Kitap; "ideal öğretmen" portresini gerçek bir hayat hikâyesine, 1800'lü yıllarda yaşayan Rus Profesör Raçinski'ye dayandırarak çiziyor. Raçinski, kalkınmanın halk kitlelerini aydınlatmakla gerçekleşebileceği fikrinden hareketle profesörlük makamını terk ederek köyüne öğretmen olan idealist bir karakter. Herkes onun delirdiğini düşünürken o binbir…devamıKitap; "ideal öğretmen" portresini gerçek bir hayat hikâyesine, 1800'lü yıllarda yaşayan Rus Profesör Raçinski'ye dayandırarak çiziyor. Raçinski, kalkınmanın halk kitlelerini aydınlatmakla gerçekleşebileceği fikrinden hareketle profesörlük makamını terk ederek köyüne öğretmen olan idealist bir karakter. Herkes onun delirdiğini düşünürken o binbir zorlukla köyünde nice mücevherler keşfedip yetiştiriyor. İnanması güç, ilham verici bir hikâye. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Yüz milyonluk bir halk topluluğunun çoğunluğunun kaba, tembel, sarhoş, cahil, zalim ve ahlaken düşkün olduğu doğrudur, maalesef hayvan gibi yaşamaktadırlar. Fakat, eğitim görmemiş, aydınlatılmamış ve yetiştirilmemiş olan milyonlarca insanı, bundan sorumlu tutmak doğru mudur? Hiç şüphesiz bu bir millet için en büyük felâkettir. Fakat bu felâketin gerçek sebebi ve sorumlusu yine bizleriz.
🌟 At yarışlarını bilirsiniz... Bir yarışı kazanabilmek için iyi bir binicinin seçilmesi çok önemlidir. Ünlü biniciler yıllarca çalışarak, bindikleri atı idare etmenin inceliklerini öğrenirler. Siz de kendi kendinizi idare etmenin metotlarını öğrenin. Kalbinizin, duygularınızın, arzularınızın ve iradenizin dizginlerini sakın ama sakın elden bırakmayın.
🌟 Raçinski bu köylü çocuklarını seyrettikçe: "İşte canlı elmaslar, kıymetli mücevherler!" diye onlarla iftihar ederdi.
"Bu elmaslar, buraya üzerleri çamurla pislenmiş olarak geliyorlar. İçlerindeki cevheri ortaya çıkarmak için, üstlerindeki çamur tabakasını temizlemek gerekiyor. Bu çocukların her birinde başka bir cevher bulunuyor."
İsveç'le Rusya arasında sıkışıp kalmış, 1800'lü yılların perişan Finlandiya'sının ayağa kalkış öyküsü... Bir ülke nasıl ayağa kalkar? Kitap bu soruya çok basit bir cevap veriyor: Milletçe silkinip topyekûn çalışarak. Tabii öncelikle buna engel olan, milletin enerjisini emen hastalıklardan kurtulmak gerekiyor.…devamıİsveç'le Rusya arasında sıkışıp kalmış, 1800'lü yılların perişan Finlandiya'sının ayağa kalkış öyküsü... Bir ülke nasıl ayağa kalkar? Kitap bu soruya çok basit bir cevap veriyor: Milletçe silkinip topyekûn çalışarak. Tabii öncelikle buna engel olan, milletin enerjisini emen hastalıklardan kurtulmak gerekiyor. Okumak, aydınlanmak, farkındalık sahibi olmak gerekiyor. Bu noktada halk tabakaları kadar onu harekete geçirecek olan aydın kesime de büyük görevler düşüyor. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Kentlilerin kokuşmuş evlerde yaşadıkları hayat, vücudu yıpratır, kasları güçsüzleştirir, kanda zehirlenmelere neden olur ve insanları miskinleştirir. Buna bir de yıllar süren ve araştırmaya dayalı olmayıp skolastik yöntemlerin uygulandığı eğitim dönemini ekleyiniz. Bu süre zarfında, çocuklarımızın kafası tarihler, şahıs isimleri, ölçü birimleri, prensipler ve cansız yasalar mezarlığına dönüşür.
🌟 Aydın olmak demek, modaya uygun elbise, şapka giymek ve kolalı gömlek giyinmek demek değildir. Aydın kesim, halkın beyni konumundadır. Halkımız sizi iyi bir eğitim aldıktan sonra yüksek bir gelir elde edesiniz, geceleri eğlenesiniz diye sizi o konuma getirmemiştir. Böyle olanlar gerçek aydın olamazlar. Onlar yozlaşmışlardır.
🌟 Çocuklar aldatılmayı çabuk fark ederler. Önce hayret ederler. Anne babalarının kendilerine kötü ve günah diye gösterdikleri şeyleri nasıl olup da bizzat kendilerinin işlediklerini anlayamazlar. Sonuçta kendilerinde şu kanaat oluşur:
“Anne-babalar böyle söyler, başka türlü davranırlar!” Bu nedenle anne-babanın sözlerine karşı çocukların güveni kalmaz. “Şunu yapın, bunu yapmayın.” türünden nasihatlere artık aldırış etmemeye başlarlar.
Yıllar yıllar önce, çocukluğumda, evimize kimden nasıl gelmişti bilemiyorum. Bir CD: Nurundandır Bütün Nurlar... Çocuk heyecanıyla bilgisayara takmış ve hayran hayran dinlemiştim günlerce. Geçenlerde aklıma düştü, aradım taradım ve öteberi içinde bir yerde buldum da ne kadar sevindim. Kaybolan çocukluğumu…devamıYıllar yıllar önce, çocukluğumda, evimize kimden nasıl gelmişti bilemiyorum. Bir CD: Nurundandır Bütün Nurlar... Çocuk heyecanıyla bilgisayara takmış ve hayran hayran dinlemiştim günlerce. Geçenlerde aklıma düştü, aradım taradım ve öteberi içinde bir yerde buldum da ne kadar sevindim. Kaybolan çocukluğumu da bulmuş gibi mi hissettim acaba, kim bilir?..
Şimdi kitabını buldum okudum. Kitap; 40 hadis-i şerif üzerinden yazılmış, birçoğunu artık mumla arar olduğumuz 40 erdeme dair 40 denemeden oluşuyor. Şiir tadında, hülyalı bir atmosferde okuyup bitiriveriyorsunuz. CD'de bu denemeleri güzel sesli beyefendiler, hanımefendiler öyle güzel seslendiriyor ki dinlemeye doyum olmuyor. MP3 formatında telefona aktardım, arada nostalji yapar dinlerim artık. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Size de öyle gelmiyor mu; bunalmıyor musunuz hadiselerin tıklım tıklım arsızlığından? Şimdi zamanın nefesi daralıyor üzerimize serpilen kasvetten; soluk almakta zorlanıyor gibi insaniyetimiz.
🌟 Gelin, tarihin doğrularına nisbet doğruluğa tarih düşelim! Doğru milatlar başlasın. Doğruluktan üç sene evveldi diye başlasın acıklı öykülerimiz; doğruluğun onuncu yılında yapalım düğünlerimizi. Gelin doğru hayatlar yaşayalım. Yarın utanmamak için.
🌟 Şimdi rüyalarımız var, tabirlerini bilemediğimiz; bıçak sırtı kadar keskin, kıl köprüler kadar ince. Ateş denizlerinde mumdan gemilerle gezinmedeyiz artık, ve rehin bırakılmada soysuz gerçeklere kutlu düşler.
Hani bir kitap okursun ya ve hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmaz. İşte o kitapla karşınızdayım. Bugüne kadar karınca kararınca tasavvuf hakkında okudum, araştırdım. Ama tasavvufun tabiri caizse hiç bu kadar cuk diye oturan bir anlatımına rastlamadım. Bu kitabı…devamıHani bir kitap okursun ya ve hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmaz. İşte o kitapla karşınızdayım.
Bugüne kadar karınca kararınca tasavvuf hakkında okudum, araştırdım. Ama tasavvufun tabiri caizse hiç bu kadar cuk diye oturan bir anlatımına rastlamadım. Bu kitabı okuduktan sonra birçok meselenin ötelerde değil, bizzat halihazırda çözüldüğünü görecek ve hayretler içinde kalacaksınız. Hakikatle yüz yüze gelecek ve kaçamayacaksınız.
Fakat bir ön şart var: Sonuna kadar sabredeceksiniz. 600 küsür sayfalık hacimli bir kitap. Tefekkür şeması adı verilen çizimler işinizi kolaylaştıracak. Yazarın 28 tane sohbetinden oluşuyor kitap. Bazı konular çok defa tekrar ediyor gibi gelecek. Bunun, konunun pekişmesine binaen öyle olduğunu okudukça anlayacaksınız. Çünkü "okudum, geldi geçti" diyebileceğiniz bir kitap değil. Dedim ya biiznillah hayatınız değişecek...
İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Hakikat Yolcusu Talip için, bu yolun ilmini üç basamakta incelemek mümkündür. Bu basamaklar; 1. “Tanrı” İlmi, 2. “B” İlmi, 3. “EhadüsSamed” İlmi diye isimlendirilebilir. Tanrı İlmi öğretisinin talipte, geri dönüşsüz özellikte bir hayat tarzı hali-ne gelmesi, diğer basamakların anlaşılabilmesi ve yaşanabilmesi için olmazsa olmaz bir şarttır. “Vehmin Zulmeti şartlarında Nefsin Şerri program” gereği “Sözde Tanrılık İddiası” ile dünyadaki yaşantısına başlayan insan, hakikate talip ise, Tanrı İlmi onun en öncelikli meselesidir.
🌟 “Ben Varım” demek kendine kimlik vermektir. “Ben varım” diyerek kendine bir kimlik veriyor. Sonra da “Ben Allah’tan müstakil bir varlığım. Müstakil düşüncem, müstakil iradem var, kararlarımı kendim veririm” diyor. İnanıyorsa “Allah var, ben de varım” diyor, inanmıyorsa “Varım” diyor. Böylece ikisi de MÜSTAKİL BİR KİMLİK oluşturuyor. İşte bütün mesele budur; “Ben de varım” demek, Allah’tan ayrı bir varlık, bir kimlik oluşturmak!
🌟 Kendisini tanrı edinenlerin, kendisini tanrı ilan edenlerin yeridir CEHENNEM. Efendimiz böyle diyor. “Ben kendimi tanrı ilan etmiyorum, ben tanrıyım da demiyorum” derseniz yanılırsınız. Kendini tanrı ilan etmek; “Allah dışında, Allah’tan başka ben de varım” demektir, “Ben de düşünebiliyorum, ben de karar verebiliyorum, benim de gücüm var” demektir.
Balkan göçmeni bir adamın oğlunun ve torununun hikâyesi. Oradan oraya sürüklenen hayatlar, yarım kalmışlıklar, buruk duygular... İyi okumalar... 📌 Birkaç Alıntı 🌟 Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar,…devamıBalkan göçmeni bir adamın oğlunun ve torununun hikâyesi. Oradan oraya sürüklenen hayatlar, yarım kalmışlıklar, buruk duygular...
İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur.
🌟 Kalbin umutla dolsun
Dilerim yüzün gülsün
O mavi kolye bende
Ebedi hatıra kalsın
🌟 - Beni düşünme. Benim ömrüm böyle geçti. Nereye gideceksin?
- Bilmiyorum.
- İyi... Bilmemek en iyisi.
İlk kitapta tevekkül ve tefekkür odaklı bir anlatım varken bu kitapta niyet odaklı bir anlatım var. Yazar, anlatımını yine bilindik kıssalarla pekiştirmeye çalışmış. Bu kitapların asıl gücünün etkileyici adında ve yazarın okurla kurduğu sıcak diyalogda olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar... 📌…devamıİlk kitapta tevekkül ve tefekkür odaklı bir anlatım varken bu kitapta niyet odaklı bir anlatım var. Yazar, anlatımını yine bilindik kıssalarla pekiştirmeye çalışmış. Bu kitapların asıl gücünün etkileyici adında ve yazarın okurla kurduğu sıcak diyalogda olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Vakit dolmadan Allah’ın yazdığı, uygun gördüğü tecelli etmez. Sen bu vakte sabır göster ki arada geçen zaman ibadete dönsün.
🌟 Kul, işine göre değil Rabb’ine göre hareket ederse, Allah da onun mükâfatını dostluğu olarak verir.
🌟 Sık sık ölümü hatırla, ölümü hatırlamak kalbi yumuşatır. Her şeyin yok olacağını bil ve kalbine yoklukta karar kılacağını bildir. Ona dünya facialarını ve musibetlerini tek tek göster. Zamanın şiddetini ve kükreyişini, gece ve gündüzlerin aleyhine çevrildiğini düşün, hatırla ve hatırlat.
Tasavvuf ve psikolojiyi harmanlayan bir kitap. Yazar, anlatımını neredeyse herkesçe bilinen hikâyelerle destekleyerek özetle sorunlarımızı tefekkür ve tevekkülle aşabileceğimizi öğütlüyor. İyi okumalar... 📌 Birkaç Alıntı 🌟 Zihnin seni bir tartışma anında devamlı dışarıya odaklı tutmasındaki amaç, seni kendi kaynağından uzaklaştırmaktır.…devamıTasavvuf ve psikolojiyi harmanlayan bir kitap. Yazar, anlatımını neredeyse herkesçe bilinen hikâyelerle destekleyerek özetle sorunlarımızı tefekkür ve tevekkülle aşabileceğimizi öğütlüyor. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Zihnin seni bir tartışma anında devamlı dışarıya odaklı tutmasındaki amaç, seni kendi kaynağından uzaklaştırmaktır. Çünkü sen dışarıyı suçlamayı bırakarak bir kez içine dönersen, kaynağından yükseleni bulursan artık zihnin tüm hilesi son bulur, ego bir anda buhar olur.
🌟 Tüm düzen senin adına vardır, senin ne kadar değerli olduğunu bilirler. Sen hâlâ kendini değersiz mi hissediyorsun? Halen zihnin (nefsin) bu nifak tohumlarını ekmesine mi kanıyorsun? Allah değersiz bir şey yaratır mı hiç? Allah lüzumsuz bir şeyle uğraşır mı? Allah seni değerli görüp yaratmışken sen kendini nasıl değersiz görebilirsin?
🌟 Sorunlar yaşıyorsun, çünkü Allah’la uyumlu değilsin! Senin tüm sorunun, O’nun “ol” diyerek karşına çıkardığı olaylara tepki vermenden, onları reddetmenden kaynaklanmaktadır. Sen farkında olmadan önce Rabb’ini sonra da yaşamı kabul etmiyorsun, bunu bir savaşa çevirdin ve hayat senin için kâbus olmaya başladı.
Kitap, ilkokula giden bir kız çocuğunun günlükleri şeklinde kaleme alınmış. Bir taşınma ve babadan nedeni bilinmeyen bir ayrılış... Bu sevimli kız çocuğunun sıcacık hikâyesi gerçekten sizi sarıyor. Bununla beraber kitabın sonlarına doğru boşanmayı normalleştiren ve evliliği kötüleyen iki cümle beni…devamıKitap, ilkokula giden bir kız çocuğunun günlükleri şeklinde kaleme alınmış. Bir taşınma ve babadan nedeni bilinmeyen bir ayrılış... Bu sevimli kız çocuğunun sıcacık hikâyesi gerçekten sizi sarıyor. Bununla beraber kitabın sonlarına doğru boşanmayı normalleştiren ve evliliği kötüleyen iki cümle beni düşündürmedi değil. Sayın yazar da iyi bilir ki boşanmaların çoğu, çocuk için bir faciadan başka bir şey değildir ve evlilik de toplumun temelidir. Neyse ki finalde anne ve babanın tekrar birleşeceğine dair bir sinyal vardı. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Öğretmen, babalarımızın alacağı defterlerden söz etti. Ne zaman derste baba sözcüğü geçse, Serkan'a bakardım. Serkan'ın babası yok çünkü. Bu kez yere düşürdüğüm kalemime baktım.
🌟 Cebimdeki yapraklardan birini Engin Amca'ya uzattım. "Bunu babama ver," dedim. "Verirken de onu çok sevdiğimi söyle." Eve gidince sonbahar yapraklarıyla babamın resmini süsledim. Sen o yaprağı ne yaptın, baba?
🌟 "Babanın olmaması çok mu kötü bir şey?" diye sordum. Ne de olsa bu konuda benden deneyimliydi. "Değil..." dedi. Doğrusu ya, bu yanıtı hiç beklemiyordum. "Yüzünü unutmazsan hiç de kötü bir şey değil. Ben babamın yüzünü hep anımsamaya çalışırım. Aklıma çizdim artık. Kolay kolay unutmam. Günün birinde babanın yüzünü anımsayamazsan, onu kesinlikle kaybetmişsin demektir."
Kimi zaman yazarın da kurguya dahil olduğu bir öykü kitabı. Kitabı, biri; padişah, şehzade, hattat, kalfa, nakkaş gibi karakterlerin olduğu ve diğeri şair Nigar Hanım'a hitap eden iki ana bölüme ayırabiliriz. Özellikle ilk bölümde yazar masalsı bir Osmanlı atmosferi içerisinde…devamıKimi zaman yazarın da kurguya dahil olduğu bir öykü kitabı. Kitabı, biri; padişah, şehzade, hattat, kalfa, nakkaş gibi karakterlerin olduğu ve diğeri şair Nigar Hanım'a hitap eden iki ana bölüme ayırabiliriz. Özellikle ilk bölümde yazar masalsı bir Osmanlı atmosferi içerisinde aşka, var oluşa dair derin mesajlar veriyor. Açıkçası ikinci bölüm yerine birinci bölüm devam etse nasıl olurdu diye düşünmedim değil. Çünkü gerçekten kayboluyorsunuz o dünyda. İyi okumalar...
📌 Birkaç Alıntı
🌟 Padişah, hattatın mor gölgelerle silikleşen yüzüne bakıyor ve beni sen bilemezsin, diyordu. Hattat ise inandırıcı olmasına çalıştığı bir sesle, göster kendini bana Hünkârım, diye yalvarıyordu. Onu taşıyacak kabiliyet bende var. Göster, okut defterlerini bana.
🌟 Ne kadar isterdim bir akşamüzeri bir müjdeci sesin kapımı çalmasını ve kocaman kuyruğundan ışıltılar saçarak gerçeği odama bırakmasını. Bunca emanetini, bunca yangının gömleği ile sırtlandığım halde, bütün gölgelerini olmayan gözlerimle buğular, sisler ardından gördüğümü vehmettiğim halde, o asıl ülkeye hiç ulaşamadım. Ben yaklaştıkça, o ödünç ve büyülü bir tüy bırakarak arkasında, eskisinden daha fazla uzaklaştı. Çünkü bende sadece onu uzaklaştırmak için kabiliyet vardı. Çünkü ben sürekli dağılıyor ve parçalanıyordum. Bir türlü birleşecek ve görecek kabiliyetim olmuyordu.
🌟 Garip bir dinginlik içinde yüzüyordu ve bundan dolayı huzur duyuyordu. Kendisini o kadar hırpaladığı aylar boyunca acının bile dinginlik içinde çekileninin daha katlanılır olduğunu unuttuğunu anladı. Bütün bu yaşadıklarını düşününce, kendisine acıyarak gözleri doldu.