğu anlamına gelmez. Her doğanın kendine özgü üstünlükleri vardır.
Sana hayatın kuralını söyleyeyim: Doğanda tavşan olmak varsa dünyadaki en güzel şey tavşan olmaktır ama doğanda insan olmak varsa başka bir yaşam istemezsin." -sayfa 34
"...insanlar zihinlerinin derinliklerinden gelen bir dürtüyle çocuklaşır ve oyuncu bir biçimde sanki anlattıkları "gerçekmiş gibi" davranır. Oyuncu bir biçimde mi dedim? Hayır, bu çok daha ciddi bir şey. Düşlerden daha önemli ne vardır ki?
Kendimizden başlayalım: Başımızı yastığa her koyduğumuzda başka bir gerçekliğe adım atarız. Sözcüklere aktarılması neredeyse imkânsız olsa da özgür, dizginsiz, bize her gün yaşadıklarımızdan daha yakın gelen bir gerçekliktir bu." -sayfa 61