📌 Alıntı: "Resimler ve çizimler gerçekleri fotoğraflardan daha güzel anlatır. Bir tablo sadece bir şeyin gerçekte nasıl olduğunu göstermez, aynı zamanda tabloyu yapanın ne düşünüp ne hissettiğini de yansıtır. Bu çok daha etkileyicidir." s.87
Bir yıldır Ahmet Nazif Bey evli olan Selma Hanım, kocası ile birlikte İstanbul'dan Ankara'ya taşınır. O dönemde milli mücadelenin kalbi haline gelen Ankara'da yaşamaya başlayan Selma Hanım, bu hareketli ve bir o kadar da yabancı şehirde kendi yerini bulmaya ve…devamıBir yıldır Ahmet Nazif Bey evli olan Selma Hanım, kocası ile birlikte İstanbul'dan Ankara'ya taşınır. O dönemde milli mücadelenin kalbi haline gelen Ankara'da yaşamaya başlayan Selma Hanım, bu hareketli ve bir o kadar da yabancı şehirde kendi yerini bulmaya ve çevresine uyum sağlamaya çalışır. Ankara, Kurtuluş Savaşı öncesi, sırası ve sonrasında çeşitli evrelerden geçerek değişirken Selma Hanım'ın hayatında da değişiklikler meydana gelir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu romanında milli mücadele dönemi ve sonrasının bir panoramasını çiziyor. 3 ana kısımdan oluşan roman boyunca doğu - batı çatışması ve yalnış batılılaşma konuları karakterler üzerinden ayrıntılı bir şekilde tartışılıyor.
Örneğin romandaki Selma Hanım ve yazar Neşet Sabit Bey karakterleri, düşünce yapısı bakımından yazarı temsil ediyor. Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu karakterler aracılığıyla dönemin hızla değişen toplumsal yaşantısına dair eleştiri ve gözlemlerini dile getiriyor. Eleştirel ve duygu yüklü kalemiyle okurlarına milli bir bilinç aşılamaya hedeflediği çok açık.
Arapça ve Fransızca gibi yabancı dillerden dilimize geçmiş pek çok kelimeyi kullanan yazar, bazı kelimelerin anlamlarını köşeli parantezler ile açıklamış olsa da okurken anlamını bilmediğim eski Türkçe'ye ait pek çok kelimeye rastladım. Bu yüzden yazarın üslubu bana epey ağır geldi. Diğer yandan kitabın bölümlerinin fazla uzun olmaması merakımı perçinleyip okumaya devam etmemi kolaylaştırdı.
📌 Alıntılar: "Kocasının vurdumduymazlığına, tuhaf bir biçimde bu duygudan yoksun yaratılmış erkeklerin o büyüleyici rahatlığına gıpta etmiyor değildi doğrusu. Erkekler evlerinin kapısından küstah bir boşvermişlikle çıkıyor, işe giderken yanlarına sadece dosyalarını alıyorlardı. O ise tıpkı ağır kabuğunu sırtında taşıyan bir…devamı📌 Alıntılar:
"Kocasının vurdumduymazlığına,
tuhaf bir biçimde bu duygudan yoksun yaratılmış erkeklerin o büyüleyici rahatlığına gıpta etmiyor değildi doğrusu. Erkekler evlerinin kapısından küstah bir boşvermişlikle çıkıyor, işe giderken yanlarına sadece dosyalarını alıyorlardı. O ise tıpkı ağır kabuğunu sırtında taşıyan bir kaplumbağa gibi suçluluğunun yükünü gittiği her yere sürüklüyordu.
İlk başlarda bu duyguyla savaşmaya, onu dışlamaya, inkâr etmeye çalışmış; ancak başaramamıştı. Ve nihayet hayatında ona bir yer açmak zorunda kalmıştı. Suçluluk duygusu davet etmediği hâlde gittiği her yere peşinden gelen eski bir yoldaş gibiydi. Bir tarlanın ortasına dikilmiş reklam levhası, bir yüzün ortasında çıkmış siğil gibi çirkin ve gereksizdi, ancak vardı. Oradaydı. Kabul etmekten başka çaresi yoktu."
Sarah Cohen - s.33
"Amazon: Yunancadaki mazos (meme) kelimesinden türemiştir. Önündeki a harfi 'yoksun' anlamına gelmektedir. Antik Çağ'da yaşayan bu kadınlar, ok kullanımını kolaylaştırmak amacıyla sağ memelerini kesiyorlardı.
Hem korku hem de saygı duyulan savaşçı bir halk olan Amazon kadınları, üremek için diğer halkların erkekleriyle çiftleşiyor ancak doğan çocukları tek başına büyütüyorlardı. Ev işlerinde erkekleri kullanıyor, katıldıkları savaşların neredeyse tümünden galip çıkıyorlardı..." s.160
Rizzoli & Isles serisinin en sevdiğim karakterlerinden biri olan Angela Rizzoli'nin bakış açısıyla yazılmış bölümleri okumak benim için ayrı bir keyifti. Henüz Tess Gerritsen'in kalemiyle tanışmamış bütün okurlara ve özellikle polisiye - gerilim türünde kitaplar okumayı sevenlere bu seriye bir…devamıRizzoli & Isles serisinin en sevdiğim karakterlerinden biri olan Angela Rizzoli'nin bakış açısıyla yazılmış bölümleri okumak benim için ayrı bir keyifti. Henüz Tess Gerritsen'in kalemiyle tanışmamış bütün okurlara ve özellikle polisiye - gerilim türünde kitaplar okumayı sevenlere bu seriye bir göz atmalarını tavsiye ederim.
📌Alıntılar:
"Ama kimse olgun kadınların ne diyeceğini umursamadığından fikrim, yaşımdaki her kadının daima, haklı olduğunuzda bile başına geldiği gibi, göz ardı edildi."
s.142
Angela konuklarına yorgun ama mutlu bir tebessümle baktı. "Ah, ah nasıl özlemişim" dedi.
"Neyi, anne?" dedi Jane. "Bütün gün mutfakta köle gibi çalışmayı mı?"
"Ailemle birlikte olmayı"
Gerçek bir aile olmasalar da diye düşündü Maura, bu akşam öyleymiş gibiydiler. Yıllardan beri tanıdığı, kusurlarını ve kimi talihsiz tercihlerini bilen ama buna rağmen kendisini kabullenen insanlara baktı. Önem taşıyan her husus açısından bu insanlar, ailesiydi.
s.109
"Utanmazlık sinsilikten daha az kuşku uyandırır." s.171
Teknolojik gelişmelerin insan ve robotlar arasındaki sınırı daha da belirsizleştirdiği ürkütücü bir yakın gelecekte geçen fütüristik bir aksiyon ve bilim kurgu filmi olan Ghost in the Shell animesinin devam filmi. Kıdemli ajan cyborg Batou, yeni ortağı Togusa ile birlikte şehirde…devamıTeknolojik gelişmelerin insan ve robotlar arasındaki sınırı daha da belirsizleştirdiği ürkütücü bir yakın gelecekte geçen fütüristik bir aksiyon ve bilim kurgu filmi olan Ghost in the Shell animesinin devam filmi.
Kıdemli ajan cyborg Batou, yeni ortağı Togusa ile birlikte şehirde intihar eden evcil giyonid vakalarının araştırmaya başlar. Yürütülen soruşturma derinleştikçe, bu kördüğümü çözmeye çalışan karakterleri de zaman zaman varoluşsal sorgulamalara sürükleyen bambaşka bir boyut kazanır.
Teknolojik gelişimin etik olamayan sonuçlarına ve insanları nasıl da istismara açık hale getirebileceği gerçeğine parmak basan, soğuk duş etkisi yaratabilecek bir film serisi.
Film boyunca tüm o aksiyonun ve gizemin içinde izlerken sizi düşündürebilecek pek çok sahne ve diyalog var. Özellikle son sahne film boyunca anlatılmak istenenlerin çarpıcı bir özetiydi sanki. Serinin her iki filmi de izlemeye - ve belki de daha iyi anlamak için tekrar izlemeye - değer. Tavsiye ederim...
📌 Alıntı:
"İki tür sadakat vardır. Birincisi sır tutmak, ikincisi sır saklamamak."
Oyama Yayınevi'nin editörü arkadaşı Osamu Dazai'ye Tsugaru şehri hakkında bir "gezi rehberi" yazması için teklif götürür. Uzun zamandır beklettiği bu teklifi sonunda kabul eden Dazai, memleketi olan Tsugaru'ya seyahat eder ve memleketinin ilçelerini gezmeye başlar. Dazai, sıradışı bir yazım tarzı…devamıOyama Yayınevi'nin editörü arkadaşı Osamu Dazai'ye Tsugaru şehri hakkında bir "gezi rehberi" yazması için teklif götürür. Uzun zamandır beklettiği bu teklifi sonunda kabul eden Dazai, memleketi olan Tsugaru'ya seyahat eder ve memleketinin ilçelerini gezmeye başlar.
Dazai, sıradışı bir yazım tarzı benimseyerek hem şehri anlatan bir gezi rehberi hem de yolculuk boyunca edindiği izlenimleri - ve bu izlenimlerin belleğinin derinliklerinden çekip çıkardığı geçmişine dair pek çok sahneyi - anlattığı bir anı kitabı yazar.
Dazai, bir köklerine dönüş yolculuğu gibi başlayan bu seyahatinin sonuna doğru yaklaşırken kendi aile bağlarına dair kafasını kurcalayan bir konuyu da teyit etme fırsatı yakalar.
James Westerhoven'in önsözü sayesinde eserin özünü daha iyi kavrayabildim sanırım. Tsugaru haritasının da Dazai'nin yolculuğunun kafamda somtlaştırabilmeme faydası oldu. Osamu Dazai'nin - asıl adı Şuji Tsuşima - düşünce ve ruh dünyasını daha yakından tanımama vesile olan bir kitaptı. Merak eden okurları, kitabın sonunda satırların arasına saklanmış film tadında bir kavuşma ve veda sahnesi bekliyor. Tavsiye ederim.
📌 Alıntılar:
Birkaç sene önce bir dergi "memleketim hakkında bir iki kelime" yazmamı istemişti, ben de onlara şunu verdim:
Seni seviyorum, senden nefret ediyorum.
s.39
Düşünüyorim da insanın memleketinin esas mizacını yansıtmaya çalışması en yakın akrabasını anlatması gibi bir şey, yani imkânsız - insan övsün mü yersin mi bilmiyor."
s.41
"Yetişkinler yalnızdırlar. Birbirimizi sevsek bile herkesin yanında bunu belli etmemeye çalışırız. Bu kadar temkin neden? Cevabı basit: Çünkü insanlar sık sık ihanete uğrar ve herkesin arasında rezil olur. Gençlerin yetişkinliğe geçerken ilk öğrendikleri, kimseye güvenmemeleri gerektiğidir. Yetişkinler ihanete uğramış ergenlerdir."
s.49
"Yüreklerimizin derinliklerinde hâlâ küçük çocuklardık."
s.49
"Hakikat insanın inandığı şeylerdir ama hakikat insanın bir şeylere inanmasını sağlayamaz."
s.55
"Misafirler gittikten sonra N. ile ben salondan oturma odasına geçtik atofuki, hafifleme işine koyulduk. Tsugaru'da bu terim, çok sayıda insanın bir arada toplanmasını gerektiren neşeli ya da üzüntülü bir olayın ardından yapılan şey için kullanılır. Bütün misafirler gittikten sonra birkaç yakın arkadaş ve akraba evi toparlar, sonra da yorgunluk atmak için küçük bir eğlenti yaparlar. Belki atofuki, "şerefine içmek" anlamına gelen atohiki kelimesinin bizim lehçedeki söylenişidir."
s.56
Yönetmen önünüze bir kutu yapboz bırakıyor ve siz de 3 farklı zaman çizgisi arasında gidip gelerek karakterlerin içine düştüğü bu karmaşayı çözmeye çalışıyorsunuz. Bir romantik komedi gibi başlayan film ilerledikçe yer yer hüzünün gölgesinin karakterleri kovaladığına şahit olsak da aslında…devamıYönetmen önünüze bir kutu yapboz bırakıyor ve siz de 3 farklı zaman çizgisi arasında gidip gelerek karakterlerin içine düştüğü bu karmaşayı çözmeye çalışıyorsunuz. Bir romantik komedi gibi başlayan film ilerledikçe yer yer hüzünün gölgesinin karakterleri kovaladığına şahit olsak da aslında sonuna kadar neşesinden ve akıcılığından hiçbir şey kaybetmeyen bir yapım. Bazı ikonik sahneler ve replikler uzun zaman aklımdan çıkmayacak gibi görünüyor.
Film, farklılıkları dolayısıyla toplum tarafından etiketlenen ve tabiri caizse "bi kenara itilen" bireylerin tesadüflerle birbirine bağlanan sıradışı hikâyesini anlatıyor. Olay örgüsü boyunca aralara serpiştirilen pek çok mesaj vardı. Aslında bu film için daha pek çok şey yazmak istiyorum ama şunu da biliyorum ki bir filmin özünü tam olarak yansıtmak/yakalamak istiyorsanız yapmanız gereken asıl şey onu izlemektir.
Bu yorumu yazarken ilk satırdan beri kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir noktaya doğru ilerlediğimi hissetim. Gerçekten takdir ettiğiniz bir şey hakkında bir şey yazabilmek bazen bir diş macunu tüpünü bittiğini bildiğiniz halde ısrarla kurcalamaya benziyor. Sözü daha fazla uzatmadan roman tadındaki bu güzel filmi izlemenizi tavsiye ediyor ve gidiyorum.
Zaman ayırıp yazdıklarımı okuyan herkese teşekkür ederim... :)
Kitabın içinde kimisi tadı damakta kaldı diyebileceğim kadar kısa, kimisi de bir şölen misali uzun mu uzun toplamda 14 hikâye var. Kitabın sonunda da çevirmen Oğuz Baykara'nın yazar ile ilgili hazırladığı kapsamlı bir biyografi ve devamında da öykülerinin incelendiği bir…devamıKitabın içinde kimisi tadı damakta kaldı diyebileceğim kadar kısa, kimisi de bir şölen misali uzun mu uzun toplamda 14 hikâye var. Kitabın sonunda da çevirmen Oğuz Baykara'nın yazar ile ilgili hazırladığı kapsamlı bir biyografi ve devamında da öykülerinin incelendiği bir kısım var ki yazara dair bilmediğim pek çok detayı bu bölümde öğrenmiş oldum. Yazarın hayatına dair bazı ipuçlarını otobiyografik nitelikteki öykülerinde de görmek mümkün.
"Cehennem Tablosu" isimli hikâye kurgu ve betimlemeleri ile beni en çok şaşırtan, aklıma kazınan hikâyelerden biri oldu. Japon edebiyatından eserleri okumayı seviyorsanız bu kitaba da bi göz atın derim.
📌Kitabın içindeki hikâyeler:
Raşōmon
Burun
Mendil
Örümcek İpi
Cehennem Tablosu
Mandalinalar (otobiyografik nitelikte)
Çinli İsa
Toşişun
Sonbahar
Balo
Çalılıklar Arasında
Vagon
Çarklar (otobiyografik nitelikte)
Serap (otobiyografik nitelikte)
📌 Alıntılar:
- Bu sıralarda kendini nasıl hissediyorsun?
- Her zamanki gibi... Yani bütün sinirlerim ayakta...
- Bu hastalık ilaçla geçmez canım; imanla geçer.
- Neden İsa'ya iman etmiyorsun?
- Benim gibi bir insan bunu bir başarabilse neden olmasın!..
- Bunun zor bir tarafı yok ki... Sadece, Tanrı'ya, oğlu İsa'ya ve İsa'nın mucizelerine inanacaksın o kadar...
- İstesem Şeytan'a bile inanabilirim ama...
- O halde?... Neden Tanrı'ya da inanmıyorsun? Gölgeye inanan insanın ışığa da inanması gerekmez mi?
- Fakat ışıksız karanlıklar da var...
Susmaktan başka çarem yoktu. Çünkü yaşlı dostum da benim gibi karanlıklarda yürüyordu. Ancak, karanlığın içinde aydınlığın da bulunduğuna inanıyordu... Aramızdaki tek fark buydu. Ama bu fark ikimizin de aşamayacağı kadar büyük bir uçurumdu...
s.193
Akutagava her şeyden önce mükemmeliyetçidir. Bunun nedenini yazılarından birinde açıklar: "Sanatın vatanında mükemmel olmayan hiçbir şeye yer yoktur. Bir sanat eseri ancak mükemmel olduğu zaman ölümsüz olur."
s.217
"Akutagava'nın altmışın üzerindeki öyküsünün konusunu Koncaku Monogatari ve Ucişui Monogatari gibi eski Japon klasiklerinden ya da Çin, Hint kaynaklarından aldığı bir gerçektir. Etkilendiği en önemli Batılı kaynak
ise İncil'dir.
Ayrıca, Caxton, Swift, Defoe, Goethe, Poe, Browning, Butler, Gogol, Dostoyevski, Flaubert, Régnier, Mérimée, Loti, Strindberg ve France gibi yazarlardan esinlendiğini de söyleyebiliriz."
s.218
Akutagava bir zamanlar şöyle yazmıştı:
"Eğer bir yazar ölümünden sonra geriye, hâlâ okunabilen on kitap bıraktıysa o büyük bir ustadır. Beş kitap bıraktıysa o ünlü bir yazardır. Şayet üç kitap bıraktıysa o yine de yazar olarak anılmaya hak kazanmıştır."
s.224
Bungou Stray Dogs animesini izlerken tanıştığım yazarlardan biri olan Kenji Miyazava'nın 12 farklı hikâyesine yer verilen bir masal kitabı. Yazar, çocuklara anlattığı masalların içine bolca tekerleme ve çocuk şiirleri de serpiştirmiş. Kitabın sonunda da yazarın "Yenilmeyen Bir Yağmura" isimli bir…devamıBungou Stray Dogs animesini izlerken tanıştığım yazarlardan biri olan Kenji Miyazava'nın 12 farklı hikâyesine yer verilen bir masal kitabı. Yazar, çocuklara anlattığı masalların içine bolca tekerleme ve çocuk şiirleri de serpiştirmiş. Kitabın sonunda da yazarın "Yenilmeyen Bir Yağmura" isimli bir şiirine yer verilmiş.
"Karda Yürüyüş" öyküsünde masallardaki kurnaz tilki tiplemesi klişesini reddedip küçük okurlarını kalıpların dışında düşünmeye davet ederek şaşırtması hoşuma gitti.
"Bol İstek Lokantası" isimli öyküsü ise karanlık ve ürkütücü bir tarzda yazılmış olmasına rağmen oldukça ilginçti. Muzip yetişkinlerin, çocuklara onları birazcık korkutmak için anlattığı hikâyelere benziyordu.
"Çoban Yıldızı, Kedilerin Ofisi ve İyi Kalpli Volkan Kayası" öyküleri de verdiği mesajlar açısından dikkate değerdi.
Kitabın arka kapağı için hazırlanan az ama öz yazar biyografisi de benim için çok aydınlatıcı oldu.
📌 Kitabın içindeki öyküler:
Baraumi Tilki Okulu
Maymun İskemlesi
Bol İstek Lokantası
Palamutlar ve Yaban Kedisi
Sarı Domatesler
Geyik Dansının Başlangıcı
Çoban Yıldızı
Meşe Korusunda Gece
Mehtaplı Gecede Telgraf Direkleri
Karda Yürüyüş
Kedilerin Ofisi
İyi Kalpli Volkan Kayası
Yenilmeyen Yağmura (şiir)
📌Alıntılar:
"En etkili yalan doğruyu söylemektir."
s.20
Paranthropus Erectus Yeni Gine'de bir grup antropolog tarafından keşfedilmiş insana çok benziyen insan - maymun arası egzotik bir canlı türüdür. Bu yeni türe antropologlar kısaca Tropi olarak hitap eder ve onları gözlemlemeye başlarlar. Araştırmalardan elde ettikleri ilginç sonuçlar dünyanın geri…devamıParanthropus Erectus Yeni Gine'de bir grup antropolog tarafından keşfedilmiş insana çok benziyen insan - maymun arası egzotik bir canlı türüdür. Bu yeni türe antropologlar kısaca Tropi olarak hitap eder ve onları gözlemlemeye başlarlar.
Araştırmalardan elde ettikleri ilginç sonuçlar dünyanın geri kalanının da dikkatini çekince Tropilerin, kâr amacı güden kapitalist sanayiciler tarafından köleleştirilmesine engel olmak isteyen antropologlar Tropilerin insan mı yoksa hayvan mı olduğuna karar vermek için sıradışı bir deney yaparlar...
Deney sonucunda yaşananlar bir ceza davasına konu olur. Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal da diyebileceğimiz bu sansasyonel davaya atanan Yargıç Sir Arthur Draper belki de meslek hayatının en zor davası ile karşı karşıyadır...
Jean Burller Vercors'un romandaki olayları anlatırken zaman zaman takındığı sohbetvari üslub bu kitabı okumama ayrı bir keyif kattı. Kitap toplamda 17 bölümden oluşuyor. Yazar 2 - 10 bölüm arasında romanda uzun uzadıya tartışılan olayların zemini hazırlayan süreci anlatmak için okuru geçmişe götürüyor.
Adli bir vakayla, ilginç bir polisiye - macera romanı gibi başlayan bu kitabın asıl niteliği son 7 bölümde ortaya çıkıyor. Etik bir tartışma üzerinde yoğunlaşan bu roman, güncel basımı olmadığı için sahafların tozlu raflarında unutulup gitmiş bir cevher. Umarım tekrar basımı yapılır ve daha güncel bir çeviri ile tekrar okuyabilirim. Romanın düşünsel arka planı çok sağlam ve dolu dolu. Sabaha kadar uykusuz kalmama kesinlikle değdi. Tavsiye ederim. :)
Not:
Skullduggery (1970) isimli bir filmi ve "İnsanlar ve Hayvanlar" isimli bir radyo tiyatrosu da var. Ben bu radyo tiyatrosu ile yazarı keşfettim. Dinlemenizi tavsiye ederim.
Kitabın özgün adı: Les Animaux Dénaturés (Denatüre Hayvanlar)