Dünyanın en nadide insanlarindan biridir Tuncel Kurtiz.Yaşam enerjisi bitmek bilmeyen, yaratıcı ve yaratıcı olduğu kadar da mücadeleci.Onun bizim çağımızda yaşaması, Friedrich Nietzsche ile aynı çağda yaşamak gibidir.Çünkü Tuncel abi hem bir oyuncu,hem de bir fikir adamıdır. Entelektüel birikiminden yararlanmak,onu daha…devamıDünyanın en nadide insanlarindan biridir Tuncel Kurtiz.Yaşam enerjisi bitmek bilmeyen, yaratıcı ve yaratıcı olduğu kadar da mücadeleci.Onun bizim çağımızda yaşaması, Friedrich Nietzsche ile aynı çağda yaşamak gibidir.Çünkü Tuncel abi hem bir oyuncu,hem de bir fikir adamıdır. Entelektüel birikiminden yararlanmak,onu daha çok dinlemek ve izlemek isterdim,bize sunduğu onurlu hayat filminde seyirci olduğum için ona minnettarım,saygıyla.
Gece Yolculuğu, dışarıdan bakıldığında bir yol filmi gibi görünse de aslında insanın kendi içine yaptığı bir yolculuğu anlatır. Film, yaratıcı tıkanma yaşayan bir senaristin kaçışla başlayan ama yüzleşmeyle biten iç hesaplaşmasını merkeze alır. Yol boyunca görülen sessizlik, ıssızlık ve duraksamalar…devamıGece Yolculuğu, dışarıdan bakıldığında bir yol filmi gibi görünse de aslında insanın kendi içine yaptığı bir yolculuğu anlatır.
Film, yaratıcı tıkanma yaşayan bir senaristin kaçışla başlayan ama yüzleşmeyle biten iç hesaplaşmasını merkeze alır.
Yol boyunca görülen sessizlik, ıssızlık ve duraksamalar karakterin zihnindeki boşlukların yansımasıdır.
Yan yana yol alan iki arkadaş, birlikte olunsa bile derin bir yalnızlığın mümkün olduğunu gösterir.
Film, 1980’ler Türkiye’sinin suskun ve durağan ruh hâlini bireyin iç dünyasına sızdırır.
Cevap vermeyen finaliyle, bazı yolculukların bir yere varmak için değil kaybolmak için yapıldığını söyler.Ömer Kavur'u saygıyla anıyorum.
Abdülhamid yıllarını, o dönemdeki istibdatı, İstanbul’u,Selaniği ve İttihatçıların bitmek bilmeyen toplantılarını, tartışmalarını, heyecanlarını bize çok iyi aktarmış. Kitapta Şeyh Efendi, Mehpare Hanım, Hüseyin Hikmet ve Ragıp Bey gibi ilgiyle takip edeceğimiz pek çok karakter var. Bu karakterlerin içsel yolculukları, inançları…devamıAbdülhamid yıllarını, o dönemdeki istibdatı, İstanbul’u,Selaniği ve İttihatçıların bitmek bilmeyen toplantılarını, tartışmalarını, heyecanlarını bize çok iyi aktarmış. Kitapta Şeyh Efendi, Mehpare Hanım, Hüseyin Hikmet ve Ragıp Bey gibi ilgiyle takip edeceğimiz pek çok karakter var. Bu karakterlerin içsel yolculukları, inançları ve arzuları birleşince, romanı benim gibi dışarıdan takip eden Osman’ın da, benim de heyecanlanmaktan başka bir seçeneğimiz kalmadı.
The Last Czars’ı izledim, resmen büyülendim. Tarih seven biri olarak böyle güzel iş çıkacağını tahmin etmezdim açıkçası. Hem belgesel gibi hem de dizi gibi gerçek olayları dramatik bir şekilde anlatıyorlar.Hikaye çok akıcı.Kesinlikle izlemelisiniz.
Leyla trene biner. Elinde şiirleri, içinde bir geçmiş, karşısında ise belirsiz bir gece. Yıllardır görüşmediği lise arkadaşlarıyla bir yemekte buluşmak üzere yola çıkmıştır ama bu sadece görünen yüzüdür. Asıl yolculuk, kendine doğrudur. Trende bir genç kızla, Canan’la tanışır. Hemşiredir. Başka…devamıLeyla trene biner. Elinde şiirleri, içinde bir geçmiş, karşısında ise belirsiz bir gece. Yıllardır görüşmediği lise arkadaşlarıyla bir yemekte buluşmak üzere yola çıkmıştır ama bu sadece görünen yüzüdür. Asıl yolculuk, kendine doğrudur.
Trende bir genç kızla, Canan’la tanışır. Hemşiredir. Başka bir görev için yoldadır: Felçli bir adamın, Yavuz’un, hayatına son vermesine yardım edecek. Canan bu işi kabul etmiştir ama içinde bir huzursuzluk vardır. Leyla’yla sohbet ettikçe, bu görev sadece bir eylem değil, bir sorgulamaya dönüşür.
Yavuz ise bir zamanların canlı, üretken adamı; şimdi yatağa bağlı, konuşamayan bir gövdeye dönüşmüş. Hayatla bağı kopmuş gibi görünür ama filmin en büyük sorusu burada saklıdır: “Bir insan ne zaman gerçekten ölür?” Bedeni işlevsiz kaldığında mı, ruhu yorulduğunda mı, yoksa kimse onu anlamadığında mı?
Film boyunca şiir, edebiyat, sessizlik, tren camından yansıyan yüzler, gece lambasının altındaki iç çekişler eşlik eder izleyiciye. Hayat büyük laflarla değil, küçük anlarla akıp gider. Ve Leyla, Canan, Yavuz; hepsi bu anların içinde, kendi karanlıklarıyla baş başadır.
Leyla, kelimelerin içinden geçerek Canan’a ve izleyiciye bir yol gösterir. “İşe yarar olmak” sadece bir toplumsal rol değildir burada; varlığın kendisi, başkasına dokunabilmek, anlayabilmek, bir çiçeği görebilmek, bir cümleyi tamamlayabilmektir.
Finalde ne ölüm yüceltilir, ne yaşam kutsanır. Film ne taraf tutar, ne de öğüt verir. Sadece elini usulca omzuna koyar ve der ki:
“Yaşamak zor bir iştir. Ama bazen bir şiir, bir yolculuk ya da bir yabancının sesi… seni yeniden hayatta tutabilir.”
Beyzanın Kadınları (2006), psikolojik gerilim türünde Türk sineması için sıra dışı bir yapım. Kimlik filmiyle benzeşiyor konusu.Kesinlikle öneririm,9/10.
Çünkü Ali kendilerinden farklıydı, daha insancıldı, daha medeniydi. O yüzden onun suskunluğu bile rahatsız etti herkesi. Taşrada farklı olmak genellikle tehlikelidir zaten; hele ki kimseye zarar vermeyen bir sessizliğin varsa, insanlar onu bile tehdit sayar. Karanlık Gece, tam da bunu…devamıÇünkü Ali kendilerinden farklıydı, daha insancıldı, daha medeniydi. O yüzden onun suskunluğu bile rahatsız etti herkesi. Taşrada farklı olmak genellikle tehlikelidir zaten; hele ki kimseye zarar vermeyen bir sessizliğin varsa, insanlar onu bile tehdit sayar. Karanlık Gece, tam da bunu anlatıyor.Ali’nin varlığı bile taşranın durağan dengesini bozuyor. Onun kitaplara sığınması, soru sorması, yüzünü uzaklara çevirmesi. Bunlar, küçük yerde affedilmeyen şeyler. Film bu gerilimi parmak sokar gibi değil, usulca gösteriyor. Kimse kötü değil ama kimse iyi de değil. Herkes bir parça suskun, bir parça seyirci.İshak ise vicdanının sesini, geç de olsa, dinleyen iyi bir insandı. Belki başta sessiz kaldı, belki herkes gibi o da olan bitene göz yumdu, ama sonunda içindeki sesi susturamadı. İşte film de tam bu noktada derinleşiyor, Herkesin sustuğu bir yerde birinin “yeter” demesi, geç bile olsa, hâlâ bir umut olduğunu hissettiriyor.Bu arada Emin Alper başarılı bir yönetmen olduğunu her defasında kanıtlıyor.8/10 iyi seyirler.
Daha sonraları Hatırla sevgili dizisinden de hatırlayacağımız yönetmen Tomris Giritloğlu bu filmiyle de çok iyi bir iş çıkarmış.1999 yapımlı bu film uzun metrajlı olmasına rağmen sürükleyiciliği elden hiç bırakmıyor.Oyunculuklar ve kadro oldukça başarılıydı. Yılmaz Karakoyunlu'ya ait bir kitaptan filme uyarlandığını…devamıDaha sonraları Hatırla sevgili dizisinden de hatırlayacağımız yönetmen Tomris Giritloğlu bu filmiyle de çok iyi bir iş çıkarmış.1999 yapımlı bu film uzun metrajlı olmasına rağmen sürükleyiciliği elden hiç bırakmıyor.Oyunculuklar ve kadro oldukça başarılıydı.
Yılmaz Karakoyunlu'ya ait bir kitaptan filme uyarlandığını daha sonradan ögrendim.En yakın zamanda kitaba da göz atacağım, diğer türlü konunun tarihsel kısmı için daha iyi bir araştırma gerektiğini düşünüyorum.Bu sebeple konusu hakkında yorum yapmayı tercih etmedim fakat filmde geçmiş travmaların insanda bıraktığı etki, vicdan olgusu,toplumsal trajediler ve adaletsizliklerin işlenmesi beni etkiledi. Mubideki restore edilmiş haliyle izlerseniz daha çok keyif alırsınız.8.5/10.